Yıldız Uyanık
Ne Yediğimizi Gerçekten Biliyor muyuz?
Kendimize ben gerçekten ne yiyorum diye sorduk mu? Sabah kahvaltısında masaya koyduğum peynirin nerede üretildiğini, akşam yediğim yemeğin içindeki yağın ne olduğunu, çocuğuma verdiğim bisküvinin neden aylarca bozulmadığını?
Market rafları bize güven veriyor. Ambalaj düzgünse, marka tanıdık ise, üzerinde doğal yazıyorsa içimiz rahatlıyor. Gıdanın güveni ambalaj şıklığı ile ölçülmüyor maalesef. Bu arada haksızlık etmeyelim; gıda üretimi gerçekten kolay değil. Raf ömrü, hijyen, taşınma koşulları…. Hepsi önemli. Ama bazen iş, gıdayı korumaktan çıkıp başka bir şeye dönüştürmeye gidiyor. Birde ev yapımı meselesi var. Evde yapılan her şey otomatik olarak sağlıklı mı? Temiz mutfak, doğru saklama, doğru sıcaklık, doğru süre… Bunlar yoksa evde riskli olabiliyor. Yani mesele nerede yapıldığı değil, nasıl yapıldığı. Gıda güvenliği deyince çoğumuzun aklına fabrikalar geliyor. Denetimler, belgeler, sistemler… Oysa bu zincirin bir ucu da biziz. Tüketici olarak sorgulamazsak, ‘’neden’’ diye sormazsak, okuma zahmetine girmezsek; kaliteli gıdaya giden yolu da kendimiz kapatırız. Belki de artık mucize aramayı bırakıp küçük farkındalıklarla başlamalıyız. Her aldığımızı ürünü değil ama en azından sık tükettiklerimizi tanımalıyız. Etiketi bir kez olsun okumalıyız. ‘’Ucuz mu ‘’ sorusunun yanına ‘’ Doğru mu?’’ sorusunu da eklemeliyiz. Ne yediğini sorgulamak bizi yavaş yavaş daha iyisini seçmeye başlatır. Asıl mesele şu soruda gizli: Ben sadece karnımı mı doyuruyorum, yoksa gerçekten kendime iyi mi bakıyorum.
Gıda hayatın merkezindedir. Ne yediğimizi bilmek ise bir tercih değil bir sorumluluktur. Markete gidiyoruz elimiz alışkanlıkla hep aynı raflara mı gidiyor.? Zaten anlamıyorum, çok küçük yazıyor, bir sürü yabancı kelimeler var mı diyoruz. Belki haklıyız. Ama etiket okumanın tamamını bilmek zorunda değiliz. Doğru yerden başlamak yeterli. Altın kural şudur: Bir ürün de en çok olan ilk sırada yazılır. Yani şeker ilk sırada ise o ürün tatlıdır. Yağ ilk sıradaysa yağ ağırlıklıdır. Liste uzadıkça ürün daha işlenmiş hale gelir. Adını bilmediğimiz maddeler artıyorsa burada durmak gerekiyor bu gıda gerçekten gerekli mi diye sormak gerekiyor. Şeker sadece şeker olarak yazılmayabilir bazen, glukoz şurubu, fruktoz, mısır şurubu … bunlar hep aynı kapıya çıkar. Aynı şey tuz içinde geçerli. Hazır gıdalar da fark etmeden fazla tuz alırız. Etiketi doğru okumak bunu da fark etmemizi sağlar. Katkı maddeleri… Burada hemen panik yapmaya gerek yok. Her katkı maddesi zararlı değildir. Ama katkı maddesi sayısı artıkça ürünün temel yapısı ile ilgisi azaldıkça, soru işareti de artar. Market raflarının dolaşırken bazı kelimeler bizi bizden alıyor. Elimiz otomatik olarak o ürüne gidiyor. Ama etiketi incelersek kandığımız şeyin aslında ürün değil kelimeler olduğunu görebiliriz. En masum kelime mesela ‘’doğal’’ …Bir ürün de doğal yazıyor diye katkısız olmak zorunda değil. O yüzden ön yüzde doğal yazıyorsa arka yüz daha önemli. ‘’ Katkısız’’ mesela. Katkısız demek hiçbir işlem görmemiş demek değildir. Koruyucu yoktur ama aroma vardır. Renklendirici yoktur ama şeker vardır. Yani katkısız her zaman masum anlamına gelmez . ’’Ev tadında ‘’ ifadesi beni her zaman gülümsetmiştir. Hangi ev? Kimin evi? Bu ifadeler bizi anne mutfağına götürür ama içindekiler kısmı bazen evle hiç tanışmamış olabilir. Gıdada en büyük yanılgı güzel kelimelerin gerçeği değiştirdiğini sanmak. Ne yediğimizi bilmek istiyorsak kelimelerin değil içeriğin peşinden gitmeliyiz. Etiketi okumaktan ve anlamaktan vazgeçmemeliyiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.