Şule Taşkıran

Şule Taşkıran

İki Sessiz Ruh

Hayat bazen o kadar gürültülüdür ki, insan kendi iç sesini duyamaz olur. Modern dünyanın hızına yetişmeye çalışırken ruhumuz yolda savrulur; kalabalıklar içinde yalnızlaşır, söylenmeyen cümlelerin altında eziliriz. İşte tam da bu görünmez psikolojik savaşın ortasında, kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde, bazen dört nala gelen bir kurtarıcı çıkar karşımıza: Bir at.
At ile insan arasında kurulan bağ, ne bir evcil hayvan dostluğuna ne de sıradan bir eğlenceye benzetilebilir. Bu, zihnin en karanlık dehlizlerinde yankılanan, iki sessiz ruhun birbirini kelimesiz anlamasıdır. Genç bir kızın omuzlarındaki dünyayı taşıma çabasını, içindeki fırtınaları ve bu fırtınayı dindiren o asil varlıkla kurduğu bağı düşünün. Bu, sadece bir hobi değil; ruhun kendi küllerinden yeniden doğma mücadelesidir. Ergenlikten yetişkinliğe geçiş dönemi, insan hayatının en sarsıcı, en yorucu evrelerinden biridir. Genç bir kız için bu dönem; üzerine giydirilmeye çalışılan roller, beklentiler, beğenilme kaygısı ve "ben kimim?" sorusunun yarattığı o dipsiz kuyu demektir. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür; gülümser, okula gider, ders çalışır, arkadaşlarıyla kahkaha atar. Ancak içeride, kimselerin bilmediği, adını bile koyamadığı bir psikolojik savaş yaşanmaktadır.
Bu savaşta en büyük silah, yine insanın kendisidir; ancak ne yazık ki hedef de kendisidir. Mükemmel olma baskısı, yetersizlik hissi, zihni kemiren kaygılar ve geleceğe dair duyulan belirsizlik, genç kızın omuzlarına tonlarca ağırlıkta yükler bindirir. İnsanlara "İyiyim" maskesi takmak, o içsel çığlıkları bastırmak öyle yorucudur ki, bir süre sonra ruh kendi kabuğuna çekilir, dış dünyayla bağını koparır. İşte tam bu tükenmişlik anında, ahırın loş ışığında, kadife burunlu ve koca gözlü bir varlıkla göz göze gelindiğinde her şey değişir. Atlar, doğaları gereği son derece hassas ve sezgisel hayvanlardır. Sizin korkularınızı, kaygılarınızı, sahte gülüşlerinizi ya da ardınızda sakladığınız o kırılganlığı kelimelere dökmenize gerek yoktur; onlar bunu enerjinizden okurlar.
Genç kız, atın yanına gittiğinde ilk kez yargılanmadığını hisseder. Sosyal medyanın filtreleri, toplumun önyargıları, "şöyle olmalısın" diyen dayatmalar o ahırın kapısının dışında kalır. At, onun ne kadar zayıf, ne kadar yorgun ya da ne kadar öfkeli olduğuna bakmaz; sadece orada var olup olmadığınıza odaklanır.
O devasa ama bir o kadar da zarif hayvanın yelesine dokunmak, aslında kendi içindeki karmaşaya uzatılan ilk şefkatli eldir. Atın nefesi, genç kızın göğsündeki o sıkışmayı yavaş yavaş çözer. Birlikte at sırtında dört nala koştukları an, rüzgarın yüzlerini yaktığı o saniyeler, zihni susturmanın en saf yoludur. Atın ritmik adımları, genç kızın kalbindeki düzensiz ve korku dolu çarpıntıyı dengelemeye başlar. Bu bağ, bir kaçış değil, aksine yüzleşmedir. Atla kurulan bu derin iletişim, genç kıza kendi sınırlarını çizmeyi, kendi gücünü keşfetmeyi öğretir. Hayvanı zapt etmeye çalışmak değil, onunla uyum içinde olmayı öğrenmek; hayattaki kontrolsüzlüklerle başa etmenin en güzel metaforudur. Atın sırtındayken hissedilen o özgürlük ve kontrol duygusu, iç dünyadaki kaosun da yavaş yavaş dindiğini müjdeler.
Genç kız, o sessiz yoldaşın gözlerinde kendi gerçekliğini görür. Mükemmel olmak zorunda olmadığını, hata yapabileceğini, zayıf hissetmenin bir insanlık hali olduğunu kabul eder. Zihnindeki o acımasız eleştirmen, atın sakin kişiliği karşısında sessizleşmeye başlar. Hayat bazen hepimizi köşeye sıkıştırır. Psikolojik savaşlar, zihnimizin derinliklerinde görünmez ordularla yapılan ve en çok bizi yaralayan savaşlardır. Ancak doğanın ve hayvanların bize sunduğu o saf sevgi, en keskin ilaçtan daha etkilidir.
Genç kız ve atı arasındaki o güçlü bağ bize şunu hatırlatır: İyileşmek için her zaman büyük cümlelere, uzun terapisel süreçlere gerek yoktur. Bazen sadece sizi yargılamadan dinleyen, nefesini nefesinize uyduran ve size kendi gücünüzü hatırlatan sessiz bir dost yeterlidir. Çünkü ruh, en gürültülü savaşları sessizlikte kazanır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.