“Dertsizlere benim sözüm benzer kaya yankısına…”

Yunus Emre yüzyıllar önce söylemiş.

Bazı sözler herkes için değildir.

Ancak yük taşıyanlar anlar.

Bu yazı da öyle…

Bu satırlar, ekran başında gece yarılarına kadar maç izleyen taraftara…

Yıllarca aynı formayı sırtında gururla taşıyan eski futbolcuya…

Başarısızlıkların yükünü omuzlarında hisseden teknik adamlara…

Ve her turnuva sonunda yeniden umut kurmaya çalışan milyonlara yazılıyor.

Dertsiz olan için bunlar yalnızca cümledir.

Dert sahibi için ise memleket meselesidir.

Dünya Kupası kaçtıysa, yalnızca bir maç kaybedilmedi

Bir Dünya Kupası’na katılamamak ya da beklentilerin uzağında kalmak, sadece doksan dakikalık futbolun sonucu değildir.

Skor tabelası, yılların birikimini gösteren son satırdır.

Asıl hikâye ise çok daha önce yazılmaya başlanır.

Altyapıda…

Mahalle sahalarında…

Kulüplerde…

Akademilerde…

Yönetim odalarında…

Ve alınan kararlarda.

Çünkü Dünya Kupası’na giden yol, eleme grubunda değil; çocukların ilk kez topa dokunduğu gün başlar.

Sorun teknik direktör mü?

Başarısızlığın ardından ilk refleks bellidir.

Teknik direktör tartışılır.

Oyuncular eleştirilir.

Kadro konuşulur.

Oysa bunlar çoğu zaman son halkadır.

Asıl soru şudur:

Bir ülke futbolcu mu yetiştiriyor, yoksa sadece transfer piyasasını mı büyütüyor?

Kulüpler günü kurtarmak için yabancı oyuncuya yönelirken…

Genç oyuncular forma beklerken yıllarını yedek kulübesinde geçiriyorsa…

Antrenör eğitimi çağın gerisinde kalıyorsa…

Hakem tartışmaları futbolun önüne geçiyorsa…

Sorun tek bir isim değildir.

Sorun sistemdir.

Başarı tesadüf değildir

Dünya Kupası’nda istikrarlı başarı elde eden ülkelere bakın.

Hiçbiri bunu tesadüfen başarmadı.

Yıllarca aynı futbol aklını inşa ettiler.

Altyapıya yatırım yaptılar.

Antrenör eğitimini ciddiye aldılar.

Veriyi kullandılar.

Kurumsal hafızalarını korudular.

Her başarısızlığı yeni bir başlangıç değil, yeni bir ders olarak gördüler.

Biz ise çoğu zaman her hayal kırıklığından sonra yeniden sıfırdan başlıyoruz.

Başkan değişiyor.

Teknik ekip değişiyor.

Projeler değişiyor.

Hedefler değişiyor.

Ama sonuç değişmiyor.

Çünkü futbol, her dört yılda bir yeniden icat edilemez.

Asıl soru şu…

Her başarısızlıktan sonra milyonlar aynı cümleyi kuruyor:

“Nerede hata yaptık?”

Belki de soruyu değiştirmek gerekiyor.

Türk futbolu gerçekten kimi büyütüyor?

Kulüpleri mi?

Yöneticileri mi?

Ekonomiyi mi?

Yoksa futbolcuyu mu?

Çünkü güçlü futbolcu…

Güçlü kulüp oluşturur.

Güçlü kulüp…

Güçlü millî takım oluşturur.

Güçlü millî takım…

Güçlü futbol kültürü oluşturur.

Bu sıralama hiçbir zaman tersinden işlemez.

Hesap vermek başarının düşmanı değildir

Futbol Federasyonu özerktir.

Öyle de olmalıdır.

Ama özerklik, eleştiriden muaf olmak değildir.

Başarı kadar başarısızlık da açıklanabilmelidir.

Dünya Kupası hedefi gerçekleşmiyorsa…

Altyapıdan beklenen oyuncular çıkmıyorsa…

Uluslararası rekabette her geçen yıl geriye düşülüyorsa…

Artık yalnızca maçlar konuşulmaz.

Planlama konuşulur.

Yönetim konuşulur.

Vizyon konuşulur.

Çünkü hesap verebilirlik, kurumları zayıflatmaz.

Aksine güçlendirir.

Son söz yerine…

Dünya Kupası’nda alınan kötü sonuçlar, sadece kupanın kaçtığını göstermez.

Bize aynayı gösterir.

O aynada gördüğümüz şey yalnızca kaybedilen maçlar değil…

Ertelenen reformlar…

İhmal edilen altyapılar…

Ve tüketilen umutlardır.

Yunus Emre’nin dediği gibi:

“Dertsizlere benim sözüm benzer kaya yankısına.”

Bu yazı da suçlu arayanlara değil…

Çözüm arayanlaradır.

Çünkü bir ülkenin futbolu, kupaları kaldırmadan önce gerçeği kaldırabilecek cesarete sahip olmak zorundadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.