Ömer Tokgöz
Radyo Nostaljisi Üzerine
Bir zamanlar radyo denilen müzikli dünya cihazı kocaman ve devasa boyutlarda idi. 1940’lı yıllarda hem pahalı idi hem de bugünün çamaşır makinesi gibi büyüktü. O günlerde de şimdi cep telefonu denilen aslında entegre bir bilgisayara sığdırılmış dünya o kutunun içinde idi. 1930-80 arası rakipsiz bir medya aracı ve pahalı idi. Köylerde muhtarın ve zenginlerin evinde olurdu. İnsanlar radyo başına toplanıp ajans denilen saat başı haberleri dinlerdi. Radyolar aynen televizyon gibi evin baş köşesine konulur ve üzerine de dantel örtülürdü. Devasa boyutlardaki radyolar önce masa üstü boyutta kibar şekle geçtiler. Her radyonun çatıda 3-4 metrelik fincanlı çatı anteni olurdu. Bir de batarya denilen akümülatörü bulunurdu. 1930-60 arası önce lambaları ısınır sonra çalışır idi. Gelişen teknoloji sonrası transistörlü ve elde taşınır küçük 3-/6 pille çalışır modele geçildi. Elde taşınır, çantaya sığar 3 dalgalı, iki dalgalı el radyosu ise 1960-80 arası işlevseldi.

Radyo ve anten ilişkisi olmazsa olmaz idi. Rahmetli kayınbabam Ali Soyuğurlu’ nun Şirin Hanım çeşmesi arkasındaki evinin çatı katında radyo çatı anteni 2000’li yıllarda hala vardı. 2 katlı şirin evin her odasında ise sıkı durun radyo anten prizi döşenmişti. Yani aynen bugün televizyon için odalara çekilen ve döşenen TV uydu anten yuvaları gibi radyo anten yuvaları vardı. Radyo başka odaya yer değiştirince anten prizinden kablo çekilerek radyo istasyonlarının sesinin çıkması sağlanıyordu. Halen bu radyo prizleri bir işlevi kalmasa da olduğu gibi duruyor.
Orta dalga yayın atlasını akşamları daha bir genişletir idi. Gündüz 5 kanal, gece 55 kanal çıkardı. En keyiflisi ise kısa dalgada piyasa işi müzik, plak ve kasetleri çalan polis ve meteoroloji, Türkiye'nin sesi radyoları popüler idi. Fakat ses dalgalı gelir ve gider, azalır ve çoğalırdı. Anteni iyi olan radyo daha iyi çekerdi. Birçok yabancı istasyon kısa dalga bandı üzerinden yayın yapardı. Bunlar Türkiye’ nin sesi, Polis, Meteoroloji, BBC Londra’nın sesi, Deutsche Welle, Moskova, Budapeşte, Bükreş, Bağdat Türkmence, İran, Doğu Almanya TKP, Yugoslavya Priştine gibi kanalları bulanlar ise daha serbest yayınlara ulaşırdı. Tabi bu istasyonlardan bazıları özellikle 12 Eylül öncesinde ve 90'lı yıllara kadar sosyalist bloka ait politik mesajlar içeren ideolojik yayınlardı.

TV geç geldi, teyp pahalı idi. Kasetçalar ve Wolkmen radyonun pabucunu dama attı. Arkadan gelen video player ve renkli TV derken radyo popülerliğini kaybetti. Uzun dalgadan haber kanalı olarak Ankara 1 ve Ankara 2 radyosu ve müzik ve tiyatro kanalı olarak TRT yayınları yetersiz kaldı. Radyo sanki terkedildi ve işlevi kalmadı. Telsiz kanunu gereği yapılamayan FM bandı açılınca bu sefer TRT bazlı radyoyu bir kere daha geçtiler. Özel radyolar bu sefer söyleşi, kent bazlı müzik ve her türlü yayınlar ile yeniden 2000'li yıllarda güç kazandı. 2010'lardan sonra ise internet üzerinden yayınlar yaygın hale geldi. Bu yazıyı şimdi cep telefonundan radyo dinlerken yazıyorum. Kablolu ve Bluetoth kulaklık ile doğrudan telefondan dinlenen radyo ön plana geçti.

