Meslek Seçme Özgürlüğü Hayal Olmamalı

Hayatımız seçimlerimizin toplamıdır. Meslek seçimi bu seçimlerin en ciddi ve önemli olanlarındandır. Meslek insanı sosyolojik ve ekonomik olarak verimli kılan ve işe yarar olma kapasitesini sağlayan bir ögedir. Mesleki faaliyet ergenlikten emekliliğe uzanan süreçte bireyin ve toplumun üretkenliğini, katma değerini, refahını, toplum içindeki yerini ve mutluluğunu belirleyen temel uğraşlardandır. Ülkemizde örgün eğitim alanında meslek seçimi konusunda iki önemli dönemeç noktası vardır. Biri liselere geçiş evresinde ikincisi ise üniversiteye geçiş evresinde yaşanmaktadır. Peki mevcut sistem bu özgürlüğü gerçekten sunuyor mu, yoksa bir eleme maratonuna mı dönüştürüyor?

7cded34b-3dd5-4906-a178-2113be868eb0.jpg

Öğrencilik periyodu içerisinde ortaokuldan liseye geçiş evresi en önemli basamaklardan ilkini oluşturur. Anadolu lisesi, Fen Lisesi, Meslek lisesi, İmam Hatip lisesi, özel yetenek gerektiren müzik ve resim liseleri, yabancı dille eğitim yapan liseler ve parasız yatılı gibi seçenekler kişiye önemli bir ivme ve mesleki ufuk kazandırır. Üzerine eklenecek lisans ve üniversite eğitimi ile kişi hem bilimsel bakış açısı hem bir mesleki disiplin kazanır. Bu birikimin sağladığı avantajla, kişi iş yaşamında ayakta durma ve kazanç sağlama yeterliliğine erişir. (https://konyabakis.com/yazarlar/omer-tokgoz/hayatimiz-secimlerimizin-toplamidir-1314)

8e187159-2f63-465e-8420-cd530412ca38.jpg

Bir Geçim Kapısından Fazlası: Kendini Gerçekleştirme

Meslek, sadece bir para kazanma, geçim sağlama yolu değil, bunların daha da ilerisinde bir anlam taşıyan kendini gerçekleştirme sürecinin ve iddiasının da en önemli aracıdır. Günümüzde özellikle bilgi toplumlarında bireylerin gözlem yaparak, deneyerek ve yaşayarak meslekleri tanıma ve öğrenme olasılığı oldukça sınırlıdır. Bu süreçte öğrenciye ve aileye yıllar içinde sunulacak mesleğe yöneltme ve rehberlik çalışmaları en önemli noktaların başında gelir.

Ülkemizde 90’lı yıllardan itibaren İŞKUR Genel Müdürlüğü yaygın bir İş ve Meslek Danışmanlığı sistemi kurmuştur. İş Kulüpleri, Meslek Bilgi merkezleri, Dijital ortamda kariyer testleri ve DABİS uygulaması ve danışman personel ile okullarda yürütülen meslek tanıtım çalışmaları ile mesleki rehberlik çalışmalarını MEB İl Müdürlükleri ile iş birliği halinde aralıksız sürdürmektedir. Bunun yanında günümüzde üniversiteler tercih günleri düzenleyerek öğrencilerin bölüm seçimine destek olmaya çalışmaktadır. Tercih döneminde MEB, İŞKUR ve özel danışmanlık firmaları birlikte veya ayrı ayrı çalışmalar ile bu süreçte yer almaktadırlar.

9289f32c-44ec-4a76-a454-2f87dcfd2125.jpg

Rehberlik ve Danışmanlığın Sahadaki Yeri

Bendeniz bu bağlamda 2000-2009 yılları arasında İşkur Konya İl Müdürlüğü İş ve Meslek Danışmanı olarak Konya’ da bulunan kamu ve özel ilköğretim ve ortaöğretim okullarında “Meslek Seçiminin Hayatımızdaki Önemi” seminerleri, Selçuk Üniversitesine bağlı Meslek Yüksekokullarında, İş Arama Becerileri sunumları ve Lise son sınıf öğrencileri için okullarda ve İŞKUR Konya İl Müdürlüğünde tasarımı bana ait “ÖSS’de Bilinçli Tercih” seminerleri yaptım. TV röportajları ve canlı yayın açık oturum programlarında, medyada meslek seçiminin önemini kamuoyuna aktarmaya çalıştım. Günümüzde Konya İŞKUR ve 81 ilde yeni kuşak İş ve Meslek Danışmanları ile bu hizmetler verilmektedir. (https://www.milliyet.com.tr/gundem/universite-adaylarinin-kafasi-karisik-5164277)

