FETÖ Üniversitelerden Gerçekten Temizlendi mi?

YÖK’e 10 Soru; Cumhurbaşkanlığına, Adalet Bakanlığına ve Rektörlüklere Açık Çağrı

15 Temmuz’un üzerinden on yıl geçti.

Binlerce kişi hakkında işlem yapıldı. Akademisyenler ihraç edildi. Üniversite yöneticileri görevden alındı. FETÖ bağlantısı gerekçesiyle vakıf üniversiteleri kapatıldı.

Türkiye çok ağır bir bedel ödedi.

Şimdi, aradan geçen on yılın ardından artık daha zor bir soruyu sormanın zamanı geldi:

FETÖ üniversitelerden gerçekten temizlendi mi, yoksa yalnızca tespit edilen bazı isimler sistemden çıkarılarak dosyanın kapandığı mı düşünüldü?

Bu soru ne bir suçlama ne de geçmişte yapılan mücadeleyi küçümseme girişimidir.

Tam tersine, 15 Temmuz’un devlete yüklediği tarihî sorumluluğun gereğidir.

Çünkü FETÖ’nün üniversitelerdeki yapılanması yalnızca birkaç akademisyenin örgüt mensubiyeti meselesi değildi.

Ortada yıllar içerisinde kurulmuş akademik, idari ve kurumsal ilişkilerden oluşan bir ağ vardı.

O halde bugün sorulması gereken soru şudur:

İnsanlar araştırıldı. Peki ağlar ne kadar araştırıldı?

İhraç edilenleri biliyoruz; peki akademik ağları?

Bugün Türkiye’de FETÖ kapsamında kamu görevinden çıkarılmış akademisyenlerle onun üzerinde ortak bilimsel yayını bulunan bazı akademisyenlerin hâlen üniversitelerde görev yaptığı görülmektedir.

Burada son derece önemli bir hukuki ve ahlaki çizgiyi baştan çekelim:

Bir kişiyle ortak makale yazmak suç değildir.

FETÖ kapsamında daha sonra ihraç edilmiş bir akademisyenle geçmişte bilimsel çalışma yapmış olmak da hiç kimseyi otomatik olarak FETÖ mensubu yapmaz.

Suç şahsidir. Masumiyet karinesi esastır.

Ancak devletin görevi sadece suçlu aramak değildir.

Devlet aynı zamanda örgütün nasıl örgütlendiğini araştırmak zorundadır.

İşte bu nedenle soru şudur:

Bir akademisyenin daha sonra FETÖ kapsamında ihraç edilmiş kişilerle 10, 15, 20 veya daha fazla ortak çalışması bulunuyorsa; yıllara yayılan yoğun akademik ilişkiler söz konusuysa, bu ilişkiler yükseköğretimdeki örgütsel yapılanmayı anlamak amacıyla sistematik biçimde incelendi mi?

İncelendiyse sonuç ne çıktı?

İncelenmediyse neden incelenmedi?

Bu soruyu sormak suçlama değildir.

Bu soruyu sormamak, 15 Temmuz’dan yeterince ders çıkarıp çıkarmadığımızı sorgulatır.

FETÖ’cü akademisyenler ihraç edildi; peki onları kim yükseltti?

Belki de yükseköğretim sistemimizin cevaplaması gereken en rahatsız edici soru budur.

FETÖ kapsamında ihraç edilen akademisyenler üniversitelere gökten inmedi.

Birileri onları araştırma görevlisi yaptı.

Birileri yüksek lisans ve doktora süreçlerinde görev aldı.

Birileri jürilerine girdi.

Birileri kadrolarını açtı.

Birileri doçentlik ve profesörlük süreçlerinde bulundu.

Birileri bölüm başkanlığına getirdi.

Birileri dekan yaptı.

Birileri üniversite yönetimlerine taşıdı.

Birileri akademik ve idari güç kazanmalarının önünü açtı.

Bunları söylemek, bu işlemlerde imzası bulunan herkesin suçlu olduğunu iddia etmek değildir.

Böyle bir iddia hem hukuken hem vicdanen yanlış olur.

Ama yüzlerce akademisyenin yer aldığı örgütlü bir yapılanmadan bahsediyorsak devletin yalnızca son halkaya değil, zincirin tamamına bakması gerekmez miydi?

Üniversitelerde FETÖ araştırması neden bir “ağ analizi”ne dönüşmedi?

Akademik dünya ilişkiler üzerinden çalışır.

Ortak yayınlar vardır.

Ortak projeler vardır.

Doktora danışmanlıkları vardır.

Jüriler vardır.

Atamalar vardır.

Akademik yükseltmeler vardır.

Bölüm, fakülte ve üniversite yönetimleri vardır.