Kişisel hayat yolculuğumuzda radyonun ayrı bir önemi vardı. Ben ilkokula giderken kocaman kocaman radyolarda 3 dalgadan yayın dinlenirdi. Uzun dalga bandında 2 kanal ile Ankara radyosu, orta dalgada Çukurova ve Antalya Radyosu, Kısa dalgada ise Polis ve meteoroloji dinlenirdi, her tür kaset ve albümden parça çalardı. FM dalga ve radyo ise Türkiye de yasaktı. Anne ve babam ile birlikte radyo tiyatrosu ve arkası yarın şeklinde programlar dinlerdik. Babamla ise birinci lig ve ikinci lig maçlarını naklen/canlı dinlerdik. Tabi ki Beşiktaş ve Konyaspor. Özel radyo zaten yasaktı. 1994' lü yıllarda ancak özel radyolar ve FM dalgadan radyo yayını memleket de serbest bırakıldı. Ayrıca radyo kullanmanın yıllık vergisi vardı. Yeni alınan cihazlar için bandrol harcı ödenirdi. Ortaokula giderken 1975'li yıllar evdeki orta boy lambalı radyomuza Ziraat bankası arkasında TRT’ye yıllık telsiz vergisi ödemek için kuyruğa girmiştim.

Rahmetli babam 1978-79 eğitim yılında Karatay lisesine başladığımda bana 3 dalgalı el tipi transistörlü bir radyo almıştı. Ben ailenin tek çocuğu olarak 12 Eylül öncesinin hareketli ve anarşik ortamında okula gider gelir ve eve kapanırdım. O küçük radyo ile gece gündüz uzun dalga, orta dalga ve özellikle kısa dalgada nereleri dinlemedim ki? Budapeşte, Sofya, Tahran, BBC, Doğu Berlin, Moskova’nın sesi, Almanya’nın Sesi, Priştine, Irak Türkmence radyosu vs. Bu radyo istasyonları önce en güzel piyasa yapmış türkü, şarkı ve arabesk parçaları çalardı. Sonra Türkiye’ye, 12 Eylül yönetimine yönelik sol propaganda ve muhalefet dile getirilirdi. Birde orta dalgada öğlen ve akşam dinlenebilen Kıbrıs Bayrak radyosu vardı. Ben özellikle Türk kesimi ve Kıbrıs Rum kesimi radyolarını dinlerdim. Çünkü kaliteli türkü ve şarkılar çalardı. Müzik piyasasında yeni çıkan plak, kaset ve TRT’de yasak olan arabesk müzikleri çalardı. İstek yapanların ismi okunurdu. Orta dalgada Çukurova, Antalya ve Erzurum gibi istasyonlar olsa da genellikle TRT Ankara radyosu ile müşterek yayın yaparlardı. Yöresel şarkı ve türkü programları da yapılırdı.
Bir de radyo kullanımında pil çok önemli idi, yedeğini bulundurmak lazımdı. Şimdi ki gibi Power bank yoktu. Şarz edilen pil ve aparatı da yoktu. Radyo ve teyp pilleri bir süre kullanılıp zayıflayınca veya sıfıra düşünce atma ve değiştirme yöntemi geçerli idi. Almanya’ya çalışmaya giden işçiler tarafından getirilen elektrikli ve pilli radyolar uzun bir süre yakınlarına hediye edilmiştir. Aynı süreçte kasetçalar çıkınca bu modeller hediye getirilmiştir. 1975'lerde ikinci bir devrim bence radyo için elektrik adaptörlerinin geliştirilmesi oldu. Yani elektrik fişine takılan adaptör ile 3 volt, 4.5 volt ve 9 volt pil kullanmak zorunluluğu en azından evde ortadan kalktı.