Mesleki Yönelimden 'Eleme Maratonu'na

Eğitim sistemimizde sınavlar, aday sayısı ile mevcut kontenjanların örtüşmemesi sebebiyle bir ‘eleme mekanizması' haline gelmiştir. Dolayısıyla öğrencinin potansiyeline uygun bir seçim ve hedef ile bir meslek, bölüm ve nitelikli bir üniversiteyi hedeflemesi kadar sınavda başarılı olması da bilinçli meslek tercihi kadar önemli bir basamaktır. 1980 öncesi üniversitelere girişte merkezi sınav sonucu alınan puan ile her üniversitenin kendisinin öğrenci kabulüne dayalı bir sistem vardı.

12 Eylül ihtilali sonrası üniversiteye giriş tamamen merkezi bir hale dönüştürülmüştür. Sürekli yön değiştiren bu sistemin başlangıcında ÖSS sınavları mesela tek basamaktan iki basamaklı hale getirilmiştir. Ben acizane 1982’ de Konya Karatay Lisesinden fen bölümü mezunu ve moda deyimle sayısalcı iken eşit ağırlıkla İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandığımda ilk kez iki basamaklı sınav bize uygulandı. Mesela ben ikinci ÖSS sınavına başka bir kentte, Ankara'da girmek zorunda kalmıştım. Bu süreçte 1980’li yıllardan başlayarak liseye geçiş için sınav hazırlıkları ve üniversite girişte dershaneler neredeyse 30-40 yıl bir rüzgâr gibi esti geçti. Özel dershanelerin bir kısmı kapatılırken, bazıları etüt merkezi, sınava hazırlık koçluğu, özel ders merkezi gibi isim ve fonksiyon değiştirdi. Bir kısmı temel lise eğitimi veren okullara dönüştü.

648bfc0d-143a-4f8c-b66d-0eb7dc6dd235.jpg

Aşırı Kaygı, Diplomalı İşsizlik ve Moral Kaybı

Sınav sisteminin nihai sonucu ise mevcut kontenjanların üzerindeki aşırı talebi dengelemek için mesleki bireysel yetenek, ilgi ve kapasite ile alakası olmayan bir eleme sistemi çıkarmaktadır. Sınavlarda fiilen ve göreceli olarak başarılı olanı yukarı çıkaran ve diğerlerini eleyen bir yapıdır. Sınav sisteminin bir diğer yansıması ise öğrenci ve ebeveynler üzerinde yarattığı aşırı bir performans kaygısıdır. Artık sadece sınavın yapıldığı yıl değil tüm lise eğitimi boyunca bir sınava hazırlık dönemi yaşanmaktadır. Sınavın yapıldığı yıl ve sınav haftasında dozu artan bir stres dönemi yaşanmaktadır. Her yıl sınavı saniyelerle kaçırma görüntüleri, belge unutma vakaları ve sınava zar zor yetişme gibi trajik olaylar görülmektedir. 2026 yılı YKS sınavı TYT sınavına iki buçuk milyon, AYT testine ise yaklaşık bir buçuk milyon kişi katılmıştır. Bu sayısal verilere sınava giren kişinin ebeveynlerini eklerseniz (anne, baba, dede, nene) en az 5 milyonluk bir kitlenin gerilim dönemi ve beklenti dönemi yaşadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu sınavlı yarışma ve bölüm seçme modeli salt yarışmada başarılı olmak hedefi ile yapıldığında önemli bir risk içermektedir. Bilinçli olarak lisans-ön lisans bölümleri seçilmediğinde bu kişiler mezuniyet sonrası diplomalı işsiz olarak iş hayatına girmektedirler. Üniversite sınavında başarılı olamayan kişi gidip iş yaşamına atılmak istese mesleksiz olduğu için düşük ücretli işlere yönelmek zorunda kalıyor. Moral ve motivasyon kaybına uğruyor. Sınav performansı düşük olan veya istediği bölümü tutturamayan öğrenci ise gelecek yıldaki sınav maratonu için aynı kaygı ve stresi bir koca yıl daha yaşamak zorunda kalıyor. (https://www.milliyet.com.tr/gundem/universite-adaylarinin-kafasi-karisik-5164277)