Dolayısıyla bir örgütün üniversitedeki yapılanmasını anlamak istiyorsanız yalnızca “Kim ByLock kullanmış?”, “Kim hangi bankaya para yatırmış?” veya “Kim hangi derneğe üye olmuş?” sorularıyla yetinemezsiniz.

Akademik sistem içerisindeki ilişkilerin de haritasını çıkarmanız gerekir.

Kim kiminle sürekli yayın yaptı?

Kim kimin öğrencisiydi?

Kim kimin jürisinde bulundu?

Kim kimin kadrosunu hazırladı?

Kim kimin akademik yükselmesinde rol oynadı?

Belirli kişiler belirli dönemlerde aynı üniversitelerde sistematik biçimde kümelendi mi?

Tekrar edelim:

Bunların hiçbiri tek başına suç delili değildir.

Ama örgütlü bir yapılanmanın kurumsal tarihini araştırıyorsanız bunlar son derece önemli araştırma verileridir.

YÖK’ün elinde bu araştırmayı yapabilecek veriler vardı

Üstelik bu çalışma imkânsız değildi.

YÖK’ün ve üniversitelerin elinde personel kayıtları bulunuyor.

Akademik kadro kayıtları bulunuyor.

YÖK Ulusal Tez Merkezi’nde lisansüstü tez ve danışmanlık bilgileri bulunuyor.

Üniversitelerde jüri ve atama kayıtları bulunuyor.

Akademik yayın veri tabanlarında ortak yazarlık ilişkileri bulunuyor.

Bilimsel proje kayıtları bulunuyor.

Yöneticilik ve görevlendirme kayıtları bulunuyor.

Bütün bunlar bir araya getirildiğinde FETÖ kapsamında ihraç edilen akademisyenlerin geçmişteki akademik ilişkileri bilimsel yöntemlerle analiz edilebilirdi.

Üniversite üniversite.

Fakülte fakülte.

Bölüm bölüm.

Yıl yıl.

Böylece kişileri peşinen suçlamak yerine devlet şu sorunun cevabını bulabilirdi:

FETÖ Türk yükseköğretim sistemine hangi akademik ve idari mekanizmaları kullanarak yerleşti?

Şimdi YÖK’e 10 soru

15 Temmuz’un üzerinden on yıl geçmişken Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının kamuoyuna açık biçimde cevaplaması gereken sorular olduğuna inanıyorum.

1. FETÖ kapsamında üniversitelerden ihraç edilen akademisyenlerin akademik ilişki ağları üniversite bazında çıkarıldı mı?

2. İhraç edilen akademisyenlerin ortak yayın yaptıkları kişiler ve özellikle yıllara yayılan yoğun ortak yazarlık ilişkileri sistematik olarak analiz edildi mi?

3. İhraç edilen akademisyenlerin yüksek lisans ve doktora danışmanları ile yetiştirdikleri lisansüstü öğrenciler, örgütün akademik yapılanmasını anlamak amacıyla incelendi mi?

4. Bu kişilerin araştırma görevliliği, doktor öğretim üyeliği, doçentlik ve profesörlük kadrolarına atanma süreçleri geriye dönük olarak araştırıldı mı?

5. Akademik atamalarda görev alan jüri üyeleri ve tekrar eden jüri ilişkileri üzerinde kapsamlı bir çalışma yapıldı mı?

6. FETÖ kapsamında ihraç edilen akademisyenlerin bölüm başkanlığı, dekanlık, rektör yardımcılığı ve diğer idari görevlere kimlerin döneminde getirildiği analiz edildi mi?

7. Belirli üniversitelerde, fakültelerde veya bölümlerde olağan dışı akademik kümelenmeler tespit edildi mi?

8. FETÖ kapsamında ihraç edilen kişilerle çok sayıda ortak yayını bulunan ve hâlen üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin ilişkileri, herhangi bir suç karinesi oluşturulmadan, yapılanmanın akademik ağını anlamak amacıyla incelendi mi?

9. Bu araştırmalar yapıldıysa sonuçlarını içeren kapsamlı bir “FETÖ’nün Türkiye Yükseköğretim Yapılanması Raporu” neden kamuoyuyla paylaşılmadı?

10. Ve en önemlisi: FETÖ’nün geçmişte kullandığı akademik kadrolaşma yöntemlerinin bugün herhangi bir başka cemaat, grup veya çıkar ağı tarafından kullanılmasını önlemek amacıyla hangi kalıcı yapısal tedbirler alındı?

Bu on soruya verilecek cevaplar sadece geçmişi aydınlatmayacaktır.

Türkiye’nin üniversitelerinin geleceğini de gösterecektir.

