İsmail Detseli
Eskiden Konya Dağ Köylerinde Gündelik Hayat
Bugün benim doğduğum köy olan Gilissira yeni ismiyle Gökyurt, köyümden ve buraya yakın köyler olan Detse (Yeşildere) Botsa (Güneydere) Evliyatekke, İlyasbabatekke, Karadiğin, İnlice kasabaları Givrat (Kayadibi) Avalama (İkipınar) Sadıklar, Çomaklı, Çukurçimen, Yeşiltekke ve May (Kayasu) Nuzumla (Yaylacık) Yanekin (Mesudiye) Çalmanda (Ketenli) gibi iç Toroslar'ın Konya ve çevresini kuşatan dağ köylerinin bazı örf adet şive ve yaşamlarından bahsedeceğim.
Bu köylerde şive ve bazı örf adet değişiklikleri özellik gösterse de genelde yaşamları çalışma şartları, adetleri pek fazla farklılık göstermez. Hayat şartları birbirine çok yakındır.
Benim hayata başladığım yıllardan 1946-47, sonra 1970'lere kadar zaten karasabanla ekin ekmek tarlada kavrama oraklarla biçilen ekinleri eşeklerle harman yerine çekme, öküzlerle düğen sürme yaba ve beldanat denen ilkel araçlarla düğen ile ezilen ekin saplarını rüzgârla savurarak tane ile samanı birbirinden ayırma yani "çapa ile ek sıpa ile çek” tabiri ile bu saydığım köylerde zor bir yaşam sürülür.
Sonra bu seçilen buğday taneleri büyükçe bakır leğenlerde yıkanarak kilimlere serilip kurutulur ve ilkel su değirmenlerinde un haline getirilip evlerde özel olarak yapılmış olan ocaklarda meşe çalıları, odunlar yakılarak bazlama ve yufka ekmek olarak hazırlanıp yenirdi.
Şunu da belirtelim bu un öğütme işi 6 aylık olarak yapılır senede iki defa değirmen döner, bahar ve güzde bu un işi de o zamana gelir öğütme işi zuhur ederdi. Yemekler ise genelde kendimizin kaynatarak dibekte döğüp el değirmeninde çekerek hazırladığımız çok leziz olan bulgur pilavı kuru veya sulu pilav diye adlandırılırdı. Tirit, papara, yağ içinde yumurta, un çorbası, sütlü ve şekerli erişte çorbası, kurutulmuş kakaç etten yahni ve kemikli kuru fasulye, nohut, lahana ve yaprak (teyek) sarması, bulamaç diğer çok yapılan yemeklerdi. Özel günlerde yapılan kıvrım baklava, sac arası, börek ve en lezzetlisi sabah kahvaltısında (sabah çayla kahvaltı yoktu) akşamdan ocağa konmuş mis gibi tüten tarhana çorbası ve un aşının tadına doyum olmazdı. Ekmeğin yanında soğan katık da olurdu.
Erkeler davar güder, çift sürer, dağdan odun taşır, kadınlar ve çocuklar mutlaka işlere gücü nispetinde katkı yaparlardı. Analar yemek, ekmek yapma, dikiş, yama, çorap, kazak örme, çocuk yetiştirme işleri ile meşgulken, oğlan çocukları genç yaşlarda davarların yavrularını otlatma kız çocukları ise genelde anaya yardım etme işi ile meşgul olurlardı.
Bu saydığım köylerin bazılarının erkekleri İstanbul İzmir veya daha başka büyük şehirlere gider, gurbet hayatı yaşar, aile bütçesine katkıda bulunur hep kazançları bir yerde toplanır bu evin gelirinde çoluk çocuk kadın erkek dahil herkesin katkısı mutlaka olurdu. Çamaşır, ekmek, yemek beyle ekin harman işine yani her işe koşmak kadına has bir iş olduğu için dağ köylerini hanımlarının işi çok zor olurdu.