Yetenek ve ilgileri ölçmeyen sınav maratonunun kime ne faydası var. Durmadan test çözmekle ne elde edilecektir? Sınava tabi tuttuğumuz öğrencinin “ergenlik psikolojisini” nereye koyacağız. 14-15 yaşına girmiş bireye “hayal et ve eğitim yoluyla” kendini gerçekleştir. Lise+ üniversitede en az 8 yıllık bir eğitim maratonuna çıkacaksın denilmektedir. Bu öğrenci varsa ilgili bazı öğretmenler ve ilgili ailesi dışında kimden destek alabiliyor? Belki el yordamıyla akranlar, belki sosyal medya figürleri, sosyal çevredeki olumlu/olumsuz örnekler etkili olabilecektir. (https://halic.edu.tr/tr/blog/meslek-secimi-nasil-yapilir-dogru-meslek-secimi)

Doğru Meslek Mutlu İnsan, Yanlış Meslek Sorunlu İnsan

Çocuk bu hazırlık ve sınav maratonu ne için diye sorarsa: Hayata hazırlanmak, meslek kazanmak, başarılı olmak, iyi para kazanmak, sosyal güvence için ve benzeri gerekçeler söylenebilir. Ülkemizde çalışan insanların önemli bir kısmı şu anda yapmakta olduğu meslekleri bilinçli olarak değil, gelir elde etme ve bir işte çalışma mecburiyetinden seçmiştir. Literatürde çalıştığı işinden memnun olmayanlar diye değerlendirilir. TÜİK verilerinde gönüllü işsizlik olgusu da bulunmaktadır. Bir de eksik istihdam denilen âtıl istihdam verileri vardır. TÜİK'in yalnızca işsizleri değil, eksik istihdam edilenleri ve âtıl işgücünü de ölçmesi boşuna değildir. Çünkü birçok insan bir işte çalışıyor görünse de yeteneklerine, eğitimine ve beklentilerine uygun bir işte çalışmadığını düşünmektedir. Bu temel veriyi İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesinde aldığım iktisat ve çalışma ekonomisi derslerinde görmüştük. İŞKUR meslek seçimi seminerlerinde kullandığım “Doğru meslek mutlu insan, yanlış meslek sorunlu insan” mottosu da buna yöneliktir.

Dünyanın 100 yıl önce mesafe aldığı mesleki rehberlik, mesleğe yöneltme ile iş hayatına geçişi sağlayan Job/İş ve Vocational/Meslek örtüşmesi ile geleneksel ahilik ve lonca sistemine dayalı mesleki eğitimi iç içe sürdürmemiz gerekiyor. Ne olursa olsun her ferdin ilgi ve yeteneklerine göre ve kendi tercihlerine göre mutlaka elinde bir sanatı, mesleki eğitimi ve gereğinde akademik eğitimi ve diploması olmalıdır. Sosyal medyada yapılan diploma aleyhtarı yayınlar ve güya klasik meslek erbabının iyi para kazandığı gibi görüşlerin hiçbir ciddiyeti yoktur.

Bir Türk Ata Sözü: Sanat/Meslek Altın Bileziktir.

Her düzeyde potansiyeli uygun olan insanlarımız mesleki eğitim görmeli, aldığı eğitimin dünyanın her yerinde geçerli mesleki sertifikası olmalı ve örgün eğitim basamaklarını geçerek akademik eğitim görmelidir. İş hayatında çalışma hakkı, sosyal güvence, örgütlenme ve iş hukuku anayasal güvence ile ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), İnsan Hakları bildirgeleri, Avrupa Sosyal Şartı gibi küresel ölçekte mutabakat ile korunan haklardandır. Bu hakların yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması, günlük yaşamda da karşılığı olan güvencelere dönüşmesi şarttır. Liyakat ve ehliyet kuralları her evrede ve her sektörde uygulanmalıdır. Çalışan bireyler ve işverenler ise kadim kültürümüzden gelen ve modern iş yaşamında karşılığı var olan iş ve meslek ahlakına sahip olmalıdır.

