Ömer Tokgöz
Kartpostallarda yaşayan Konya
Fotoğraf ve fotoğrafçılık sanatı fotoğraf maziye ışık tutan bir aynadır. Fotoğraf nedir diye sorguladığımız zaman insana dair her şey denilebilir. Akıp giden hayatı vizöre almak ve kadrajda görüp deklanşöre saniyeler içinde basabilme rikkati, hassasiyeti ve duyarlılığı demektir. Fotoğrafın sıradan bir boyutu kadar yeri gelir sanatsal yönü, belgesel yönü de vardır. Bir insanın başkasından farklı olarak illa bu konuda bir fotoğraf sanatçısı gibi hassas olması gerekmez. Fotoğraf çekmek nesnelere ve doğaya başkaları gibi bakıp geçmek yerine bir estetik farkındalık ve görsel boyutu yakalayabilme becerisidir.

Fotoğraf heyecan verici bir serüven, sonu gelmeyen bir yolculuktur. Fotoğraf kendimize ve insana dair güçlü bir ifade biçimidir. Fotoğraf görsel bir şölene tanıklık eden bir belge ve vesikadır. Hepimiz şu veya bu şekilde siyah beyaz ve renkli karelerde, vesikalık fotoğraflarda, aile karelerinde, sosyal hayatın içinde varız. Derler ya sararmış albüm yapraklarında mutlu ve hüzünlü günlere tanıklık eden kareler vardır. Fotoğraf sayesinde hayat hikayemizi film şeridi olarak mütebessim bir çehreyle izlediğimiz bir görsel hafıza ve hatıra tünelinin içinde bir yerlerde dolaşırız.

Kartpostal tarihi fotoğraf ile başa baş giden bir süreçtir. Kartpostal, zarflı veya zarf olmadan yazmak üzere postalama için tasarlanmış, bir yüzü resimli, öbür yüzüne de bir şeyler yazılabilen dikdörtgen bir kalın kağıttır. Dikdörtgen dışındaki şekiller de kullanılabilir. Dünyanın en eski kartpostalı, 1840 yılında Londra'da Theodore Hook'a gönderildi. Kartpostalların çalışılması ve toplanması, deltioloji olarak adlandırılır. Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk kullanılmaya başlaması ise, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu vatandaşı olan Max Fruchtermann’ın 1867 yılında İstanbul’a gelmesi ile ve burada bir çerçeveci dükkânı açması ile gerçekleşmiştir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Kartpostal)
Şehirleri tanıtan ve tarihi yerlerini ön plana çıkaran fotoğraflar özel baskı yapılarak kartpostal şeklinde satışa sunulmuştur. İnsanlar bulundukları yerleri veya gittikleri yerlerden bu hatıra amaçlı kartpostalları zarf içinde postaya verip göndermişlerdir. Bayram günlerinde, askerlik günlerinde ve yılbaşı gibi günlerde ayrıca kartpostal ya da tebrik kartı göndermek e-posta ve SMS icat edilene kadar yaygın bir şekilde yaygın bir gelenek olmuştur. Bilgisayarın ve internetin 2010’lu yıllardan itibaren işyerlerinden evlere doğru yaygınlaşması ile elektronik iletişim kabul gördü. E-posta göndermek basit ve kolay olunca mektup yazımı ve kartpostal kullanımı azalmaya başladı. Üzerine cep telefonu ile SMS göndermek ve akıllı telefon özellikleri gelince tamamen ortadan kalktı.

Eskiden bayram günleri PTT önlerinde bir iki hafta önceden kartpostalcılar seyyar tezgahlarda satış yaparlardı. Normal zamanlarda ise kırtasiyecilerde ve turistik noktalarda kartpostal satılırdı. Tek kare manzara üzerinde alt veya üst köşelerde şehrin veya yerin ismi yazılı olurdu. Lüks baskı içeren kartlar vardı. Üzeri ışıltılı, parlak simlerle ve farklı renklerde hazırlanış olanlar vardı. Kartpostal iki taraflı olup açınca müzik çalanları da görüldü. Ancak dijital mesaj, sms, mültimedya mesaj karşısında kartpostal rekabete dayanamadı. Whatsap türünün ilk örneği olarak e-posta, SMS ve fotoğrafı birlikte veya ayrı ayrı göndermenin kolay ve entegre yapıldığı yegâne ortam haline geldi.
Kartpostallar bugün nostaljik bir iletişim şekli olarak aklımıza gelmenin ötesinde belgesel nitelikli bir materyal haline dönüştü. Niye derseniz fotoğrafın bir alt versiyonu olarak özel çekim ve üretime dayalı idi. Bugünden geriye 50 yıl önce çekilmiş kartpostallarda yer alan şehir manzaraları ve görünümleri zamanla ortadan kalktığı için belgesel niteliği kazandı. Bu anlamda geçmişte yayınlanan Konya kartpostalları mazideki Konya’yı görmek açısından önemli bir görsel bellek haline geldi. Kartpostal müzayedeleri düzenlendiği gibi sosyal medyada yapılan paylaşımlar yoğun ilgi görmektedir.

