Ömer Tokgöz
Bir Emek Sevdası: Neden Sendikacılık?
Sendikacılık emekçilerin örgütlü olarak hak aramasıdır. Bir proleter çocuğu olarak hayata başladım. İşçi çocuğu olmanın getirdiği sıkıntı ve güçlükleri, bordro mahkûmu bir ailede, ortaokul ve lise yıllarımda doğrudan tecrübe ettim. Kamu çalışanı olarak 1989'da Ankara’da başladığım normal, düz ve vasıfsız memuriyetle birlikte geçinme zorluğunu bizzat gördüm. 1990 ile 2000’li yıllar arasında yaşanan ekonomik krizlerin gölgesinde, 1,5 asgari ücretle yaşamanın fiili güçlüğünü her an hissettim. Çalışmakta olduğum İş ve İşçi Bulma Kurumu, 1999 yılında başlayan yasal dönüşüm ve 2003 yılında çıkarılan kuruluş yasası düzenlemesi ile ücret politikasını düzeltti. Kurum, İŞKUR Genel Müdürlüğüne dönüşürken ek ödenek ve mesai ödemeleri gibi iyileştirmelerle maaş koşullarını yukarı taşıdı. Böylece, emekli olduğum 2023 yılına kadar geçim zorluğu ile görece refah çizgisi arasında gidip gelen bir sarkaç içinde, kamuda tam 34 yıl görev yaptım.

1992-2000 yılları arasında kamu çalışanlarının sendikal örgütlenmesi Türkiye gündemine yoğun bir şekilde girmişti. O dönem çalıştığım kurumda yaşanan mesleki yarışma sınavlarındaki haksızlıklar, yurtdışına personel göndermede yapılan kayırmalar, karar mekanizmalarına katılma ihtiyacı, memurun bir çalışan olarak değer görmemesi, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’dan çalışanların aldığı düşük pay, bozuk gelir dağılımı, yüksek enflasyon ve düşük maaş zamlarına mahkûmiyet gibi olumsuzluklar artık canıma tak etmişti. "Artık yeter" demenin ve hak aramanın en meşru kulvarı olarak, memurların sendikal örgütlenmesi benim için de bir çözüm arayışı haline geldi.
1990’lı yılların başında var olan tüm sendikal hareketlerin program ve tüzüklerini detaylı ve rasyonel şekilde irdeledim. Bu dönem kamu çalışanlarının ücret, demokratik haklar ve aktif yurttaşlık haklarının sendikal örgütlenme ile aranmaya başladığı yıllardı. Öne geçen ve kamuoyunda duyulan KESK, Kamu-Sen ve Memur-Sen yayınlarını ve ana tüzüklerini inceledim. Gördüm ki etnik, ideolojik (sınıf) ve hizmet sendikacılığı ekseninde bir ayrışma var. O tarihte iş kolu ekseninde örgütlenen tek örgüt olarak merhum Genel Başkanım Mehmet Akif İnan ile birlikte bilge başkan misyonu ile temsil edilen ve biçimlenen Memur Sen hareketine gönül verdim. Etnik ve ideolojik ve/veya sınıf sendikacılığı yerine özerk, bağımsız ve emek odaklı bir mücadele, demokratik örgütlenme vurgusu yapan Memur-Sen çatısı altında sendikacılık yaparak hak aramaya karar verdim. Emek mücadelesi, gelir dağılımında adalet, demokrasi ve statü hukukundan sözleşme hukukuna geçme mücadelesi olarak ifade edilen bu platformun bir neferi oldum.

