Uzman Aile Danışmanı Büşra Akyüz
Eskiden mi Saygılıydık?
Eskiden büyüklerin önce rızasını, sonra duasını alırdık.
Bir işe başlanacaksa, bir yol yürünecekse;
“Büyüğüm razı mı?” diye bakılırdı önce.
Çünkü bilirdik ki rıza olmayan yerde bereket olmazdı.
Dua alınmadan atılan adımın, menzili kısa olurdu.
Koca çınarlar anlatırdı.
Bir sofranın etrafında, bir yudum çayın buğusunda…
Anne-baba susar, çocuklar dinlerdi.
Söz kesilmezdi.
Göz göze gelinir, baş hafifçe öne eğilirdi.Edeptendi...
O anlar sadece bir hatıra değil; edep, terbiye ve hayat bilgisiydi.
Bugün adına “kültürel miras” dediğimiz şey, o günlerde farkında olmadan yaşanıyordu dostlar.Ve yarın kültürel miras dediğimiz şeyde bugün yaşanıyor...
Şimdi soruyorum:
Bize ne oldu da koca çınarlarımız bir anda “bunak” oluverdi?Aslında "Kurt kocayınca ,köpeğin maskarası oldu."
Ne oldu da sözleri yük, varlıkları fazlalık sayıldı?
Dinlemeden yargılar olduk.
Anlamadan susturur olduk.
“Sizin zamanınızda yoktu” deyip kestirip atar olduk.
Yaş almış olana akıl sorulmaz oldu bu devirde.
Tecrübe, çağ dışı ilan edildi.
Bilgelik, sessizliğe mahkûm edildi.
Aslımız bozuluyor.
Hem de sessizce farketmeksizince.
“Aman çağın gerisinde kalmayalım,”
“Aman biz görmedik, çocuklar görsün,”
diyerek kimi zaman…
İyi niyetle kurulan bu cümleler, fark etmeden bizi köklerimizden uzaklaştırıyor.
Evet, dijital çağdayız.
Asırlar değişti, dünya değişti.
Ama değişim; silmek değildir.
Değişim, yoğurmak ve sentezlemektir.
Aslımızı unutarak değil, yaşatarak değişmek…
Kültürümüze, inancımıza asimile olmadan;
“ya hep ya hiç” demeden, dengeyi gözeterek yürümektir aslolan.
Bakın, eskiden beğenmediğimiz gaz lambalarını bugün antika pazarlarında arar olduk.
Bir zamanlar “eski” diye küçümsediğimiz ne varsa,
şimdi vitrinlere koyup hayranlıkla bakar olduk.
Sahi, neyin özlemi bu?
Sadece eski eşyaların mı?
Yoksa o lambanın etrafında toplanan yüzlerin,
yavaş konuşmaların,
sessizce dinlenen büyüklerin mi?
Eskiye özlem dediğimiz şey, aslında insana özlem değil mi?
Rızaya özlem.
Duaya özlem.
Bir büyüğün elini öpüp içi ferahlamaya özlem…
Eskiden bayramlar vardı.
Bayram havası vardı.
Kapılar çalınırdı, eller öpülürdü,
büyüklerin duası alınmadan sofraya oturulmazdı.
Şimdi Afrika’da kurban kesilip,
Antalya Manavgat’ta sahil beldelerinde “yeni çağ bayramı” yaşanıyor.
Burada sözlerim “yurt dışına kurban göndermeyin”değildir.İnfakta bulunmak Rabbimizi razı eder.
Kurban; rahmettir, berekettir, paylaşmaktır.
Emek olmadan olur mu sizce?
Rıza olmadan olur mu?
Torunlar, koca çınarların dibinde otururken bir edep vardı.
Bir haya vardı.
Şimdi ne torun var ortada,
ne o çınarın gölgesi,
ne de susarak dinlemeyi bilen bir hâl…
Ve dönüp kendimize sormamız gereken yer tam da burası:
Biz neyi kaybettik?
Ve neyi geri kazanmak istiyoruz?
Rabbim bizlere ata ahı almayı değil,
ata rızası kazanmayı nasip etsin.
Çünkü rızası alınmamış bir geçmiş,
duası olmayan bir gelecek bırakır ardında.
Belki mesele şu değil dostlar:
Eskiden mi daha saygılıydık?
Belki mesele;
rıza ile yaşamayı unuttuk.
Ve şimdi bütün bu eskiye özlem,
aslında kaybettiğimiz duanın izini sürmek…Tüm özlemlerimizi bulmak ümidiyle...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.