İsmail Detseli

İsmail Detseli

Alma Mazlumun Ahını

Türkçemizde duygusal insanları düşünceye sevk eden çok önemli bir söz vardır. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste diye. Yine Anadolu kırsalında çok öneme hazır bir söz daha söylenir bu konuda oda kadının hor görülmemesi kadına şiddet uygulanmamasını içerir. Alma kara saçlının ahını gökten indirir şahanı (şahin i) Gerçi aheste çıkar demiş atalarımız ama o ahın nasıl çıkacağı ne zaman zuhur edeceği Allah’ın bileceği bir iştir. Bazen aheste çıkar bazen de daha yirmi dört saati bile doldurmadan çıkıverir. İşte bundan yıllar u-yıllar önce yaşanmış bu gibi bir olayın gerçekleşmiş olmasını merhum bir büyüğümden dinledim bende size aktaracağım.

Bundan 13 yıl önce yine bir Mayıs ayı başları idi. Hanımı ve iki çocuğumu yanıma alıp çalıştırdım aracımı ver elini güzel köyüm deyip yürüdük Gilissiraya. Yaşayan hısım akrabaları ziyaret ettikten sonra birde ölenlerimizi ziyaret edelim deyip yalnız olarak merhum babacığımın ve daha dokuz aylık iken vefat eden yavrum Emine’nin mezarlarının başına vardım. Yakınımda 3-4 tane iyi giyimli büyük şehirlerden geldikleri belli olan insanlar vardı. Belli ki onlarda benim gibi kabir ziyareti yapıyorlardı. Duamı bitirip yanlarına doğru yaklaştım baktım iki orta yaşlı adam bir hanım kardeşimiz bir de elinde baston kısa sakallı başında kasketi olan ama gayet dinç görünümlü yürürken bastona bile dayanmıyor bazen de elindeki bastonu işaret eder gibi kullanarak yanındakilere bir yerleri işaret ederek geçmişi anlatır gibiydi. Orta yaşlıları bilemedim onlar oğulları hanım da geliniymiş. Nereden bileyim ki hiç görmedim adamları ama ihtiyar delikanlıya baktım ne kadar yaşı ilerlemiş olsa da sima ben bu köylüyüm filan adamım diyordu. Zamanında çok köy kâtipliği yaptığım için köylülerin birçoğunun doğum yıllarını aşağı yukarı biliyordum.

Bu muhterem merhum ağabeyimizde 1929 doğumlu o zaman 85 yaşında idi. Selam verdim ve ismi ile hitap ederek hoş geldin nasılsın Abdullah ağabey dedim. Şöyle yerinde yarım tur döndü iki eliyle bastona yüklenip bana dikkatlice baktı. Olmadı gözündeki gözlükleri başının üzerine kaldırdı bir daha baktı ve üç gündür bu köydeyim bana ismimle hitap ilk sen oldun adın ne kimlerdensin? Adım İsmail, Desteli Osman’ının oğluyum deyince ya Ismayıl sen misin deyip bana sıkıca sarıldı gözleri daldı yaşardı otur yanıma Osman ağamın oğlu otur dedi yanındaki taşa oturdum. Çünkü dua ettiğimiz köyümün kabristanında Babam merhum ile onun babası merhum yan yana mezarda yatıyorlardı.

Yanındaki çocuklarını bana tanıttı ve onlara ister oturup bizi dinleyin isterseniz gezin buralarda ben Ismayıl ile geçmişe dair iki laf edeyim dedi onlarda sen iyi şeyler anlatacaksın her zamanki gibi baba bizde dinleyelim dediler. Olurrr dedi bana döndü.

Ismayıl sen filan adama yetiştin mi? Filan adamı bilin mi ya da hakkında bir şeyler duymuşluğun var mı? Yok ağabey ben onlara yetişmedim yaşam ve ahlak haklarında da bir duygum da yok sülalelerini bilirim tabi ama adamları bilemem deyince.

Allah Allah benimki de sorumu canım ben kendim bile bu dediğim adamlara yetişemedim sen nereden bileceksin kusura galma işte gayri benim bant geri sarıyor bunaklık değil mi? Hani senin eskiye dair çok yazdıklarını gazetelerde okuyoruz ya ondandır sen bilin gibi beynimdeki galan. Neyse şimdi anlatacaklarıma eyi gulak ver sen bu işleri iyi yazıyormuşsun namını duyuyorum tv lerde gazetelerde köylüler arasında hep gonuşurlar seni bunlar çok önemli konular.