Sendikal etkinlikler, 12 Eylül konjonktürü içinde ve yürürlükteki anayasa gereği memur için henüz yasak bir faaliyetti. Her türlü kurumsal ve yasal baskıyı göze alarak, 1994 yılı içinde memurun üye olmasının yasak olduğu bir dönemde sendikaya katıldım. Bizzat Genel Başkanım M. Akif İnan ile Strazburg Caddesi’nde, köhne bir apartmanın 7. katındaki mütevazı odasında selamlaşıp görüştüm. Kendimi tanıtarak üye ve temsilci olmak istediğimi ilettim. "Yedi Güzel Adam" bağlamında geçen o derin sohbetin sonucunda, takdir ve teveccühleri ile aktif sendikacılık görevlerime başladım. Değerli başkanım bana "Bilgisayar biliyor musun?" diye sordu. "Evet" deyince, "Yazışma odasına geç, başvuru dilekçeni yaz, bir de görevlendirildiğine dair İş ve İşçi Bulma Kurumu (İİBK) Genel Müdürlüğüne yazı hazırla" dedi. Tensipleriyle o gün, İİBK Genel Müdürlüğünde ilk üye ve kurucu sendika işyeri temsilcisi olarak görevlendirildim.

Büro iş kolunda kurulmuş olan Kamu Büro-Sen (Büro Memur-Sen) Genel Başkanı Mehmet Fatih Uğurlu ile fiilen memur sendikacılığına adım attım. Zaman içinde Genel Merkez Yönetim Kurulu’na seçildim; Genel Başkan Yardımcılığı ve bir süre de Genel Başkan Vekilliği görevlerini yürüttüm. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde edindiğim teorik bilgilerin yanına; Hak-İş, Türk-İş ve DİSK konfederasyonlarının yayınlarını okuyarak yoğun bir sendikal kültür ve tarih birikimi ekledim. Kuruluş evresinde sendikacılığa omuz ve emek vermem; hem emekçi bir ailenin ferdi olmamın hem de İstanbul Siyasal’ da gördüğüm siyasal, toplumsal ve ekonomik müfredatın zihinsel bir hülasasıdır. Eylemci düşünceye yatkın bir perspektife sahip olmam da bu süreçte kuşkusuz etkin oldu.
Ülkemizde sendikacılık denilince bu konuya ömrünü vakfeden merhum Prof. Dr. Alpaslan Işıklı hocama, Prof. Dr. Mesut Gülmez’ e ve özellikle Dr. Yıldırım Koç hocama ayrı bir parantez açmak gerekir. Alpaslan Işıklı ve Yıldırım Koç ile aktif sendikacı olarak bizzat gidip görüştüğüm, sendikal örgütlenmenin yeri ve konumunu hem eserlerini okuyarak hem yüz yüze görüşerek istişare ettiğim değerli bilim insanlarıdır. 12 eylüle rağmen sendikal bilinç noktasında ve memur sendikacılığına verdikleri destek ve katkılar için hassaten kendilerine her ortamda teşekkür ettim. Kamu sendikacılığı ile uğraşanların da eğer etmediler ise bir teşekkür borcu vardır. Prof. Dr. Meryem Koray'a ise ekonomik ve sosyal bölüşüm örgütü olarak sendikal gelişmeleri anlattığı eserleri ile nitelikli sendikal örgütlenmeye verdiği katkılar için müteşekkirim. Bu dört akademisyen okunmadan emek odaklı bir sendikal bilinç kazanılamayacağı ve ufuk geliştirilemeyeceği kanaatindeyim.

Bilge insan Memur-Sen konfederasyonu kurucu başkanı ve aksiyon insanı Mehmet Akif İnan önderliği ve rehberliğinde İş ve işçi Bulma Kurumu sendika işyeri temsilcisi ve kurucu üye olarak Ankara İl Müdürlüğünde sendika temsilcisi olarak görev yaptım. Yoğun bir sendikal kaynak okuma ile birlikte ve doğrudan Türk işçi hareketinin her düzeyde emekçileri ile tanışarak mücadele, birikim, kazanımları ve geleneklerine vakıf oldum.1994-2000 yılları arasında Büro Memur-Sen Genel Başkan Yrd. ve Vekilliği, Konfederasyonumuz Emek Platformu Uzmanlığı, Basın Yayın ve Tanıtım Sekreter Yrd. olarak broşür, dergi ve bildiriler hazırladım. Demir asa, demir çarık yollara düşerek aktif olarak emek verdim.
