Emre Akbaş
Osmanlı Konya’sında Temizlik İşleri: Süpürmek Kimin, Çöpü Taşımak Kimin Göreviydi?
Bugün büyük binaların, iş merkezlerinin, otellerin ve alışveriş merkezlerinin temizliği çoğunlukla profesyonel temizlik şirketleri tarafından yürütülüyor. Peki, bundan üç yüz yıl önce Konya’da bir paşanın sarayı nasıl temizleniyordu? Bu işi kimler yapıyor, çöpleri kim taşıyor, görevlerin sınırları nasıl belirleniyordu?
Konya mahkemelerinde tutulan kayıtlar, bu sorulara ışık tutan ilginç bilgiler sunuyor. 1670 ve 1713 yıllarında düzenlenen iki mahkeme belgesi, sarayların temizlik işlerinin yalnızca gündelik bir hizmetten ibaret olmadığını; görev paylaşımı, yerleşik uygulamalar ve hak arayışıyla da ilgili olduğunu gösteriyor.
Sarayları kim temizliyordu?
1670 tarihli mahkeme kaydında, Konya’da yaşayan gayrimüslimlerden Sefer, Yasef, Karabit, Lekşe, Sanan Keşiş ve Allahverdi isimli kişiler karşımıza çıkıyor. Bu kişiler, Karaman beylerbeyilerinin ve mütesellimin ikamet ettiği saraylarda yerine getirdikleri hizmetlerle ilgili bir şikâyette bulunuyorlar.
Mahkeme kaydına göre bu kişiler, daha önce kendilerine verilen bir belgeye dayanarak belirli hizmetleri yerine getiriyorlardı. Belgede, “süpürüp ve damlarını görüp gayri hidmet teklîf olunmaya” ifadesiyle, sarayların süpürülmesi ve damlarının temizlenip kontrol edilmesi dışında kendilerine başka bir hizmet yüklenmemesi gerektiği belirtiliyordu. Ancak zamanla kendilerinden bu sınırların dışında hizmetler de istenmeye başlanmıştı. Bunun üzerine ellerindeki belgeyi mahkemeye sunarak hükümlerinin uygulanmasını talep ettiler. Belge, çarşı başı Hacı İsmail’in huzurunda okundu ve Hacı İsmail de içeriğini kabul etti. Böylece daha önce belirlenmiş hizmet yükümlülüklerine uygun hareket edilmesi istendi.
Bu kayıt, Osmanlı Konya’sında saray temizliğiyle ilgili görevlerin belirli sınırlar çerçevesinde ele alındığını gösteriyor. Burada dikkat çekici olan, hizmeti yerine getiren kişilerin kendilerinden beklenen işlerin kapsamına itiraz etmeleri ve taleplerini mahkeme önünde dile getirebilmeleridir.
Anlaşılan o ki geçmişte de bir işi yapmakla yükümlü olmak, o işle ilgili her türlü görevi üstlenmek anlamına gelmiyordu. En azından bu belge, hizmetin sınırlarının önceden düzenlenmiş bir belgeye dayandırıldığını ortaya koyuyor.
Çöpü toplamak başka, taşımak başka!
1713 tarihli bir başka mahkeme kaydı, Konya’daki temizlik işlerinin nasıl paylaşıldığını daha ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.
Bu defa mesele, Karaman eyaletinin yöneticisi Osman Paşa’nın Konya’daki sarayında biriken süprüntü ve çöplerle ilgili. Çiftçiler taifesinin temsilcileri ile şehirde yaşayan gayrimüslimlerin temsilcileri arasında bir anlaşmazlık yaşanıyor.
Gayrimüslim temsilciler Kesbir ve Hoda’nın mahkemede verdikleri bilgiye göre sarayın süprüntüsünü eskiden beri gayrimüslimler süpürüyor ve bir yerde topluyordu. Ancak bu atıkların arabalara yüklenerek şehir hendeklerine götürülmesi çiftçilerin göreviydi.
Sarayda biriken çöplerin kaldırılması konusunda anlaşmazlık çıkınca taraflar, geçmişten beri uygulanan görev paylaşımını ve ellerindeki eski belgeyi ileri sürerek haklarını savundular.
Mahkemede yürütülen görüşmelerin sonunda uzlaşmaya varıldı. Sarayda biriken süprüntü ve çöpleri gayrimüslimler süpürüp bir yerde toplayacak, bunların arabalara yüklenerek hendeklere taşınması işi ise çiftçilerle yarı yarıya paylaşılacaktı. Böylece anlaşmazlık, tarafların kabul ettiği bir uzlaşmayla çözüme kavuştu.
Bu belgenin ortaya koyduğu ayrıntı oldukça ilginç. Bir sarayın temizliği tek bir iş olarak görülmüyor; süpürme, çöpleri bir yerde toplama ve taşıma gibi farklı aşamalara ayrılıyordu. Bu aşamaların sorumluluğu da farklı toplumsal gruplar arasında paylaştırılıyordu.
Geçmişin gündelik hayatından bugüne kalanlar
Bu iki belgeyi birlikte değerlendirdiğimizde Osmanlı Konya’sında temizlik işlerinin belirli görevler ve yerleşik uygulamalar çerçevesinde yürütüldüğünü görüyoruz. Hizmeti kimin yapacağı kadar hangi işin kimin sorumluluğunda olduğu da önem taşıyordu. Anlaşmazlık çıktığında taraflar mahkemeye başvurabiliyor, daha önce düzenlenmiş belgeleri ileri sürebiliyor ve uzlaşma yoluyla çözüm arayabiliyordu.
Elbette üç yüz yıl önceki çalışma düzeniyle günümüzün profesyonel temizlik şirketlerini aynı kefeye koymak doğru olmaz. Dönemin toplumsal yapısı, çalışma ilişkileri ve hizmet anlayışı bugünkünden oldukça farklıydı. Ancak bu kayıtlar, şehir hayatının devamı için gerekli temizlik hizmetlerinin geçmişte de bir iş bölümü gerektirdiğini açıkça gösteriyor.
Tarih araştırmalarında çoğu zaman padişahları, paşaları, savaşları ve büyük siyasi olayları konuşuyoruz. Oysa şehirlerin gündelik hayatı, onları ayakta tutan ve çoğu zaman tarih kitaplarında adları anılmayan insanların emeğiyle de şekilleniyor. Konya’nın eski mahkeme kayıtları, bir paşanın sarayını kimlerin süpürdüğünü, çöplerini kimin taşıdığını ve bu işlerin nasıl paylaşıldığını yüzyıllar sonrasına aktarıyor.
Bazen geçmişi anlamak için sarayların ihtişamına değil, kapılarının önünde biriken süprüntüye bakmak gerekiyor. Çünkü tarihin içinde yalnızca yönetenlerin değil, şehir hayatını sürdüren emekçilerin de hikâyesi var.
Kaynaklar
KŞS 46/34-1
KŞS 14/85-2.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.