Rektörlüklere de soruyoruz

Sorumluluk yalnızca YÖK’ün değildir.

Üniversite rektörlükleri de kendi kurumlarının geçmişiyle yüzleşmek zorundadır.

Her rektörlük kamuoyuna açıklamalıdır:

Kendi üniversitesinden kaç akademisyen FETÖ kapsamında ihraç edildi?

Bu kişilerin hangi bölümlerde yoğunlaştığı araştırıldı mı?

Akademik yükselme süreçleri incelendi mi?

Ortak yayın ve proje ağları çıkarıldı mı?

Danışmanlık ilişkileri araştırıldı mı?

Birbirlerinin akademik kadrolarına atanmasında veya yükselmesinde rol oynayıp oynamadıkları incelendi mi?

Üniversitenin hangi idari mekanizmalarının bu yapılanma tarafından istismar edildiği tespit edildi mi?

Ve bu açıkların kapatılması için ne yapıldı?

Bir üniversite kendi kurumsal geçmişini araştırmaktan neden çekinsin?

Eğer her şey incelendiyse sonuçları açıklamak kurumu zan altında bırakmaz.

Tam tersine kuruma güven kazandırır.

Cumhurbaşkanlığına da bir soru var

YÖK, anayasal statüye sahip bir yükseköğretim kurumudur; üniversite rektörlerinin atanması ise mevcut sistemde Cumhurbaşkanlığı makamıyla doğrudan ilişkili bir süreçtir.

Bu nedenle mesele yalnızca YÖK’ün veya üniversitelerin meselesi değildir.

Cumhurbaşkanlığına da soruyoruz:

Rektör adayları değerlendirilirken geçmiş akademik ve idari ilişki ağları ne ölçüde incelenmektedir?

FETÖ kapsamında ihraç edilen akademisyenlerle geçmişte yoğun akademik, yönetsel veya kurumsal ilişkileri bulunan kişilere ilişkin nasıl bir değerlendirme mekanizması uygulanmaktadır?

Burada da altını özellikle çizelim:

Bir insanın geçmişte bir FETÖ şüphelisi veya daha sonra ihraç edilmiş bir akademisyenle çalışmış olması onu suçlu yapmaz.

Ancak Türkiye 15 Temmuz’u yaşamışsa, devletin üst düzey akademik yöneticileri belirlerken kurumsal geçmişi ayrıntılı biçimde incelemesi son derece doğaldır.

Çünkü rektörlük yalnızca akademik bir makam değildir.

Binlerce personelin, yüz milyonlarca hatta milyarlarca liralık kamu kaynağının ve gelecek nesillerin eğitiminden sorumlu büyük kurumların yönetimidir.

Dolayısıyla kamuoyunun şu soruya cevap istemesi meşrudur:

15 Temmuz sonrasında üniversitelerin en üst yöneticileri belirlenirken FETÖ’nün geçmiş akademik ilişki ağları konusunda sistematik bir kurumsal inceleme mekanizması oluşturuldu mu?

Adalet Bakanlığı açısından da mesele kapanmış değildir

Meselenin bir başka boyutu ise yargıdır.

FETÖ soruşturmaları Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük adli soruşturma süreçlerinden birini oluşturdu.

Binlerce dosya açıldı.

Binlerce kişi hakkında karar verildi.

Ancak üniversite yapılanmasının bütünü bakımından yargı dosyalarında ortaya çıkan bilgilerin kurumsal bir hafızaya dönüştürülüp dönüştürülmediğini de sormak gerekir.

Farklı şehirlerde yürütülen soruşturmalarda ortaya çıkan akademik ilişkiler birbirleriyle karşılaştırıldı mı?

Bir dosyada ortaya çıkan akademik bağlantının başka üniversitelerdeki uzantıları araştırıldı mı?

Savcılık dosyalarında yer alan yapılanma bilgileri, hukukun izin verdiği sınırlar ve kişisel verilerin korunması gözetilerek, yükseköğretim sisteminin gelecekte korunmasına yönelik kurumsal analizlerde değerlendirildi mi?

Adalet Bakanlığından beklenen, bağımsız yargının yerine geçmek değildir.

Tam tersine soru şudur:

On binlerce sayfalık soruşturma ve dava dosyalarının ortaya çıkardığı kurumsal tecrübe, devletin gelecekte benzer yapılanmaları önlemesini sağlayacak bir bilgi birikimine dönüştürüldü mü?

Bir soru da üniversitelerin vicdanına

Şimdi daha rahatsız edici bir soru soralım.

FETÖ kapsamında ihraç edilen bir akademisyenle 10’dan fazla ortak yayını bulunan bir akademisyen bugün hâlâ görev yapıyorsa ne düşünmeliyiz?

