İsmail Detseli

İsmail Detseli

Dedemin Nüktedanlıkları – II

Habibim Ahmet, Resulüm Ya Muhammed

1963 yıllarıydı sanırım. Bir cuma günü idi. Köyümüzün o yıllarda cuma namazı kılınan büyük camisine cemaat toplandı. Cuma namazı kılınacak. Baktılar, görevli olan imam hatip efendi yok. Bir başka yere gitmiş, cumaya gelememiş. Mazereti önemli.

Cemaat birbirine bakındılar. Dedem ön sıralarda yerini almış, oturmuş, namazı beklemekte. İmam hatibin olmadığından haberi de yok. Cemaatin büyüklerinden biri yanına yaklaştı, durumu izah edip cuma hutbesini okuyup namazı kıldırmasını istedi.

Dedem ayağa kalktı, cemaate dönüp:

— Cemaat, bu önemli cuma namazı müftülüğün izin verdiği kişiler tarafından kıldırılır. Ancak bu görevli kişi sanırım önemli mazereti var ki görev yerinde bulunamadı. Cemaatten bugünlük bu vazifeyi ifa etmem istendi. Hepiniz benim bu imametliği yapmamda ittifak ediyor musunuz?, deyince cemaat hep birden:

— Kıldır hocam, dediler.

Dedem hutbeye çıktı. Tabii hazırlıklı değil. Duaları okudu, bir sureyi okudu ve başladı surenin manasını vermeye.

Sanırım kâfirler ile savaşma izninin verildiği bir sure veya ayet idi konu olan.

Büyük bir titizlikle hutbeyi okurken nüktedanlığı tuttu ve galeyana gelerek şöyle haykırdı:

"Habibim Ahmet, Resulüm Ya Muhammed! Vur kılıncı, ez kâfirleri! Onlar seni yalanlayan din düşmanlarıdır." deyince cemaatin hepsi usuldan da olsa gülüştüler.

Namaz bitti ama dedemin o nükteli "Habibim Ahmet, Resulüm Ya Muhammed" sözü yıllarca insanların dilinde tekrar edildi.

Dedemin esprileri, nüktedanlığı bitmiyor köyde…

Dedemin son hanımı evde devamlı yatar, naz eder, yemek yapmaz. Dedemden para ister, tarla ister, İzmir'deki evin tapusunu ister; yani dedemi perişan ediyor. Dedemin geçimi İzmir'den gelen evin kirası. Onu verir mi?

Dedem sigara tiryakisi. Merkebi de tembel. O da bazen dedem üzerinde binili iken yata ZZ x gider. Böyle bir gün dedem köyün bakkalına uğrar. Merkepte binilidir. Bakkalın önünde de birkaç köylü oturmuşlar, sohbet ediyorlar.

Dedem bakkala seslenir:

— Mehmet Efendi, oradan bir Garip Öldüren (üçüncü sigara) ver, der demez altında eşek yatıverir.

Dedem hemen lafı yapıştırır:

— İşte böyle gomşular, ipin ucunu kaçırırsan eşşek bile itaat etmez.

"Eve varırım avrat yatır, bakkala gelirim eşek yatır." der, oradaki ahali gülüşürlerdi.

***

Sus, şimdi ağzımın işi var

Dedim ya, dedem boğazı çok sever, hele bir de et olursa. Bir komşu kış günü tavşan vurup gelmiş. Dedemi akşam tavşan yemeye davet etmiş. Sofraya ekmek ovmasının üzerine serilmiş mis gibi bembeyaz tavşan eti gelmiş. Muzip adamın biri söz alır:

— Yahu Mevlit Hoca, şu önemli konuya bir açıklık getirsen, diye bir konu açar.

Ama dedem etin peşinde. "Adama susss... Şimdi o konunun zamanı değil. Benim ağzımın işi var. Konunun önemini şimdi unut." deyip tavşan etine yumulur.

***

Yamalıma da maşallah, körüme de maşallah

Dedemin gençlik yılları... İlyasbaba Tekke Köyü'ndeki bacanağı İsmail Efendi'nin bir tüfeği var. Civarda çok namlı. İsmail Dayı bir gün onunla beş tavşan vurmuş. Sonra bir daha av vuramaz olmuş. Bacanağı hoca olunca ona sormuş bu durumu.

Dedem demiş ki:

— Bacanak, o tüfeği sat artık. Sen onunla av vuramazsın. Nazar değmiş tüfeğe.

O da dedeme tüfeği satar. Dedem bu namlı tüfekle ava gidecek. Arkadaşları sözleşmişler, sabah erkence buluşurlar. İçlerinden biri dedemin yanına sokulur:

— Yahu arkadaş, tüfek ne kadar namlı olursa olsun avı tüfek vurmaz, avcı vurur. Senin gözün kör, tüfeğin bir gözü yamalı. Senin avda hiç şansın yok. Sen bir tavşan vur, ben akşama kadar onu torbamda taşırım, diye alay eder.

Ava gidilir. Tesadüf ya, dedemin önünden bir tavşan çıkar. Dedem de bir atar, tavşanı vurur.

Herkes:

— Bravo kör Mevlit, derken dedem vurduğu tavşanın boğazını keser. Alay eden adamın yanına yaklaşır:

-Gördün mü len kel gidi? Yamalıma da maşallah, körüme de maşallah. Al şu avcı ağanın tavşanını, akşama kadar taşı bakalım, der ve taşıtır.

***

Mimine halan evinde otursun

Dedem hem mahallenin mescidinde namaz kıldırır hem de mahallenin çocuklarına namazlıkları belletir. Bazı çocuklar okurken hocanın dediği Arapça sözleri tam çıkaramaz.

Mesela Amentü'yü okurken bir yerinde "Minallahi teâlâ" yerine çocuk devamlı "Miminella hiteâlâ" diye telaffuz eder.

Ona dedem:

— Yavrum, bırak şu Mimine halanı, bırak evinde otursun, diye espri yapar.

Mesela "Veylülli külli hümezetin..." suresinin sonunda çocuk "Fi amedim mümeddede" deyince:

— Deden ölmüş Tekkede, Allah rahmet eyleye, diyerek biz çocukları güldürürdü.

Hey gidi günler hey...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.