Konya’nın siyah beyaz kartpostalları 100-120 yıllık geçmişe sahiptir. İlk kartpostallar fotoğrafhanesini Konya’da açan Garabet Kirkor Solakian tarafından yapılmıştır. Kartpostal baskı düzenleme ise genellikle İstanbul'da elektrik olduğu için pozlar baskıya gidiyor veya kolaj yapılıp geliyor idi. Solakyan evinin çatı katında açıklık ve cam bölme olduğu için gün ışığından yararlanarak stüdyo çekimi ile bu poz ve negatiflerin bir kısmını Konya'da basabiliyordu. Fotoğrafın çekildikten sonra 15 gün, 1 ay sonra verilmesinin temelinde de bu durum yatıyor idi. Trenle İstanbul'a gidip gelen bir fotoğraf ve kartpostal baskı süreci vardı. Konya'ya elektrik 1915'lerde gelince bu sorun ortadan kalktı.
Kentsel bellek denilen yaşadığımız yerlere ilişkin görüntü hafızamızın değişmesini, yok olmasını ise klişe yaklaşımla kentsel dönüşüme bağlayabiliriz. Şehirlerin ve yaşadığımız yerlerin yok olması veya alt üst oluşunu sosyolojik açıdan daha eski zamanlardan başlatmak mümkündür. Lale devrinden beri ülkemizde süre gelen bir toplumsal değişim ve dönüşüm devam ediyor. Bu süreçte Tanzimat devrinden Cumhuriyete ve günümüze kadar ihtiyaçlar doğrultusunda adımlar atarak bugünlere geldik. Devlet katında ve şehir yaşamında iş görme biçimlerimiz modern çizgilere göre değişti. Gündelik hayatta ise ne geleneksel kalabildik ne tam modern olabildik. Sakallı Celal olarak bilinen Celal Yalnız’ın deyimiyle “Doğuya giden gemide batıya koşan tayfalarız” portresinde mesafe alınamayacağı açıktı. (https://tr.wikiquote.org/wiki/Celal_Yalınız)

