İsmail Detseli

İsmail Detseli

Bir Yörük Efenin Adıdır Ak Terlik

Akterlik toparlanıp mal mülk edindikten sonra yörede sevilmeye de başlayınca artık buraları yurt edinmeye karar verir. Ve günün birinde varır parasını bıraktığı emanetçinin kapsına “Bir zamanlar sana emanet ettiğim gümüş paraları vermenin zamanı geldi” der. Gel gör ki, köylü gümüş paraları vermek istemez. Başını öne eğip:

-Ağam biz o paralara sahip olamayıp, çaldırdık ama sana diyemedik, der.

Akterlik inanmak istemeyince köylü onu ikna edecek gerekçelerini sıralamaya başlar:

-Bana inanmıyorsan, işte şu 70 yaşında anamda çalındığına şahittir. Parayı da filan kişinin çaldığından şüpheliyiz ama bütün zorlamama rağmen çaldığını kabul etmedi, diyerek köyde azılı namlı bir adamın da ismi sürer ortaya.

Akterlik zeki adamdır, bunların kendini oyuna getirmek için düzmece bir plan olduğuna kanaat getirir.

-Bakın, der. Beni çileden çıkarmayın. Ya para dolu heybemi bulur verirsin ya da senin gövdenin üzerindeki kara kelleni alır, bu tatlı ocağına Arpa da ekerim diye bir tehdit savurur.

Bu sözler yörede sert bir rüzgâr gibi eser. Akterlik gibi bir gözü kara bu kelamları etmişse yaklaşmakta olan tehlike büyüktür.

Artık Mustafa o yöre halkından biri gibidir ve ondan gelecek zuhur edecek yardımı da belayı da herkes iyi bilmektedir.

Üstelik öyle aktiftir ki, Akterlik; çadırında durmaz,nerede olduğu nu da kimse bilmez. Her an her yerde görülebilen, bir dalda durmayan bir şahbaz olmuştur. Bazen bir köyde arkadaş bildiğinin evinde, bazen de bir yayladadır. Dışarıdan gelip buradaki köylülere musallat olan eşkıya ile savaşmaktan da asla geri durmazmış.

Gel gör ki heybeyi bıraktığı emanetçinin tavrı hem Akterlik’i hem de yöre halkını huzursuz etmiştir. Mesele evden eve, köyden köye yayılmış, ölüm ve dayak korkusu ev halkının hepsini sarmıştır. Hatta emanetçinin, bazı yakınlarıyla ‘parayı çaldı’ diye suçladığı adamın da, ardından ettikleri lüzumsuz laflar gelir Akterlik’in kulağına. Bir gün köyün tenhasında yolları kesişir ve Akterlik pestilini çıkarıncaya kadar döver denilen o adamı. Köylük yerdir, vukuat tez duyulur, Akterlik’in attığı dayak cümle alemin diline düşer.

Dayağı yiyen Memili ve hırsız zannı ile takipte olan Yusuf ölüm korkusuna kapılıp Akterlik’e karşı iş birliği yapar. Plan bellidir; bu kez onlar Yörük Mustafa’yı gafil aylayıp pusuya düşürecek ve öldüreceklerdir. (Kimsenin aklı bulanmasın yazıdaki; isimler farazidir)

Akterlik’i öldürecekler ama nasıl?

O yıllarda artık Akterlik’in namı yürümüş civar köylerin adeta koruyucu meleği durumundadır. Tabii köylülerden başka göçer olarak hayatını kazanmaya çalışan sepetçiler, kalbur gözericiler de Akterlik’in himayesindedir. Ahali bir de vardıkları yerlerde huzur bozanlık edip köylülere zarar veren, hatta gelip geçtikleri yerlerdeki ekini bostanı hasat edip, hayvan yemleyen talancı göçerler den muzdariptir. Köylüye ücret ödemek bir yana tarlasındaki ürünü ziyan edip kışlık ürünlerini ziyan eden bu başıbozukların da tek korkulu rüyasıdır Akterlik Mustafa. Yöre halkı Kazancılar ya da Drabazancılar gibi korkutucu isimlerle andıkları bu göçerleri arazilerine sokmamak için ne kadar uğraşsa da onlar bir yolunu bulur, tarlaya tapana bozgun verirlermiş. Civar köylüler birbirlerine ulaklar vasıtasıyla, Kazancıların geldiğini haber vererek tedbir almaya çalışırmış.