Radikal Bir Öneri: Çok Programlı Lise Modeli

Şahsen ütopya denilebilecek içerikte radikal bir önerim var: Tüm Liseler ve Meslek Yüksek okulları kapatılsın, sadece çok programlı lise açılsın. Modelde genel kültürel alt yapı üzerine derslerden (Türkçe, Tarih, Vatandaşlık,) sonra iş ve meslekler dünyasına geçişe hazırlık amaçlanmalıdır. Bu ilkokul potansiyeli üzerine de mesleki beceri ve ihtisas eğitimi verilsin. Üniversite eğitimi öncesi eğitimimiz tamamen bireyin potansiyelini keşif ve kendini gerçekleştirme ve meslekler dünyasına geçiş üzerine olmalıdır. İstihdam odaklı akademik ve mesleki eğitim olarak kurgulanmalıdır.

Bireyin potansiyeline ve tercihlerine göre isteyene kültür, fen, sosyal, teknik, ilahiyat, sanat, spor, iletişim vb. bölümlerde eğitim verilsin. Aynı zamanda ülkemizin insan kaynaklarını geliştirme, üretkenlik ve rekabet potansiyelini kullanma bağlamında emek arz ve talebinin dengelenmesi gözetilmelidir. Biraz daha ayrıntıya gireyim. Yedi yaşında ilkokul eğitimi başlasın. 5 yıl sürsün, ardından 5 yıllık mesleki eğitim verilsin. Mesleki eğitime başlangıç ilk yılı ortak eğitim olsun. Ortak eğitim yılında öğrencinin mesleki yönelimleri netlik kazanmalı ve tercih somutlaştırma evresi olmalıdır. Kalan 4 yıl alan ve dal bazlı mesleki ihtisaslaşma eğitimi olacaktır. Eğitimde istikrar ve değişimin dinamik bir yapısı olmalıdır. Yapboz tahtası misali milli eğitimde sistemler karmaşası yaşanmamalıdır.

Her eğitim düzeyinde mesleki rehberlik ve danışmanlık hizmeti MEB ve İŞKUR tarafından isteğe bağlı değil zorunlu olarak verilmelidir. Bir üst eğitime ve bölüme geçişte öğrencinin ailesiyle bütünleşik biçimde özgür seçim ortamı sağlanmalıdır. Cebri ve metazori yöntemlerle değil demokratik tercihlerle kişilerin bölüm/dal/meslek seçimini eşleştirelim. Öğrenci özgür biçimde alan-dal seçimi ve lisans bölümü seçimi yaparken ekonomik ve sosyal seçenekleri görsün. Kendi potansiyelini keşfetsin ve kendi geleceğini oluşturacak adımları sorumluluk alarak gerçekleştirsin. (https://halic.edu.tr/tr/blog/meslek-secimi-nasil-yapilir-dogru-meslek-secimi)

Sınavsız Geçiş ve Gerçek Meslek Seçme Özgürlüğü

Bu modelin parametreleri bağlamında liseye geçişte ve üniversiteye geçişte sınavlar bu yapısal dönüşüm sağlanana kadar devam etmelidir. Kısa ve orta vadeli 5/10 yıllık dönüşümle memleket sathında yatay ve dikey olarak mesleki eğitim ve üretime odaklı bir eğitim alt yapısı kurulmalıdır. Bu noktadan itibaren sınav sistemi kademeli olarak kaldırılmalıdır. Sınav sistemi yerini doğrudan bir üst eğitim basamağına geçişe bırakacaktır. Bireylerin meslek seçme ve kendilerini gerçekleştirme özgürlüğünü kazanmaları diğer parametreler ile birlikte tecelli edecektir.

Eğitim sisteminin temel amacı yalnızca sınav kazandırmak değil, bireyin kendini tanımasını ve hayata hazırlanmasını sağlamaktır. Her gencin ilgi ve yeteneklerine uygun bir alanda eğitim alma, meslek edinme ve geleceğini özgürce şekillendirme hakkı vardır. Meslek seçiminin birkaç saatlik sınav sonuçlarına indirgenmediği, rehberlik hizmetlerinin güçlü olduğu ve bireyin potansiyelini merkeze alan bir sistem kurabildiğimiz ölçüde gerçek anlamda meslek seçme özgürlüğünden söz edebiliriz.