Yukarda bahsettiğim zor olan 1940-60'lı yıllardan sonra traktörle tarla ekme, harmanda sap sürme, taneyi samandan ayırma gibi işi kolaylaştırıcı aletler icat olunca işler biraz daha rahatlatıp kolaya bindi. Ama yine de tarlalarının az olması genelde ormanlık bir arazide bulunulmasından arazilerin ise köyden bir hayli uzak olmasından dolayı sebze meyve ve ekinleri sulama işlerinin de zor oluşu yörede yaşamı hayli güçleştiriyordu. Bu durum halen devam ediyor hasılı yöremiz tabiri caizse taşı ağır memlekettir.
Ne fazla gıdalı yiyecekler olur ne de çalışmada serbestlik olur. Hem çok çalışırlar hem de öyle bol gıdalı yiyemezler. Her şeye rağmen insanları çok dinç ve çalışkan olur. Sebebi ise yedikleri, hormonsuz doğal gıdalar, sabahleyin erken kalkmalar ve o dağların havası ve suyunun verdiği dinçlik yaşama zevk katar yoksa bunca zorluklar çekilesi ve katlanılası değildir.
Gerçi son yıllarda teknolojinin ve iletişim araçlarının gelişmesi köylerdeki yaşamı da etkiledi. Oralarda da geceler ve gündüzler yaşamda pek fark edilmez oldu. Eskiden ana baba nine ve dedelerden büyüklerden masal ve kahramanlık hikayeleri doğruluk haksızlığın cezaları cinayetlerin sakıncaları gibi güzel ve terbiye edici sözler dinleyerek yetişen akşam oldu mu erkenden yatan köy çocukları da artık büyükler gibi ekran karşısında gece yarılarına hatta sabahlara kadar oturuyorlar sabahleyin de işlerine dinç olarak kalkamıyorlar.
Ayrıca büyükler arasında o hatır sormalar tatlı muhabbetler birbirlerine yardımlar, bu tür şeyler kalkmış terk edilmiş. Eski barana usulleri de yok olmaya başlamış herkes ekranın, internetin esiri olmuş. Eskiden o uzun kış gecelerinde gençler ihtiyarlar, orta yaşlıların kendilerine göre akranları ile barana kurarlar yatsı namazından sonra toplanılır gece saat azami 12'ye kadar sohbet edilirdi. Diğer evin hanım ve çocukları da bir başka koşuya oturmaya gider onlarda genç kızlar ve kadınlar elişi çorap kazak örmeler ufak çocuklar birbirleri ile çeşitli onun oynamalar veya ihtiyar ninelerden masal dinler vakit geçirirler genelde örf ve adetlerine saygılı topluma faydalı bireyler olarak yetiştirilirlerdi. O yıllar harp yılları sonu olduğu için genelde harbe kayılmış eski dedeler babalar harp hatıralarını anlatır gençler dost ve düşmanlarını iyi tanırdı. Köylerde kız isteme ve oğlan evlendirme ve düğün işleri ayrı bir kültür ve değişmez köklü geleneklerdi.
Bu düğün işleri genelde işlerin çok olmasından dolayı kış günleri yapılırdı. Dağ köylerinde bu adet halen devam etmektedir. Kız istenip söz alındıktan sonra iki aile oğlan ve kız beraber şehre gelip elbise görmeler, buna asbap görme denirdi. Kızın mihri olarak, ara kesme yani mihrin tespiti, anlaşılmış olan altın gümüş takılar sandık, yorgan, yatak, elbiseler ayakkabılar, bakır kaplar, minderler alınırdı. Bunlar yöresel olarak renk kumaş desen değişiklikleri arzetse de genelde şalvarlık "çalık çember, üslük kamber” öyle tabir edilirdi köylüler tarafından. Ökçeli mest ve cizlavet lastik kara ve sarı şipidik tabir edilen terlik biçimi ayak giysileri idi.