Bu süreçte Memur-Sen dergisi yayın kurulunda bulundum, farklı platformlarda makaleler yazdım. Memur-Sen adına TV programlarına katıldım. İlk kez 1999 yılında Kütahya'da bir radyonun canlı yayınında, konfederasyonumuz adına 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlama konuşmasını gerçekleştirdim. Konfederasyon misyon ve vizyon tasarım amaçlı başkan yardımcılarından oluşan Ar-GE ekibinde yer aldım. 1999 yılında Memur Sen adına ilk araştırma raporu olan “1999 Seçimleri Siyasal Parti Program ve Seçim Bildirgelerinde Kamu Çalışanlarının Örgütlenme Hakkı” başlıklı bir çalışmayı Konya'da düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna açıkladım. Farklı illerde genel başkanım Mehmet Akif İnan ile birlikte bizzat ziyaret, örgütlenme, eğitim ve seminer çalışmalarında yer aldım. Emek platformu tarafından 2000 yılında yapılan Cumhuriyet tarihinin en büyük mitingi olan Kızılay mitinginin hazırlıktan eyleme kadar tüm aşamalarında yer aldım.
İİBK/İŞKUR Genel Müdürlüğü özelinde ise 1995-2000 yılları arasında yoğun örgütlenme çalışmaları yürüttüm. Mütevazı ölçekte de olsa, işyeri sendika temsilcisi olarak birçok önemli kazanıma imza attım. Örneğin; üyelerimiz için kaynaktan aidat kesintisi yapılması, ikramiye hakkının müktesep (kazanılmış) hak olarak ödenmesini sağlayan raporun hazırlanması, yıllık izin haklarının kullanımına kısıtlama getiren İİBK Genel Müdürlük genelgesinin iptal edilmesi, İİBK-Dünya Bankası projesi kapsamında personel eğitimi programı müfredatının tasarlanması, SBF-İİBK eğitim koşullarının iyileştirilmesi ve 1990'lı yıllarda başlayan iftar yemeği uygulamasının devam ettirilmesi gibi adımları, henüz yürürlükte bir sendika kanunu dahi yokken fiili birer kazanım olarak hayata geçirdik.

2000'e kadar geçen dönemde yasal süreç öncesi örgütlenmek önemli idi, 2000'li yıllarda ise konjonktür değişti ve yasal sendikacılık dönemi başladı. Bu dönemde sendikal çeşitlilik ve rekabet ve yetki kazanma süreçleri ön plana geçti. Her üç konfederasyonda değişen zamanlarda genel yetkili sendika ve konfederasyonlar oldular. Bu dönemde aktif sendikacılık yerine sade bir sendika üyeliği yaptım. M. Akif İnan ve memur sendikacılığı üzerine bir rapor hazırladım. Bundan sonraki projeksiyon ise önümüzdeki 5/20 yıllık periyotlarda yeni sendikal hedefler gözetmek olmalıdır. Bu süreçte 270 yıllık dünya emek ve sendikal örgütlenme tarihi en önemli yol göstericidir. Sendikal alanda Osmanlı devletinde ve ülkemizde işçilerin ve kamu çalışanlarının kuruluş evresinde verdiği destansı hak alma mücadelesi ve sendikal literatür birlikte değerlendirilmelidir. Bu bağlamda memur sendikacılığı kendisine yeni bir rota çizmelidir. Bu rotanın makro ve mikro hedefleri şu şekilde sıralanmalıdır:
- Nitelikli Ücret ve Toplu Sözleşme: Refah payını da içeren nitelikli bir ücret düzlemi oluşturulmalı ve buna uygun bir toplu sözleşme mücadelesi verilmelidir.
- Çok Adaylı Seçim Kültürü: Demokratik, özgür ve özerk bir tüzel kişiliğin ortaya konulması amaçlanmalıdır. Örgütü yenileyen seçimlerde; tek ya da iki adayla girilen kongreler yerine, çok adaylı, projeli ve rekabete dayalı bir seçim kültürü esas alınmalıdır.