Bir zaman yine başıbozuk göçerler bostan ekili sulak bir köyün arazisine girerler ki patateslerin tam da döküm zamanıdır. Domatesler, salatalıklar, soğanların hasat edilmeyi beklediği günlerdir. Bostanları söküp yağmalamakla yetinmezler ve köylülerin dağlarda otlamaya bıraktıkları beygir ve sığırları da, kafeslerinde gösteri için taşıdıkları yırtıcı hayvanlara yem etmek üzere sürülerine katarlar.

Köylüler silahlı aşiretlerin bu zulmünden, kanun devlet tanımazlığından bizar hale düşüp, ehveni şer olarak bildikleri Yörük Akterlik’ten yardım isterler.

Çevreye zarar veren göçerleri çok iyi bilen ve geliş gidişlerini takip eden Akterlik tek başına bu aşiretleri takip eder, geceledikleri yerlerde çadırlarını kurşun yağmuruna tutarak mallarına, canlarına zarar verir ve “Bir daha buralara gelmeyin. Şayet gelirseniz birinizi sağ koymam, buraları size mezar ederim” diye tehdit savurup gecenin karanlığında kaçarmış. Arazi yapısını iyi bilen Akterlik, kayalardan aşar, ağaçlarda saklanır kimseye izini belli etmezmiş. Aşiret reisleri de köylerde her ne kadar yaşadıkları baskının failini arasalar da bir emareye rastlayamaz, bir tek bilgi edinemezlermiş.

Hatta dağda hayvan otlatan çobanları, tarla süren çiftçileri bile döverek bilgi

Almak istedikleri de olmuş. Fakat kimse Akterlik’in korkusundan ağzını açamazmış.

Bunu duyan Akterlik çobanlara, çiftçilere “Çekinmeyin, onlara benim adımı vermekten korkmayın. O bir Yörük beyidir, aşiret reisidir kimseden korkmaz. Yılmaz bir efedir, deyin. Yerimi de söyleyin de yanıma gelsinler. Gelsinler ki onları bir kazığa oturtayım da dağda kıza, kızana, çobana, çoluğa nasıl zarar verilirmiş, nasıl elindeki mallar gasp edilirmiş, hırsızlık ve eşkıyalık hangi insanlık töresinde varmış, gelsinler de kozlarımızı paylaşalım. Onlar çok büyük yanlış yaptılar, kurtuluşları yok artık, onların sonları ölümdür. Yaşamak istiyorlarsa bir daha bu dağlara ayak basmayacaklar. Onların ölüm fermanını verdim” der.

Yöredeki köylerden kendi mizacına uygun cesur arkadaşlar da edinen Mustafa panayırcı göçerlerin geçişleri sırasında ortalardan kaybolur. Kimse nerde olduğunu bilmez. Oysa Akterlik İlyasbaba tekke köyündedir. Arkadaşı Çakıcı Mehmet’in evinde sohbet ve istirahat ederken bir gece,yöreyi dolaşarak sünnetçilik yapan, düğünlerde elinde kemanı ile çalgı çalan Konyalı Abdal Datlı’nın oğlu Abdal Ali yanına çıkar gelir. Ali sülalesi de göçerlerdenmiş ama panayırcılardan epey zarar gördükleri için uzak durur, sevmezlermiş. Akterlik’in orada olduğunu görünce zararlı göçerleri Karadiğin köyü ile Kilistra köyü arasındaki Döllük, Çileder, Circir, Ardıçlı çal, mevkilerinde gördüğünü, köylülerden çaldıkları beygir ve sığır sürülerini geceleri gizlice başka yerlere kaçırdıklarını anlatır. Akterlik ve orda bulunanlar anlatılanları dikkatle dinler. Fakat Akterlik biraz bu işlerle ilgisiz görünür.

Ahali odadan dağılıp vakit gece yarısını geçtiğinde Akterlik ev sahibine,“Haydi silahlan, filanca köye varıp falanca kişiyi, filan köyden de falanı alıp bu işi bugün sabaha bitireceğiz. Bu günden sonra bu yörede hırsız göçer koymayacağız, bunların kökünü keseceğiz” der. Yola düşüp, Akterlik’in adamlarını birer ikişer yanlarına alarak Abdal Ali’nin söylediği mevkiye varırlar. Çok geçmeden de çalıntı malların saklandığı ağılı bulup çevresini sararlar.

