Şaziye Noyan
BİR SELAM, BİR TEBESSÜM
Lise yıllarında Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu okurken Peyami Safa’nın eski evleri birbirine yaslanan evler şeklinde tarif edişi çok hoşuma gitmişti. Bu tasvir çocukluğumda büyüklerimden dinlediğim hikâyeleri hatırlatmıştı bana. Annemin, babamın, dedemin kendi çocukluklarını anlattıkları hikâyelerde hiçbir komşu aç ve açıkta kalmazdı. Komşular ellerindekini birbiriyle paylaşır bir kişiye yetenin iki kişiye yeteceğinden bahsedelerdi. Bende komşuluk bakımından şanslı olan çocuklardandım. Sabah saatlerinde mahalledeki arkadaşlarımla oynamaya başlar gece saatlerine kadar içeri girmezdim. Herkes birbirini tanır, halini hatırını sorar, bir evde pişen yemek mutlaka komşuya da giderdi. İnsanlara geçmişi sorduğumuz zaman özlemle anıyor ve eski günlerin sıcaklığından bahsediyorlar. Peki ya günümüzdeki komşuluk anlayışını inşa eden yine bizler değil miyiz? Çok katlı binalarda yaşayan insanların birçoğu komşularını tanımıyor. Komşu komşunun ziline ancak şikâyet için basıyor. Apartman toplantılarında ancak toplu işler konuşuluyor. Oysa Rabbimiz Kur’an’da bizlere “Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez.” (Nisa Suresi 4/36) buyurdu. Peygamberimiz (sav) “Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.” (Buhârî, Edeb, 28, Müslim Birr, 140-141) buyurmuştu. Dinimizin bu derece önem verdiği komşuluk ilişkileri kültürümüze de “Ev alma, komşu al.”, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” gibi atasözleri ile karşılık bulmuştur.
Peki aynı apartmanda aynı mahallede yaşadığımız insanlarla yabancılaşmak bizi nasıl etkiliyor? Fakülte yıllarında bir hocam kendi komşuluk ilişkileri ile ilgili şöyle bir hikâye anlatmıştı. Kendi evine taşındığı yıllarda komşularıyla karşılaştığı zaman komşuları ya başlarını önlerine eğiyorlar ya yüzlerini çevirip gidiyorlarmış. Bir süre sonra bu duruma canı sıkılmaya başlamış. Aynı apartmanda yaşıyıp her gün karşılaştığı insanlarla daha samimi bir ilişki kurmak istiyormuş. Komşularına ilk selamı kendisi vermeye başlamamış. İlk başta selam verdiğim komşuları şaşırmışlar. Daha sonraki zaman diliminde onlarda hocama yolda gördüklerinde selam verip hâlini hatırını sorar olmuşlar. Hocamın bu paylaşımı bana ilk adımı neden hep başkasından beklediğimizi düşündürdü. Bizler geçmişte şöyle güzel komşuluklar vardı, biz eskiden şöyleydik diyerek hayıflanmak yerine ilk adımı atarak kurulacak güzel dostlukların temelini atabiliriz. Bu düşünce gittiğim her yerde her zaman aklımdadır.
Bugün komşuluk ilişkilerimizi yeniden güzelleştirmek yaşadığımız yerde huzuru ve güveni çoğaltmak için Resulallah’ın (sav) “İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız."(Müslim, İman,93) tavsiyesini yerine getirebiliriz. Birbirinin hakkını gözeten, birbirine hayrı ve sabrı tavsiye eden komşuluk hukukunu gözeten güzel ilişkiler kurabiliriz. Belki o çok özlediğimiz eski komşuluklar büyük değişimlerle değil minik bir selamla yeniden canlanabilir. Yeni ve güzel hikâyeler yaşayacağınız insanların en yakınınızda olması duasıyla selametle kalın…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.