- Bağımsız ve Siyaset Üstü Çizgi: Emek odaklı bir siyaset güden ve sadece üyelerinin çıkarını gözeten bir çizgi izlenmelidir. Herhangi bir ideolojik düşünce veya parti ile simbiyotik (ortak yaşamsal) ilişki kurmaktan kaçınılmalı, müstakil bir örgüt olmaya azami özen gösterilmelidir.
- Liyakat ve Emeğin Gücü: Sendikal nepotizm (kayırmacılık) hastalığından kesinlikle uzak durulmalı ve konformizm tuzağına düşülmemelidir.
- Sözleşme Hukuku Hedefi: Reel kazanımları hedefleyen ve alan bir sözleşme kararlılığı olmalı, statü hukukundan sözleşme hukukuna geçilmesine yönelik somut adımlar atılmalıdır.
- Reel Kazanımlar: Nominal değil, reel ücret artışlarının ve sosyal hakların kazanılması için kararlı bir mücadele yürütülmelidir.
- Kurumsal Etkinlik: Kamu kurumlarının gerçekçi bir biçimde etkin ve verimli çalışması için gayret gösterilmelidir.
- Kurumsal Yönetişim: Sendika temsilcilerinin katılımıyla yapılan kurul toplantıları, taşrada ve merkezde verimli hale getirilmeli; personel ile birlikte ortak bir "kurumsal yönetişim" konsepti sağlanmalıdır.
- Emek Platformu Dayanışması: Sendikalar, diğer emek örgütleriyle geçmişteki "Emek Platformu" benzeri iş birliklerine gitmeli ve dayanışma zeminlerini her daim canlı tutmalıdır.
- Aktif Yurttaşlık Bilinci: Sendika üyelerinin aktif yurttaşlık bilinci artırılmalı ve sosyo-kültürel gelişimleri desteklenmelidir.
Söz konusu hedefler, her evrede demokrasi kültürü ile bezenerek yerel ve küresel sendikacılık vizyonuyla harmanlanmalıdır. Aksi takdirde, günübirlik çalışmalarla ve kolaycılığı seçerek yol almak pek mümkün değildir. Memur sendikacılığı hareketinin, tıpkı işçi sendikacılığında olduğu gibi giderek güç kaybetmesi, tavsaması, etkisiz kalması ve üyelerinden sağlıklı bir destek bulamaması kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda hareketin; "Örgüt var etkisi yok", "Silah var mermi yok" gibi eleştirilere uğraması, konformizmle suçlanması veya "sarı sendika" gibi negatif yakıştırmalara maruz kalması ihtimal dahilindedir.
24 Temmuz 1999'daki Büyük Kızılay Emek Platformu eyleminde, Memur-Sen kortejinin en önünde, kırmızı tişörtüyle yürüyen tek kız çocuğu olan kızım Havva ile birlikte çekilmiş hatıra fotoğraflarımız var. Bu kareler, maziden bugüne sendikal eylemin, direnişin ve umut potansiyelinin en güzel işaretidir.
Bu vesileyle, Memur-Sen'i hayata geçiren kurucu genel başkanımız, bilge insan Mehmet Akif İnan’ı rahmetle anıyorum. Bu kervana başlangıçtaki idealler noktasında emek vermiş, omuz koymuş herkesi esenlikle selamlıyorum. Emek mücadelesi; dünden bugüne devam eden evrensel ve yerel bir hak arama, toplumda var olma mücadelesidir. Bu odak noktasına yaklaştığı oranda ister işçi ister memur sendikacılığı olsun nitelikli ve erdemli kalır; uzaklaştığı oranda ise temsil ettiği kitlenin ruhundan kopar.
Mehmet Akif İnan Belgeseli – 2017
https://www.youtube.com/watch?v=HfmHa-KVl-w
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.