Kontv ÖSS'de Bilinçli Tercih Nasıl Yapılır? Ömer Tokgöz

https://www.youtube.com/watch?v=fgM660odeeQ

Meslek Seçme Özgürlüğü Hayal Olmamalı

Hayatımız seçimlerimizin toplamıdır. Meslek seçimi bu seçimlerin en ciddi ve önemli olanlarındandır. Meslek insanı sosyolojik ve ekonomik olarak verimli kılan ve işe yarar olma kapasitesini sağlayan bir ögedir. Mesleki faaliyet ergenlikten emekliliğe uzanan süreçte bireyin ve toplumun üretkenliğini, katma değerini, refahını, toplum içindeki yerini ve mutluluğunu belirleyen temel uğraşlardandır. Ülkemizde örgün eğitim alanında meslek seçimi konusunda iki önemli dönemeç noktası vardır. Biri liselere geçiş evresinde ikincisi ise üniversiteye geçiş evresinde yaşanmaktadır. Peki mevcut sistem bu özgürlüğü gerçekten sunuyor mu, yoksa bir eleme maratonuna mı dönüştürüyor?

Öğrencilik periyodu içerisinde ortaokuldan liseye geçiş evresi en önemli basamaklardan ilkini oluşturur. Anadolu lisesi, Fen Lisesi, Meslek lisesi, İmam Hatip lisesi, özel yetenek gerektiren müzik ve resim liseleri, yabancı dille eğitim yapan liseler ve parasız yatılı gibi seçenekler kişiye önemli bir ivme ve mesleki ufuk kazandırır. Üzerine eklenecek lisans ve üniversite eğitimi ile kişi hem bilimsel bakış açısı hem bir mesleki disiplin kazanır. Bu birikimin sağladığı avantajla, kişi iş yaşamında ayakta durma ve kazanç sağlama yeterliliğine erişir. (https://konyabakis.com/yazarlar/omer-tokgoz/hayatimiz-secimlerimizin-toplamidir-1314)

Bir Geçim Kapısından Fazlası: Kendini Gerçekleştirme

Meslek, sadece bir para kazanma, geçim sağlama yolu değil, bunların daha da ilerisinde bir anlam taşıyan kendini gerçekleştirme sürecinin ve iddiasının da en önemli aracıdır. Günümüzde özellikle bilgi toplumlarında bireylerin gözlem yaparak, deneyerek ve yaşayarak meslekleri tanıma ve öğrenme olasılığı oldukça sınırlıdır. Bu süreçte öğrenciye ve aileye yıllar içinde sunulacak mesleğe yöneltme ve rehberlik çalışmaları en önemli noktaların başında gelir.

Ülkemizde 90’lı yıllardan itibaren İŞKUR Genel Müdürlüğü yaygın bir İş ve Meslek Danışmanlığı sistemi kurmuştur. İş Kulüpleri, Meslek Bilgi merkezleri, Dijital ortamda kariyer testleri ve DABİS uygulaması ve danışman personel ile okullarda yürütülen meslek tanıtım çalışmaları ile mesleki rehberlik çalışmalarını MEB İl Müdürlükleri ile iş birliği halinde aralıksız sürdürmektedir. Bunun yanında günümüzde üniversiteler tercih günleri düzenleyerek öğrencilerin bölüm seçimine destek olmaya çalışmaktadır. Tercih döneminde MEB, İŞKUR ve özel danışmanlık firmaları birlikte veya ayrı ayrı çalışmalar ile bu süreçte yer almaktadırlar.

Rehberlik ve Danışmanlığın Sahadaki Yeri

Bendeniz bu bağlamda 2000-2009 yılları arasında İşkur Konya İl Müdürlüğü İş ve Meslek Danışmanı olarak Konya’ da bulunan kamu ve özel ilköğretim ve ortaöğretim okullarında “Meslek Seçiminin Hayatımızdaki Önemi” seminerleri, Selçuk Üniversitesine bağlı Meslek Yüksekokullarında, İş Arama Becerileri sunumları ve Lise son sınıf öğrencileri için okullarda ve İŞKUR Konya İl Müdürlüğünde tasarımı bana ait “ÖSS’de Bilinçli Tercih” seminerleri yaptım. TV röportajları ve canlı yayın açık oturum programlarında, medyada meslek seçiminin önemini kamuoyuna aktarmaya çalıştım. Günümüzde Konya İŞKUR ve 81 ilde yeni kuşak İş ve Meslek Danışmanları ile bu hizmetler verilmektedir. (https://www.milliyet.com.tr/gundem/universite-adaylarinin-kafasi-karisik-5164277)