Cevap şudur:

Hiçbir şey.

Sadece bu bilgiye bakarak hiç kimse hakkında suçlama yapılamaz.

Ama devlet açısından ikinci soru hemen arkasından gelmelidir:

Bu yoğun akademik ilişkinin niteliği araştırıldı mı?

Bilimsel bir zorunluluktan mı kaynaklanıyordu?

Aynı laboratuvarın doğal sonucu muydu?

Aynı araştırma grubunun üyeleri miydiler?

Yoksa daha geniş bir akademik ilişki ağının parçası mıydı?

Araştırırsınız.

Delile bakarsınız.

Sonuçta hiçbir örgütsel ilişki bulunmayabilir.

O zaman kişinin üzerine düşebilecek şüphe de bilimsel ve hukuki incelemeyle ortadan kaldırılmış olur.

Hukuk devleti böyle davranır.

Ne herkesi suçlu ilan eder ne de hiçbir şey görmemiş gibi davranır.

Asıl mesele kişiler değil, sistemdir

Türkiye’nin 15 Temmuz’dan çıkaracağı en büyük ders budur.

FETÖ meselesini sadece isimlere indirgersek aynı hatayı tekrarlarız.

Çünkü isimler gider.

Ama sistem aynı kalabilir.

Eğer kişiye özel akademik kadro ilanları hâlâ mümkünse;

eğer akademik jüriler dar ilişki ağları içerisinde oluşturulabiliyorsa;

eğer liyakat yerine yakınlık hâlâ akademik yükselmede etkili olabiliyorsa;

eğer üniversitelerde küçük gruplar yıllar içerisinde kendi kadrolarını oluşturabiliyorsa;

o zaman problem yalnızca geçmişte kalmış değildir.

Bugün adı FETÖ olmaz.

Yarın başka bir isim olur.

Ama yöntem aynı kalır.

Devletin görevi örgütün adını değiştirmek değil, örgütlenmeye imkân veren sistemi değiştirmektir.

Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanlığı, YÖK ve rektörlükler açıklamalıdır

On yıl sonra artık Türkiye’nin önüne kapsamlı bir yükseköğretim raporu konulmalıdır.

FETÖ üniversitelere nasıl yerleşti?

Hangi yöntemleri kullandı?

Hangi dönemlerde büyüdü?

Hangi akademik ve idari mekanizmalardan yararlandı?

Akademik ilişki ağları nasıl oluştu?

Bu mekanizmaların hangileri bugün ortadan kaldırıldı?

Hangileri hâlâ kullanılabilir durumda?

Ve Türkiye’deki üniversitelerin başka bir örgütlü kadrolaşmanın eline geçmemesi için hangi somut önlemler alındı?

Bunların cevaplarını istemek devlete saldırmak değildir.

Devleti korumaktır.

YÖK’e düşen açıklamaktır.

Rektörlüklere düşen kendi kurumlarının geçmişini araştırmaktır.

Adalet Bakanlığına düşen, yargısal süreçlerden elde edilen kurumsal tecrübenin hukuk devleti içerisinde nasıl değerlendirildiğini ortaya koymaktır.

Cumhurbaşkanlığına düşen ise Türkiye’nin üniversitelerinin yönetimine getirilen isimlerde liyakat, şeffaflık ve devlet güvenliğini birlikte güvence altına alan sistemi tesis etmektir.

Ve biz vatandaşlara, akademisyenlere ve gazetecilere düşen de soru sormaktır.

Çünkü 15 Temmuz’un üzerinden on yıl geçtikten sonra hâlâ cevap bekleyen en önemli soru şudur:

FETÖ’den ihraç edilenleri araştırdık. Peki onları üniversitelere yerleştiren, yükselten, birbirine bağlayan ve yıllarca koruyabilen mekanizmayı gerçekten araştırdık mı?

Eğer cevabımızı belgelerle, verilerle ve kamuoyuna açık kapsamlı bir raporla ortaya koyamıyorsak;

üniversitelerde FETÖ yapılanması dosyasının tamamen kapandığını söylemek için henüz erkendir.

Çünkü gerçek mücadele, yalnızca örgütün mensuplarını sistemden çıkarmak değildir.

Gerçek mücadele; aynı kapıdan FETÖ’nün de, başka bir cemaatin de, başka bir çıkar grubunun da bir daha giremeyeceği kadar şeffaf, liyakatli ve güçlü bir üniversite sistemi kurmaktır.

15 Temmuz’un onuncu yılında Cumhurbaşkanlığına, Adalet Bakanlığına, YÖK’e ve bütün üniversite rektörlüklerine sorulması gereken soru budur:

İsimleri temizledik; peki sistemi temizledik mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.