Bu köylerde düğünler bir hafta sürerdi. Mesela nişan, dua, kına gecesi, samah gecesi, yüz açımı gibi uzayıp giden günlerde genelde gelen tüm misafirlere yemekler sunulması da ayrı bir gelenek ve göreneklerdir. Ayrı eve gelin alınmayıp oğlanın ana babası ile beraber oturulur, beraber çalışılır ve kazançlar bir havuzda toplanırdı. Ayrıca eve gelen gelin hanımın damadın ana babasına saygılı olması damadın küçük ve büyük kardeşlerine ayrım yapmadan kızlara aba erkelere de ağa denmesi saygı gelenek ve âdettendir. Gelinin eyerli ata bindirilmesi oğlan evine atla gelmesi ve eline biraz sade yağı verilip geldiği evin kapısına yağı sürmesi, "dili yağ gibi olsun” diye ayrıca eline bir su dolu testinin gelinin önünde yere vurulup kırılması, bu da nazara karşı gelinin korunması anlamına gelirdi. Bunlar güzel ananelerdendir.
Damadın elbisesinin (sadece ceketi) hoca tarafından dua ile giydirilirdi. Gelin hanımın oğlan evi tarafından gönderilen bir yenge ve büyük hanımlar tarafından bilinen değişik usuller le giydirilmesi, gelin hanımın başının düzgün durması için bakır bir sahan veya düzgün bir tabak ile tepesinin bağlanması gelinin başının ta üstünden atın eteklerine kadar inen ve cibindirik adı verilen üzeri işlemelerle süslenmiş kırmızı bir örtü ile bütün vücudunun görülmeyecek şekilde örtülmesi, damadın gerdeğe katılması sırasında bir hoca, baba ve arkadaşları tarafından dua ile gerdek evine konulması ve arkadaşları tarafından sırtına yumruk vurulması bu arada damadın da sağdıcı tarafından bu tehlikelerden korunması adettendi.
Daha başka gelin hanımın gerdek gecesinde damat ile yemesi için kız evinde gelin hanım tarafından hazırlanmış özellikle bütün pişmiş tavuk pilav ile süslenmiş vaziyette gelini hemen ardından getirilip gerdek evine bırakılması. İlk yemek olarak gelin ve damat biraz yedikten sonra bu yemeğin artığının damadın dışarıda bekleyen sağdıcı tarafından alınıp düğün boyu yardımcı olan arkadaşları tarafından sağdıç evinde yenmesi de bir köy düğünü geleneğiydi. Bu evden yemek çıkarma işi kaldırıldı nedeni ise bazı yanlış anlamalara sebebiyet verdiğinden bu usulden vazgeçilip oğlan babası tarafından sağdıca para verilip onunla istediklerini alıp yemeleri sağlandı. İyi de oldu.
Bir de daha evvelki yazılarımda beyan ettiğim üzere yayla geleneği vardı. Yaylaya evin genç beyi yanında ya genç kız ya gelin ya da bu işlerin üstesinden gelebilecek evin hanımı çıkar ve yaylayı yaylalar. Eskiden buzdolabı ve cereyan olmadığından koyun keçi ve ineklerden sağılan süt ürünleri yaylanın meşe odunları ateşinde güzelce pişirilir ve yaylanın soğuk suları ile tufran denilen bir yayım aleti ile yayıklanır, bundan çıkan yağ alınır ve kalan ayrandan da peynir yapılırdı. Bu yaylada ürün almak her kadının harcı değildir. Çok hamarat iş bilen ve çalışkan olacaktır. Bu işleri becerdikten sonra aynı yaylaya çıkarken nasıl güzel giysilerle eyerli at üstünde görkemli çıkarsalar inişleri de aynı güzellik ve şatafatlı olur. Bey dağda sürüsü ile kalır ama yayla kadını yaylada özel olarak büyükçe bakır tavada yaptığı güdük (tava ekmeği) ve yine bol kaymak ile yaptığı höşmerimi eyerli atının terkisine astığı heybede hazır bulundurur ve karşılayanlara ve köyde uman akrabalarına dağıtarak hünerlerini gösterir. Bunlar köklü adet ve geleneklerimizdir. Yayladan inen o güzel giysili kadın gelin veya kızların at üstündeki o iniş ve kıvrak hareketleri görülmeye değerdi.