Mesleki Yönelimden 'Eleme Maratonu'na

Eğitim sistemimizde sınavlar, aday sayısı ile mevcut kontenjanların örtüşmemesi sebebiyle bir ‘eleme mekanizması' haline gelmiştir. Dolayısıyla öğrencinin potansiyeline uygun bir seçim ve hedef ile bir meslek, bölüm ve nitelikli bir üniversiteyi hedeflemesi kadar sınavda başarılı olması da bilinçli meslek tercihi kadar önemli bir basamaktır. 1980 öncesi üniversitelere girişte merkezi sınav sonucu alınan puan ile her üniversitenin kendisinin öğrenci kabulüne dayalı bir sistem vardı.

12 Eylül ihtilali sonrası üniversiteye giriş tamamen merkezi bir hale dönüştürülmüştür. Sürekli yön değiştiren bu sistemin başlangıcında ÖSS sınavları mesela tek basamaktan iki basamaklı hale getirilmiştir. Ben acizane 1982’ de Konya Karatay Lisesinden fen bölümü mezunu ve moda deyimle sayısalcı iken eşit ağırlıkla İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandığımda ilk kez iki basamaklı sınav bize uygulandı. Mesela ben ikinci ÖSS sınavına başka bir kentte, Ankara'da girmek zorunda kalmıştım. Bu süreçte 1980’li yıllardan başlayarak liseye geçiş için sınav hazırlıkları ve üniversite girişte dershaneler neredeyse 30-40 yıl bir rüzgâr gibi esti geçti. Özel dershanelerin bir kısmı kapatılırken, bazıları etüt merkezi, sınava hazırlık koçluğu, özel ders merkezi gibi isim ve fonksiyon değiştirdi. Bir kısmı temel lise eğitimi veren okullara dönüştü.

Aşırı Kaygı, Diplomalı İşsizlik ve Moral Kaybı

Sınav sisteminin nihai sonucu ise mevcut kontenjanların üzerindeki aşırı talebi dengelemek için mesleki bireysel yetenek, ilgi ve kapasite ile alakası olmayan bir eleme sistemi çıkarmaktadır. Sınavlarda fiilen ve göreceli olarak başarılı olanı yukarı çıkaran ve diğerlerini eleyen bir yapıdır. Sınav sisteminin bir diğer yansıması ise öğrenci ve ebeveynler üzerinde yarattığı aşırı bir performans kaygısıdır. Artık sadece sınavın yapıldığı yıl değil tüm lise eğitimi boyunca bir sınava hazırlık dönemi yaşanmaktadır. Sınavın yapıldığı yıl ve sınav haftasında dozu artan bir stres dönemi yaşanmaktadır. Her yıl sınavı saniyelerle kaçırma görüntüleri, belge unutma vakaları ve sınava zar zor yetişme gibi trajik olaylar görülmektedir. 2026 yılı YKS sınavı TYT sınavına iki buçuk milyon, AYT testine ise yaklaşık bir buçuk milyon kişi katılmıştır. Bu sayısal verilere sınava giren kişinin ebeveynlerini eklerseniz (anne, baba, dede, nene) en az 5 milyonluk bir kitlenin gerilim dönemi ve beklenti dönemi yaşadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu sınavlı yarışma ve bölüm seçme modeli salt yarışmada başarılı olmak hedefi ile yapıldığında önemli bir risk içermektedir. Bilinçli olarak lisans-ön lisans bölümleri seçilmediğinde bu kişiler mezuniyet sonrası diplomalı işsiz olarak iş hayatına girmektedirler. Üniversite sınavında başarılı olamayan kişi gidip iş yaşamına atılmak istese mesleksiz olduğu için düşük ücretli işlere yönelmek zorunda kalıyor. Moral ve motivasyon kaybına uğruyor. Sınav performansı düşük olan veya istediği bölümü tutturamayan öğrenci ise gelecek yıldaki sınav maratonu için aynı kaygı ve stresi bir koca yıl daha yaşamak zorunda kalıyor. (https://www.milliyet.com.tr/gundem/universite-adaylarinin-kafasi-karisik-5164277)