Aslında panayırcı hırsız göçerlerde çok kalabalıktır ama arazinin yabancısı da olduklarından pusuya düşerler. Büyükler anlatır ki, o gece Akterlik ve adamları tam 40 kişiyi acımadan kurşuna dizer ve çalıntı malları da ağıldan çıkarıp köylerine doğru salıverir. Hayvanlar zaten köylerinin, ahırlarının yolunu bilmektedir ne de olsa. Sonra da gecenin karanlığında Akterlik ve adamları süzülür giderler.

O gece yapılan vuruşma da bir çocuk çığlığı duyulur ve bir anda silahlar susar, ortalık dinginleşir. Ardından bir ses dağları inletir adeta: Cemilemmm, diye. Canhıraş koşarken onunda boğazını yırtar feryadı, Baaa… diyecek ama yarım kalır. Babasına varamadan koluna isabet eden kurşunla, korkusu şiddetli bir acıya dönüşür.

Cemile babasına varamayacağını anlayıp dağlara doğru koşar. Çatışma alanından uzaklaştığı da gittikçe alçalan sesinden anlaşılır. Yanındaki arkadaşı Akterlik’e ‘Usta kız çocuğu kaçıyor, yetişip vuralım mı?’ deyince ondan azarı işitir: “Yuh sana, der. Ne vurması ulan pis namert herif! Çocuğa kurşun mu atılır?” diye kükrer Mustafa. Adamının telaşı kendi canıdır,“Ağa çocuk şahitlik eder de bizi yakalarlarsa ne yaparız?” der. Akterlik,“Ufacık çocuk Allah bilir, aklını zayi etmiştir. Şahitlik yapacak kılığımı kalmış, koy ver gitsin. Biz işimize bakalım” der.

Dedikodulara göre çocuk hakikaten lal olmuş. Yarası öldürücü değilmiş ve çadırlarına varabilmiş ama ufacık kalbi katliama dayanamamış, dili tutulmuş, hiç konuşmamış.

Akterlik’in baskın verdiği olay zamanımızda Belbaşı ve Hacı Ali Çeşmesi gibi adlarla anılan yöredeki dağda yaşanmış.

Yörede Jeolojik patlama ile oluştuğu tahmin edilen ve ucu bucağı belli olmayan, derinliği bilinmeyen, civar köylerin halkı tarafından ‘Yel deliği’ diye adlandırılan birkaç tane kayadan kuyu vardır. İçlerinde su filan bulunmaz hatta bazılarının dipleri görünür ama kimilerinin tabanı hiç görünmez. Kuyuya atılan taşların sesi uzun zaman sonra ‘tak tuk diye’ yankılanır ki, derinliği ölçmek için başka bir yöntem de şu ana kadar denenmemiş.

Kuyuların ağzından kışın kar yağdığında adeta duman çıkarırcasına buhar salgılarken yaz aylarında ise derinliklerinden serin hava gelir. Nakledenler, Akterlik ve arkadaşlarının o baskında öldürdükleri 40 insanın cesedini bu kuyulara atarak yok ettiklerini anlatır. Zaten azgının alızı yani güçlünün zayıfı yendiği, devletin halkına sahip çıkmakta zorlandığı, dış düşmanlar ile başının belada olduğu fetret yıllarıdır. Bu olayın arkasını arayan soran olduysa da kimseler sırrı çözemez,hadise kapanır gider.

Köylerin yaşlıları benim çocukluğumda bu olayı masal gibi anlatırdı. Hatta benim yeni yetiştiğim yıllarda köyümüz ve civar köylerden Akterliğin arkadaşı diye bizlere söylenen kişilere bu konuda bir soru sorduğum zaman, adamlar hemen “Eskici Ali gibi orayı burayı karıştırıp durma, sen ne biliyorsun” diye ters cevap verip azarlayıverirlerdi.

KALLEŞÇE VURURLAR AKTERLİK’İ

Verdiği son baskınla namı gittikçe yayılan ve çevrede daha çok itibar görüp sevilmeye başlayan Akterlik düşmanlarına da korku salmaktadır. Daha evvel dost iken kendilerine bırakılan bir heybe gümüş parayı çaldırdıklarını söyleyip Akterlik’le araları açılan ve düşmanlığını kazanan evine parayı bıraktığı ev sahibi Efrayım ile Deli Yusuf ve Sarı Memili’de Akterlik’i ortadan kaldırmak için plan kurmaya başlarlar.Fakat öyle bir plan yapmalılar ki, mutlak başarılı olsunlar; aksi halde Akterlik’in kendilerini sağ bırakmayacağını çok iyi biliyorlar.