İkinci bir gelişme bugünkülere göre çok basit ve tek kulağa takılabilen kulaklıklar devreye girdi. Evde, dışarıda özel bir şekilde bireysel radyo dinlenebilir oldu. Eldeki tüm seyyar ve taşınabilir radyolara cüzi ücretlerle yaygın olarak adaptör girişi ve isteyenler kulaklık girişi yani jack giriş taktırdılar. Bunu derken özellikle 1990'lardan itibaren ülkede önce TRT kanalları tek kanaldan beş adet olunca ve özel TV kanalları çıkınca aynı şey yaşandı. Herkes çok kanallı ve uzaktan kumandalı TV'ye yönelince eski siyah beyaz TV’lere tüner ve kumanda taktırmıştı. Bu sayede memlekette iyi bir meslek ve iş olan Radyo TV tamircileri atılım yaptı. Eski tek kanallı ve kumandasız siyah beyaz ve renkli TV'lere hesaplı ve ucuz kanal ayarı/tuneri ve uzaktan kumanda kiti monte ettiler. Bugüne geldiğimizde ise radyo, kasetçalar ve TV tamirciliği ise servisler hariç neredeyse bitmiş durumda. Artık çok az kişi meslek olarak radyo TV tamirciliği işiyle uğraşıyor.
2005’li yıllarda ise Çin’den ithal edilen avuç içinde ve cepte, gömlek cebine sığan ve kibrit kutusu kadar ufacık radyolar popüler oldu. Tek kalem pille çalışan bu radyolar çok ucuz ve hatta sadece kulaklık ile çalışır idi. Sonra hoparlörlüsü çıktı. Şimdi bluetoth hoparlör ile dinlenilen küçük çipli radyolar ile eski tip görünüm verilmiş nostalji replika radyolar mutfak ve balkonda revaçta. Kanallar ise onlarca ve istenilen yayını bulabilmek mümkün. Ama o eski kamusal olarak dinlenilen, haber alınan ve evin baş köşesine kurulan radyo artık mazide kaldı. Hatta orijinal dantel ve oya örtüler ile süslendiği günlerde görülmüyor.
Cep telefonundaki FM internet bandında tarama yaptım. Sayı değişiyor ama 50 civarında yerel ve ulusal kanalı dinlemek mümkün. İnternet bazlı yayında ise uygulamaya bağlı olarak ve kategorilere göre yüzlerce istasyon var. Kesintisiz olması iyi bir şey. Tür olarak pop, folk, tasavvufi, söyleşi, nostalji eksenli vb. onlarca kategoriler var. YouTube, Spotfy, Fizy gibi uygulamalar ile kanallar bir iki parçadan sonra ikide bir reklama girince ya da paralı abonelik isteyen premium vb. özellikler gerektirince ve arka planda çalışmadığı için insanı sinir ediyor. Bu yüzden günümüzde kullanım kolaylığı nedeniyle FM bantlı radyolar ve internet bazlı radyolar. Sabah ve akşam programlarında sohbet ve konuklu yayınlar ilgi çekiyor. Metropol şehirlerde trafikte uzun beklemeler ve tıkanmalarda da yine radyo dinlemek tercih ediliyor.
Velhasıl o günlerde güzel, bu günler de güzel. 1955/60'larda doğan nesil bu etkileşim ve dönüşümü peş peşe yaşamış oldu. Şimdi ne oluyor dersek: Artık sosyal medya mecraları ile akıllı telefonlar sayesinde neredeyse herkes medya/ses/görüntü içeren biçimde yayın yapar bir duruma geldi. Dijital bir profili olmayan insan kalmadı. Fenomeni, YouTuber, Fluencer Instagrammeri filan derken bambaşka bir etkileşime doğru yelken açıldığını da görüyoruz.
Müzik neyi anlatır sorusu ile bitirelim. Musiki Kalü Bela'da elest bezminde kâinatın haşyeti ve ruhları hoş kılan döngüsündeki seslerin ahengi ve korelasyonudur. Dünyada birçok ses içinde bize o kadim zamanı hatırlatan seslerin harmonik tınısını arıyoruz. (*) Ozanlar, aşıklar, sanatçılar enstrümanın teline vururken ve dile getirirken aslında mazideki ambiyansı bir tarafından yakaladığı için gönül telimiz titriyor. Müzik o zaman işte eski ve yeni tınılarla ruhun gıdası oluyor. Müziği bize taşıyan gramofon, plak, radyo, TV, videoplayer, CD, internet gibi araçlar ise bir alt üst oluş ile gündem oluyor.
(*) https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2580416. Sema’dan Semaha bir sonsuz devir. Cenk GÜRAY, Yrd. Doç. Dr. Atılım Üni.End.Müh. Blm.Güzel Sanatlar Fak.Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi / 2010 / 56
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.