Konyalı Abi
Dünya Kupalarındaki Başarısızlığın Nedeni: Sorun Yetenekte Değil, Sistemde
Her büyük turnuvanın ardından aynı soruları soruyoruz: Neden dünya kupalarında kalıcı başarı elde edemiyoruz? Neden milyonlarca gencin yaşadığı bir ülkede uluslararası düzeyde istikrarlı başarı sağlayamıyoruz?
Bu soruların cevabını teknik direktörlerde, federasyon yönetimlerinde veya birkaç futbolcunun performansında aramak, sorunun özünü gözden kaçırmamıza neden oluyor. Çünkü spor, sahada değil; eğitim sisteminin içinde başlar.
Sporda başarılı olan ülkeler, başarılarını tesadüflere değil, uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalara borçludur. Bu ülkeler, sporu yalnızca profesyonel kulüplerin veya federasyonların sorumluluğuna bırakmamış, toplumun tamamına yaymıştır.
Birçok ülkede ortaokuldan itibaren öğrenciler resim, müzik ve spor gibi alanlar arasında seçim yapabilmektedir. Sporu seçen öğrenciler ise futbol, güreş, atletizm, yüzme veya basketbol gibi belirli bir branşa yönlendirilmektedir.
Bu tercih, yalnızca ders saatini doldurmak için yapılan bir etkinlik değildir. Öğrenciler ortaokuldan başlayarak lise ve üniversite eğitimleri boyunca seçtikleri branşta düzenli olarak eğitim almakta, haftada iki veya üç gün, ikişer saatlik planlı antrenmanlara katılmaktadır.
Alanında uzman eğitmenler eşliğinde yürütülen bu çalışmalar, düzenli yarışmalarla desteklenmekte ve öğrencilerin gelişimleri sürekli takip edilmektedir. Bu sistem sayesinde kulüpler, yetenekli sporcuları erken yaşta keşfetmekte ve milli takımlar için güçlü bir sporcu havuzu oluşturmaktadır.
Türkiye’de ise sporcu yetiştirme anlayışı farklı bir yol izlemektedir. Spor, eğitim sisteminin bütününe yayılmak yerine büyük ölçüde yetenek tarama testlerine ve spor liselerine yönlendirilmektedir.
Bu yaklaşım önemli sorunları da beraberinde getirmektedir. Her şeyden önce, spor belirli bir öğrenci grubuna indirgenmekte, milyonlarca çocuğun potansiyeli değerlendirme dışı bırakılmaktadır.
Öte yandan spor liseleri, çoğu zaman akademik başarı düzeyi düşük öğrencilerin yönlendirildiği kurumlar olarak algılanmaktadır. Böylece spor ve eğitim birbirinin alternatifi hâline gelmektedir. Oysa gelişmiş ülkelerde akademik başarı ile sportif başarı birbirini tamamlayan iki unsur olarak görülmektedir.
Bugün dünya kupalarında istediğimiz sonuçları alamıyorsak, bunun nedeni yetenek eksikliği değildir. Sorun, sporu eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçası hâline getirememiş olmamızdır.
Türkiye; sağlık hizmetlerinde, savunma sanayisinde, ulaşım altyapısında ve modern tesisleşmede önemli başarılara imza atmış bir ülkedir. Dünyanın sayılı sağlık sistemlerinden birini kurabilen, savunma sanayisinde küresel ölçekte rekabet edebilen ve ülkenin dört bir yanını modern yollar ve spor tesisleriyle buluşturabilen bir devletin, sporda aynı başarıyı yakalayamaması imkânsızlıklarla açıklanamaz.
Sorun, kaynak yetersizliği değil; mevcut kaynakları doğru bir sistemle buluşturamamaktır.
Bu nedenle spor alanındaki mevcut durumun kapsamlı biçimde değerlendirilmesi ve bugüne kadar uygulanan politikaların yeniden sorgulanması gerekmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’nın da bu tabloyu dikkatle ele alması ve spor politikalarının neden beklenen sonuçları vermediğini araştırması önem taşımaktadır.
Artık sporu yalnızca yetenek taramalarıyla sınırlayan anlayıştan vazgeçilmelidir. Ortaokuldan üniversiteye kadar her öğrenciye seçtiği branşta düzenli eğitim, antrenman ve yarışma imkânı sunulmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla tesis yapmak değil; mevcut tesisleri etkin şekilde kullanacak, sporu eğitim sisteminin merkezine yerleştirecek, bilimsel yöntemlere dayalı ve uzun vadeli düşünen yeni bir spor vizyonudur.
Bu vizyonu hayata geçirecek güçlü ve uzman bir kadro oluşturulmadan, dünya kupalarında kalıcı başarı beklemek gerçekçi olmayacaktır.
Unutulmamalıdır ki dünya kupaları birkaç aylık hazırlıklarla kazanılmaz. Dünya kupaları, yıllar boyunca okul sıralarında, spor salonlarında ve doğru planlanmış eğitim sistemleri içinde kazanılır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.