Şehirlerimizin ve onların birer hücresi olan mahalleler ve evlerimiz sürekli biçim değiştirdi. Tek katlı, bahçeli ve kerpiç evlerden önce 2 katlı, 3-4 katlı apartmanlara sonra çok katlı sitelere ve bloklara geçiş yaptık. İmar çalışmaları çoğu kez yeniyi kurma adına eskiye karşı hoyrat tavırlar üstlendi. Osmanlı devletinin son zamanları ve erken Cumhuriyet döneminde milli mimari anlamında bize özgü eserler inşa ettik. O günlerde kıymeti ve değeri yeterince bilinmeyen evler, binalar ve tarihi eserler yok oldu gitti. Bugünde tarihi kıymeti, mimari yönü ve sanat tarihi yönünden değeri yeterince bilinenler olduğu kadar, maalesef ilgi bekleyen onlarca tarihi eserler bulunuyor.
Değişen şehir dokusu, kaybolan sokaklar ve ortadan kalkan bazı mahalleler ile karşı karşıya kaldık. Sosyal medyada sıkça görüldüğü üzere nostaljik bir bakış ile eskiye dair güzelleme aceleciliği yapmamak gerek. Sürekli ah vah etmek sağlıklı bir yaklaşım değildir. Mazideki günleri özlemle anarak yeni ve modern olana ve günümüze kötü günler veya yanlış işler diye yaklaşmamak gerek. Estetik bakış açısı ve tarihi koruma kaygısı kadar neyin muhafaza edilmesi ve neyin sıradan bir şey olduğu da rasyonel ve bilimsel olarak ele alınmalıdır. Her eski olan nesne veya her siyah beyaz fotoğraf nitelikli değildir.
Bugün müze olarak hizmet veren İnce Minareli medreseye ve muhteşem portal kapısına şekil veren taş ustası ve mimar neyi amaçlamıştı. Portal kapıyı ayet, meyve gibi figüratif çizgiler ile bezeyip yüzyıllara meydan okurken neyin peşinde idi? Bugün adına site/rezidans/apartman veya kamu binalarını üreten bizler sanat ve estetik güzellik olarak ne amaçlıyoruz? 1930'lü yıllarda lüks hayat opereti besteleyen ve apartman hayatına özenti rüzgârı oluşturanlar neyin peşinde idi bilinmez. Mesela bugünlerde inşa edilen binalardan gelecek kuşaklara bizden miras kalacak bir eser olabilir mi?
Şehirler 25-50 yıllık dilimler de değişip dönüşüyor, 19 ve 20.yüzyılda hepten geleneksel ve kadim olanın modernlik adına yıkıldığı dönemler. Klasik ecdat evleri ve mimarisi ile toplumsal bellekte yer etmiş her tür mimari unsur, sokak, mahalle gibi yerleri ise belirli ölçekte korumak ve bakımını sağlamak gerekirdi. Eğer aileler bu tür konaklar bakıp çekemiyor ise kamusal sahiplenme ile kültür ve sanat evleri, etnografik ve folklorik yaşantı örnekleri olarak korumak gerekirdi. Konya’da Akçeşme civarı ve Mengüç caddesi bu açıdan örnek bir Konya evleri sokak sağlıklaştırma projesi oldu. Tek kusurları varsa bu evlerde oturan çok az hatta bir iki tane aile bulunuyor. Restorasyon sonrası ticari işyerleri ve STK kullanımına tahsis edildikleri için mesken/konut yönü iptal edilmiş oldu. Bizim gibi sade vatandaş dışardan sadece gözlem yapabiliyoruz. Bir Konyalı ailenin bu tür bir evde, konakta yaşam ortamını gözlemleme şansımız kalmadı.
Rastgele kentsel dönüşüm ile sadece fiziksel yıkım, değişim olmuyor bir anlamda kaybolan sokak ve mahalle ile kişilerin kentsel hafızasının da yok edilmiş olması ayrı bir sonuçtur. Bizde geleneksel kerpiç evler ve mimari 1-2 katlı cumbalı evler apartman sevdasına yıkıldı. Lüks hayat, Şişli'de bir apartman ah ne rahat diye operet adına müzikal besteledik. Yaprak dökümü romanındaki çözülme adına evlerden önce toplumsal ilişkiler biçim değiştirdi ve modern olma adına terkedildi. O evlere ve eserlere ruh veren insan ilişkileri de kayboldu gitti. Doğal hayatı kuşatan bahçeli ev kalmadı, dolayısıyla arkasından komşuluk ruhu ve insan sıcağı kayboldu. Gazeteci, Öykücü ve Yazar Oktay Akbal 1946 yılında "önce ekmekler bozuldu" demişti.
Yazımın başlığında kartpostallarde kalan Konya demiştim. Konya yerine ülkemizdeki tüm şehirleri yazsak ya da Türkiye diye yazsak anlam değişmez. Fotoğraflar ve kartpostallar maziye tanıklık ediyor. Konya’nın genel görünümü ve çehresi değiştiği gibi 15-20 yıllık zaman dilimi içinde Şeker Tekke, Gazialemşah, Kalecik, Cevizaltı, Dolav, Civar, Araplar, Sedirler, Aydoğdu, Yenice Kurtuluş vb. semtler görünüm olarak maziye karıştı. Yarın başka bir el değmemiş mahalle tarafında bu kentsel dönüşüm rüzgârı devam edecektir. Hayat devam ediyor eski ve yeni ile modernite ile yarınlara kulaç atıyor. Elde kalanların kıymetini bilelim. Yarına kalması gereken kültürel ve tarihi miras unsurlarını koruma altına alalım.
Kartpostal satan yer var mı? Derseniz kırtasiyeci esnaf düzeyinde ise birkaç tane bu işi yapan ancak var. O günleri hatırlama adına yerel yönetimler, esnaf ve PTT Konya Bölge müdürlüğü iş birliği yapsa, bir tebrik kartları ve mektup yazma, PTT pul koleksiyonu/filateli günleri düzenlenebilir. Yakınlarımıza nostaljik de olsa tebrik göndersek fena olmaz galiba. Bazen aklıma gelir o günlere dair "yine yar yakmış mektubun ucunu" diye şarkı ve türküler yazılıp söylenmiş. Bugünün dijital iletişim süreçlerine ozanlarımız size türkü yakar mı? Espri ve tebessüm bir tarafa eski günlerde iyi ve güzel insanlar güzel ve iyi işler yaptılar ise bugünlerde de bizler de aynı değerleri yaşatma gayreti içinde olalım vesselam.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.