Bizim dağ köylerinde kız ve oğlan öyle aşikare konuşarak aşk meşk edemezler bu geleneklere aykırıdır. Bu gibi sarılmalar aşk meşk etmeler hiç olacak şey değildir. Ama şu olur oğlan bir dağda davar güderken, çayırda ot tarlada ekin biçerken köy meydanında salınıp gezerken veya dağda kaval çalarken türkü söylerken kız ona aşık olur çok tenha bir yer olursa belki bir iki kelime konuşmaları geçer aralarında. Oğlan da kızı giyiminden yürüyüşünden çorap örüşünden el ve tarla bahçe işleri görüşünden beğenip sevebilir tabiî ki.
Bunlar eğer birbirlerine abayı yaktılarsa ikisi de analarında veya ablalarından yardım alabilirler. Buda gelenek ve göreneklerimizdendir. Ben 74 yıllık ömrümde bizim köyümüzde 2, 3 bilemedin 4 kız kaçırma olayı olmuştur belki. Bu da geleneğe bağlılığın bir ifadesidir.
Yöremizde yakın köyler arasında konuşmalarda ufak tefek şive değişiklikleri olsa da anlaşılmaz derecede olmaz örneğin bir seslenmede cevap verecek kişiler ey veya efendim şeklindeki soruya ııııh bazı yerde ihhh yani anlamadık ne diyon anlamında kullanılır. Ama genelde yöre dili birlik beraberlikleri çağrıştırır.
Buralarda babaanneye anneanneye nine, dede babaya buba, anneye ana, ablaya aba, ağabeye ağa, makasa sındı, tavuğa toyuk, horoza horaz, Ahmet'e Ahmat, Hüseyin'e Üseyin, Abdullah'a Apil, Ramazan'a İramazan veya İmaz, gibi hitaplar yörede çok kullanılır. Yine bazı köylerde sebze ve bakliyatlar da değişik şekilde söylenir. Örneğin, mısıra müsür veya Mekke, patatese pate, domatese tomata, veya tomat, salatalığa hıyar, limona ilimon, elmaya alma, armuta armıt gibi. Bağdaş kurup oturmaya köşeneşleri germiş oturmuş demek, dizleri ağrıyınca kölekelerim çok ağrıyor demek, kalçada olan bir ağrıya halçamda tengi (kengi) var demek, gibi.
Kışın uzun gecelerinde yazdan çok ekilip kışa hazırlan ve evin girişi olan salonun iç duvarlarına asılan mısırlar patlatılır. Yaban armudunun turşusu kurulur veya kurusu yapılır onları yiyerek, değirmende çekilerek unu da yapılır çok leziz olur armut ve mısır unu. Köyümüz de bol yetişen Kılappa (glabura) ya turşu olarak ikram edilir ya da saplarından bağlanmış vaziyette kışa bırakıldığı doğal şekli ile ikram edilir. Ayrıca ustalar tarafından pişmaniyeler yapılır, arabaşılar yapılır yenilir eğlenilir. Ayrıca gecelerde 12 tane fincanın altına yüzük saklama ve onu bulma oyunları vardır. Yenilenlere part diye tabir edilen maniler söylenir. Kadınlar kendi aralarında veya düğünlerde def (bizim yörede tabla denir) çalarak kadınlar söyledikleri yanık türküler eşliğinde kaşıklarla oynarlar, erkeler ise sazlar eşliğinde yine güzel kaşık oyunları sergilerdi.
Köylerde bir evden kız istemede köyün sözü geçen ileri gelenleri çağrılıp yuva kurmalarda kız evine götürülerek usulü adap ile kızı istemelerde yardımcı olurlar. İşlerini bitirmekte geç kalanlara köy imecesi olarak birleşip yardımlar yapılması da gelenek göreneklerimizdendir. Unutulan geleneklerimizin tekrar yaşatılma arzusu ile kalınız.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.