Yetenek ve ilgileri ölçmeyen sınav maratonunun kime ne faydası var. Durmadan test çözmekle ne elde edilecektir? Sınava tabi tuttuğumuz öğrencinin “ergenlik psikolojisini” nereye koyacağız. 14-15 yaşına girmiş bireye “hayal et ve eğitim yoluyla” kendini gerçekleştir. Lise+ üniversitede en az 8 yıllık bir eğitim maratonuna çıkacaksın denilmektedir. Bu öğrenci varsa ilgili bazı öğretmenler ve ilgili ailesi dışında kimden destek alabiliyor? Belki el yordamıyla akranlar, belki sosyal medya figürleri, sosyal çevredeki olumlu/olumsuz örnekler etkili olabilecektir. (https://halic.edu.tr/tr/blog/meslek-secimi-nasil-yapilir-dogru-meslek-secimi)

Doğru Meslek Mutlu İnsan, Yanlış Meslek Sorunlu İnsan

Çocuk bu hazırlık ve sınav maratonu ne için diye sorarsa: Hayata hazırlanmak, meslek kazanmak, başarılı olmak, iyi para kazanmak, sosyal güvence için ve benzeri gerekçeler söylenebilir. Ülkemizde çalışan insanların önemli bir kısmı şu anda yapmakta olduğu meslekleri bilinçli olarak değil, gelir elde etme ve bir işte çalışma mecburiyetinden seçmiştir. Literatürde çalıştığı işinden memnun olmayanlar diye değerlendirilir. TÜİK verilerinde gönüllü işsizlik olgusu da bulunmaktadır. Bir de eksik istihdam denilen âtıl istihdam verileri vardır. TÜİK'in yalnızca işsizleri değil, eksik istihdam edilenleri ve âtıl işgücünü de ölçmesi boşuna değildir. Çünkü birçok insan bir işte çalışıyor görünse de yeteneklerine, eğitimine ve beklentilerine uygun bir işte çalışmadığını düşünmektedir. Bu temel veriyi İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesinde aldığım iktisat ve çalışma ekonomisi derslerinde görmüştük. İŞKUR meslek seçimi seminerlerinde kullandığım “Doğru meslek mutlu insan, yanlış meslek sorunlu insan” mottosu da buna yöneliktir.

Dünyanın 100 yıl önce mesafe aldığı mesleki rehberlik, mesleğe yöneltme ile iş hayatına geçişi sağlayan Job/İş ve Vocational/Meslek örtüşmesi ile geleneksel ahilik ve lonca sistemine dayalı mesleki eğitimi iç içe sürdürmemiz gerekiyor. Ne olursa olsun her ferdin ilgi ve yeteneklerine göre ve kendi tercihlerine göre mutlaka elinde bir sanatı, mesleki eğitimi ve gereğinde akademik eğitimi ve diploması olmalıdır. Sosyal medyada yapılan diploma aleyhtarı yayınlar ve güya klasik meslek erbabının iyi para kazandığı gibi görüşlerin hiçbir ciddiyeti yoktur.

Bir Türk Ata Sözü: Sanat/Meslek Altın Bileziktir.

Her düzeyde potansiyeli uygun olan insanlarımız mesleki eğitim görmeli, aldığı eğitimin dünyanın her yerinde geçerli mesleki sertifikası olmalı ve örgün eğitim basamaklarını geçerek akademik eğitim görmelidir. İş hayatında çalışma hakkı, sosyal güvence, örgütlenme ve iş hukuku anayasal güvence ile ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), İnsan Hakları bildirgeleri, Avrupa Sosyal Şartı gibi küresel ölçekte mutabakat ile korunan haklardandır. Bu hakların yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması, günlük yaşamda da karşılığı olan güvencelere dönüşmesi şarttır. Liyakat ve ehliyet kuralları her evrede ve her sektörde uygulanmalıdır. Çalışan bireyler ve işverenler ise kadim kültürümüzden gelen ve modern iş yaşamında karşılığı var olan iş ve meslek ahlakına sahip olmalıdır.