Ben Ankara ya gideli 55 yıl oldu daha fazla da tam göçeli bu gadar oldu. Sana heç ağnadan (anlatan) oldu mu bilmem, ağnatmışlarsa da birde benden dinle ne olacak canım siz sabırlı adamlarsınız şuradaki mezerde (mezar) bazı isimleri görünce aklıma geçmişten çok şeyler geliverdi de. Hey gidi dünya değirmeni heyyy. Sen ne insanları öğüttün kimileri ağa idi kimileri hoca. Kimi garibandı, kimisi zalimdi Eşkıyaydı, neyse söze girelim gayri. Bir zamanlar burada Çakal ağası diye zalim bir ağa varmış zamanında, elinde gümüş işlemeli asası, sırtında samur kürkü, ile görünüşte bir adam gibiymiş ama içerisi fitne fıcır fakir fukarayı ezen yetim hakkı yiyen zararlı bir adammış. Sabahın erken bir saatinde köy meydanına insanlar işine giderken gelip geçtiği yere çıkar tarla sürmeye ekin ekmeye giden kimi görürse zengin fakir dul yetim fark etmez hemen ona şu emri verirmiş benim filan yerdeki tarlayı sür tohumu da saç ekini ek gel, adam zalim mi zalim sözüne kim karşı çıkacak mezmur (mecburi) gider onun tarlasını eker gelirmiş. Her gün bir başka köylüye bu emri verir her işini meccanen gördürür hatta ekin biçme zamanı da tuttuğu adamı gönderip tarlasındaki ekini dermesini harmana getirmesini emreder bir başkasına atlarını öküzlerini koş gel benim düğeni sür gibi emriler verir o yokluklu yıllara rağmen lüks bir yaşamı varmış. Hatta Osmanlı nın tapu işleri ile uğraşan görevlilerini bile ele alır onlar adına köyde gerek hazine adına gerekse bir başkasının adına olduğu bilinen tarlayı satar Osmanlı fera sı yani tapu verirmiş. Bunun korkusundan çiftçi çoban ya yolunu değiştirir ya da geç vakit evine gelmeyi, yeğlermiş. Yani bizim köylülerin tabiri ile sazdan yer samraktan sulanırmış. Güz dönemi gelince yine akşamüzeri köyün araziden gelen yollarını tutar sırtında o gösterişli kürkü ve elindeki gümüş işlemeli bastonu ile avdan gelen avcıların yolunu keser onların vurduğu avlarını ellerinden alır evine eli boş gönderirmiş deyip buraya bir büyük taş dikip elindeki bastona dayandı ayağa kalktı.

Köye doğru yürüdü 100_150 metre kadar gidip ortası oyuk semer şeklinde ki bir taşın başında durdu. Elini o çukura koyup ehh işte burası dedi. Köyümüzden rahmetli kesek oğlu Hüseyin isminde bir gariban zor şer biriktirdiği para ile aldığı barut saçma ile dolma tüfeğini doldurup dağlara ava çıkmış. Akşama kadar dağ taş gezip iki keklik bir tavşan vurmuş evdeki et isteyen yavrularına ve eşine ziyafet çekmeye hevesleniyormuş ki tam o taş diktiğim yere gelip bir bakar samur kürklü Çakal ağası bu taşın üzerinde oturuyor. Hemen oracıkta tavşanı bir yere saklamış keklikleri de şalvar biçimindeki kadı biçimi birkaç yerinden yamalı şalvarının içerisine saklamış. Çakal ağanın yanına gelmiş selam vermiş. Ağa ne o len kessek oğlu boş mu geliyon av yapamadın mı yok ağa rast gelmedi bir şey vuramadım kırk gün taban eti bir gün av eti derler ya bizim av da bugün boş çıktı der.

Ölü Kekliğin kafası

Avcı ağanın yanından ayrılır köye doğru gidecek ağa tabi hin oğlu hindir avcının sözlerine pek inanmaz ve başlar onun ardından dikkatlice bakmaya. Avcı adamın zaten sırtındaki elbisesi yırtık pırtıktır o yırtıklardan donun içine sakladığı kekliğin kafası dondan dışarı çıkmıştır ağa bunu görür ardından sopayı havaya kaldırıp seslenir len yalancı gidi gel buraya der. Avcı kısıla büzüle dönüp ağanın yanına gelir ağa bir çırpıda kekliğin kafasından tutup asılır donu birazda yırtarak kekliği çıkarır avcıyı soyar keklikleri alır ve len şo arada birez fazla oyalandıydın oraya da bir av sakladın her hal sen gidi düş önüme bakayım gidelim oraya der giderler. Kayaların arasına sakladığı tavşanı da buldurur adama alır elinden ve avcının kafasına elindeki asasını vurarak kafası kanlar içerisinde kalan avcıyı hadi si… tir ol git der gönderir. Avcı o zalim adamın yanından ayrılıp az ileriye gider bir taşın üzerine oturmuş ellerini havaya açmış. Allah’ım bu zalimden bu köylünün çektiğini sen biliyon daha bundan kurtulma zamanımız gelmedi mi? Acaba bizler buna layık mıyız? Bizim suçumuz cezamız bu kadar çok mu nedir? Deyip şöyle intizar etmiş.

Naha hay Çakal ağası o benden aldığın avları yemek nasip olmasın etleri boğazına dursun ölüm sebebin olsun. Allah tez zamanda canını alsın diyerek ağlayarak evinin yolunu tutar. Hanımı bu durum nedir diye sorar adam olanları anlatır. Hanımı ve kendisi çocukların gözleri önünde bir daha ilenirler (beddua) zalime. İşte o gece değil de ertesi akşam bu gönülsüz elde edilen avları pişiren zalim adamın karısı önüne getirir. Adam yemeğe başlayınca daha ilk lokma boğazına gerilip kalır adam başlar acı ile kıvranmaya nefes alamamaktadır hanım ve çocukları seferber olurlar su verirler başka şeyler yaparlar telaşla adam lokmayı yutmadan ölür gider. Peki, bu ölümün bundan olduğunu nasıl bilinmiş ağabey dedim? O avcı kessek oğlu ağnatmış dedeme ve bu gidi benim intizarımla öldü ağa gebersin dermiş.

Gerçek bunlar Ismaylım dedem özellikle bunu ağnadır ve aman guzularım siz siz olun kimselerin rızkına tecavüz etmeyin kimsenin ahını almayın, ah almak iyi olmaz derdi. Yaşım itibarı ile bende bu tür olaylara çok şahit oldum deyip daldı gitti ben elini öptüm oda alnımdan öptü helalleşip ayrıldık. Ağabeyim bu konuşmamızdan 5. 6 sene kadar sonra vefat etti nur içinde yatsın mekânı cennet olsun. Âmin Dua ile

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.