Evliya tekke dağlarında çadırında anası ile yaşamını sürdüren Akterlik bir kurban bayramı sabahı, bayram namazı için köylerden birine gelir.Hasım olanlar bayram sabahını fırsat bilirler.Bir tenhada buluşup ‘Akterlik’i cami çıkışında çadırına doğru giderken köyün çıkışında vurmak için’ sözleşirler. Silahını alan köyün dışında, Akterlik’in yoluna pusuya yatar.

Namazdan sonra köylüler ile bayramlaşan Akterlik Mustafa yalnız başına anasının yanına dönmek üzere yola koyulduğunda pusunun farkında değildir. Mustafa aralarına düştüğünde üçü birden aynı anda silahlarını ateşleyip civanmert Akterlik’i orada öldürürler. Köylüler silah esini duydukları yöne geldiklerinde Yörük Mustafa’yı kanlar içinde canını teslim etmiş olarak bulurlar. Fakat ortadan faillerin izi yoktur, cinayet meçhul kalır.Aslına bakarsanız köyde pek çokları aslında Akterlik’i kimlerin vurduğunu iyi bilmektedir. Ama hiç biri korkusundan şahitlik etmez. Eskilerin deyimiyle su testisi suyolunda kırılmıştır.

Hem kocadan hem de oğuldan olan Akterlik’in garip anacığı ise oğluna ait onca malı mülkü, köylülerin tabiriyle bir avuç üzüme satıp savdıktan sonra diline bir ağıt dolayarak oraları terk eder. Yüreği yaralı kadıncağızın, Antalya taraflarına gittiği, hatta bazılarının da sonraları onu Antalya da gördüğü söylenir.

Yukarıda hikâyesini yazdığımız Akterlik’in Antalya yörelerinden kalkıp niçin ta Anadolu’nun ücra dağ köylerine gelip yerleştiği pek bilinemese de, anacığının onun ardından yaktığı şu ağıtında ki ifadeler zannederim ipucu veriyor:

Dölümdür tarlası bir kara dölüm, (dönüm)

Gafil geldi guzum sana bu ölüm,

Baban bayram günü bir yiğit yemişti,

İşte senin acını bana bayramda çektirdi guzum.

Ak gerdanın açılmış ya şu selvi boyun,

Vurulmuş yiğidim yatıyor upuzun,

Sana nasıl kıydı bu zalim düşmanlar,

Yüzüne bakmaya kıyamadığım guzum.

Evliyadan köselere doğru yol gider,

Yediğim yağlı kurşun ciğerin zedeler,

Gayri bizim ocağımıza baykuşlar tüner,

Ölümün bile gökyüzüne gülüyor guzum.

Akterlik deyi dünyada namın kalacak,

Sana kurşun atanlara bir ahım olacak,

Onlarda hak yanında belasın bulacak,

Mazlumun ahı hiç yerde kalmazmış guzum.

Bakın hele vurulmuş bir gara Yörük,

Başındaki al fesinde yeşilden sarık,

Üzümü tatlı olur ama acıdır koruk,

Senin koruğun bile bana tatlıydı guzum.

Düşmanı pusu kurmuş teltiği çeker,

Anası çadırda oğlunun yolunu bekler,

Hocalar toplanmış kefenini biçer,

Ana ciğeri buna nasıl dayansın guzum.

Haram oldu bize buraların dağları,

Eridi galmadı yüreğimin yağları,

Yetişin ölümüme Ey Yörük beyleri,

Senin sesini kimseler duymayyor guzum.

Ağıtın daha başka mısraları da varmış ama o günden bu güne aktarılanlar ancak bu kadar akıllarda kalmış. Bunları aktaran Merhum Mehmet Kayabaşı ağabeyime ve kıymetli hanımı Kezban ablama çok teşekkür eder hayırlı sağlıklı ömürler dilerim.

.(Mehmet Kayabaşı Ağabeyim 2019 yılı Ekim ayında rahmanı rahmete kavuştu Allah gani gani rahmet eylesin mekanı cennet olsun):

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.