Radikal Bir Öneri: Çok Programlı Lise Modeli

Şahsen ütopya denilebilecek içerikte radikal bir önerim var: Tüm Liseler ve Meslek Yüksek okulları kapatılsın, sadece çok programlı lise açılsın. Modelde genel kültürel alt yapı üzerine derslerden (Türkçe, Tarih, Vatandaşlık,) sonra iş ve meslekler dünyasına geçişe hazırlık amaçlanmalıdır. Bu ilkokul potansiyeli üzerine de mesleki beceri ve ihtisas eğitimi verilsin. Üniversite eğitimi öncesi eğitimimiz tamamen bireyin potansiyelini keşif ve kendini gerçekleştirme ve meslekler dünyasına geçiş üzerine olmalıdır. İstihdam odaklı akademik ve mesleki eğitim olarak kurgulanmalıdır.

Bireyin potansiyeline ve tercihlerine göre isteyene kültür, fen, sosyal, teknik, ilahiyat, sanat, spor, iletişim vb. bölümlerde eğitim verilsin. Aynı zamanda ülkemizin insan kaynaklarını geliştirme, üretkenlik ve rekabet potansiyelini kullanma bağlamında emek arz ve talebinin dengelenmesi gözetilmelidir. Biraz daha ayrıntıya gireyim. Yedi yaşında ilkokul eğitimi başlasın. 5 yıl sürsün, ardından 5 yıllık mesleki eğitim verilsin. Mesleki eğitime başlangıç ilk yılı ortak eğitim olsun. Ortak eğitim yılında öğrencinin mesleki yönelimleri netlik kazanmalı ve tercih somutlaştırma evresi olmalıdır. Kalan 4 yıl alan ve dal bazlı mesleki ihtisaslaşma eğitimi olacaktır. Eğitimde istikrar ve değişimin dinamik bir yapısı olmalıdır. Yapboz tahtası misali milli eğitimde sistemler karmaşası yaşanmamalıdır.

Her eğitim düzeyinde mesleki rehberlik ve danışmanlık hizmeti MEB ve İŞKUR tarafından isteğe bağlı değil zorunlu olarak verilmelidir. Bir üst eğitime ve bölüme geçişte öğrencinin ailesiyle bütünleşik biçimde özgür seçim ortamı sağlanmalıdır. Cebri ve metazori yöntemlerle değil demokratik tercihlerle kişilerin bölüm/dal/meslek seçimini eşleştirelim. Öğrenci özgür biçimde alan-dal seçimi ve lisans bölümü seçimi yaparken ekonomik ve sosyal seçenekleri görsün. Kendi potansiyelini keşfetsin ve kendi geleceğini oluşturacak adımları sorumluluk alarak gerçekleştirsin. (https://halic.edu.tr/tr/blog/meslek-secimi-nasil-yapilir-dogru-meslek-secimi)

Sınavsız Geçiş ve Gerçek Meslek Seçme Özgürlüğü

Bu modelin parametreleri bağlamında liseye geçişte ve üniversiteye geçişte sınavlar bu yapısal dönüşüm sağlanana kadar devam etmelidir. Kısa ve orta vadeli 5/10 yıllık dönüşümle memleket sathında yatay ve dikey olarak mesleki eğitim ve üretime odaklı bir eğitim alt yapısı kurulmalıdır. Bu noktadan itibaren sınav sistemi kademeli olarak kaldırılmalıdır. Sınav sistemi yerini doğrudan bir üst eğitim basamağına geçişe bırakacaktır. Bireylerin meslek seçme ve kendilerini gerçekleştirme özgürlüğünü kazanmaları diğer parametreler ile birlikte tecelli edecektir.

Eğitim sisteminin temel amacı yalnızca sınav kazandırmak değil, bireyin kendini tanımasını ve hayata hazırlanmasını sağlamaktır. Her gencin ilgi ve yeteneklerine uygun bir alanda eğitim alma, meslek edinme ve geleceğini özgürce şekillendirme hakkı vardır. Meslek seçiminin birkaç saatlik sınav sonuçlarına indirgenmediği, rehberlik hizmetlerinin güçlü olduğu ve bireyin potansiyelini merkeze alan bir sistem kurabildiğimiz ölçüde gerçek anlamda meslek seçme özgürlüğünden söz edebiliriz.

Kontv ÖSS'de Bilinçli Tercih Nasıl Yapılır? Ömer Tokgöz

https://www.youtube.com/watch?v=fgM660odeeQ

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.