Turgutlu’daki Okul Saldırısından Bir Ders Çıkarmak: Spor, Gençlik ve Şiddetin Önlenmesi

Okullardaki şiddeti yalnızca polisiye tedbirlerle önleyemeyiz. Gençlerin enerjisini doğru kanallara yönlendiren, sporu eğitimin asli unsurlarından biri hâline getiren ve sonuçlarını bilimsel verilerle ölçen yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var.

Bugün Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir lise yakınında meydana gelen silahlı saldırı hepimizi yeniden aynı acı soruyla karşı karşıya bıraktı: Çocuklarımızın eğitim görmek için gittikleri okullarda silahın ne işi var?

22 Eylül sabahı İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında silahla ateş açıldı. Gün içerisinde yaralı sayısına ilişkin bilgiler güncellenirken, öğrencilerin yaralandığı ve şüphelinin güvenlik güçlerince yakalandığı açıklandı.

Olayın adli yönünü elbette savcılık ve güvenlik birimleri araştıracaktır. Bizim üzerinde durmamız gereken daha geniş soru ise şudur: Bir sonraki olayın meydana gelmemesi için ne yapacağız?

Kapıya polis koymak gerekli; ama yeterli mi?

Okul güvenliği denildiğinde ilk aklımıza gelen kamera, polis, özel güvenlik ve okul girişlerinin kontrol edilmesidir. Bunların hepsi gereklidir. Fakat şiddet okulun kapısına geldiğinde müdahale etmek kadar, o şiddeti ortaya çıkarabilecek şartları daha önceden fark etmek ve azaltmak da önemlidir.

Gençlerde şiddetin önlenmesi tek bir tedbire indirgenemez. Öfke yönetimi ve çatışma çözme becerilerinden aile desteğine, okul temelli programlardan risk altındaki gençlere yönelik müdahalelere ve ateşli silahlara erişimin sınırlandırılmasına kadar çok yönlü bir yaklaşım gerekir. Bu çerçevede Türkiye açısından üzerinde daha fazla durmamız gereken alanlardan biri de spordur.

Potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye çevirelim

Fizikte potansiyel enerji, bir sistemde depolanmış enerjidir. Kinetik enerji ise hareketin enerjisidir. Elbette insan davranışları fizik formülleriyle açıklanamaz. Ancak kavramı bir benzetme olarak kullanabiliriz: Gençlerimizin potansiyel enerjisini sağlıklı bir biçimde kinetik enerjiye dönüştürelim.

Genç insan hareket etmek ister. Koşsun, yüzsün, futbol, basketbol ve voleybol oynasın; atletizm yapsın, güreşsin, bisiklete binsin. Çünkü spor yalnızca enerji harcamak değildir. Spor; disiplin, özdenetim, kurala uyma, takım arkadaşına güvenme, rakibine saygı duyma, kazanmayı olduğu kadar kaybetmeyi de kabullenme eğitimidir.

Sahada yenildiğinde rakibinin elini sıkmayı öğrenen bir çocuk, aslında hayatın çok daha büyük bir dersini öğrenmektedir.

Bilim bize ne söylüyor?

Çocuklar ve ergenlerde fiziksel egzersizin saldırgan davranış üzerindeki etkisini inceleyen araştırmalarda, fiziksel aktivitenin bazı saldırganlık, öfke ve düşmanlık göstergelerinde azalmayla ilişkili olabileceğine dair bulgular vardır. Bununla birlikte sonuçlar her araştırmada aynı değildir; sporun tek başına bütün şiddet davranışlarını önlediğini söylemek bilimsel olarak doğru olmaz.

Dolayısıyla “spor yapan genç şiddete başvurmaz” diyemeyiz. Fakat sporun özdenetim, sosyal aidiyet ve bazı saldırganlık göstergeleri bakımından koruyucu bir rol oynayıp oynamadığını ciddi biçimde araştırabiliriz. Türkiye’nin kendi verisini ortaya koymasının zamanı gelmiştir.

İçişleri ve Adalet Bakanlıklarına bir araştırma önerisi

Buradan İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığına, ayrıca Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve üniversitelerimize somut bir araştırma önerisinde bulunmak istiyorum: Türkiye’de son 10 veya 20 yılda okullarda ve okul çevrelerinde meydana gelen ciddi şiddet olayları bilimsel yöntemlerle geriye dönük olarak incelensin.

Şiddet ve özellikle silahlı eylem gerçekleştiren kişiler içerisinde düzenli spor yapanların oranı nedir? Kaçı lisanslı sporcudur? Kaçı bir spor kulübüne üyedir? Kaçı okul takımında oynamıştır? Hangi spor dallarıyla ilgilenmişlerdir? Ne kadar süreyle ve hangi sıklıkta spor yapmışlardır?

Ve en önemlisi: Düzenli spor yapan gençlerle hiç spor yapmayan veya sporu bırakan gençlerin ciddi şiddet olaylarına karışma oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark var mıdır? Bu soruların cevaplarını tahmin etmeyelim. Ölçelim.

Devletin elinde büyük bir veri imkânı var

İçişleri Bakanlığının olay ve kolluk kayıtları, Adalet Bakanlığının adli verileri, Millî Eğitim Bakanlığının okul kayıtları ve Gençlik ve Spor Bakanlığının lisanslı sporcu verileri, kişisel veriler korunarak ve anonimleştirilerek bilimsel bir araştırma çerçevesinde değerlendirilebilir.

Üniversitelerden kriminoloji, eğitim bilimleri, psikoloji, psikiyatri, halk sağlığı, spor bilimleri ve istatistik alanlarından akademisyenler de çalışmaya katılabilir. Böylelikle Türkiye şu soruya kendi toplumsal gerçekliği üzerinden cevap verebilir: Spor, gençlerde ciddi şiddet davranışına karşı koruyucu bir faktör müdür; öyleyse ne ölçüde?

Sonuç spor lehine güçlü çıkarsa, beden eğitimi ve spor derslerinin artırılması yalnızca “çocuklarımız daha sağlıklı olsun” gerekçesiyle değil, bilimsel temelli bir şiddeti önleme politikasının unsurlarından biri olarak da savunulabilir. Sonuç böyle çıkmazsa onu da kabul ederiz. Çünkü bilim, inandığımız düşünceyi doğrulatmanın değil, gerçeği bulmanın yoludur.

Spor dersini “boş ders” olmaktan çıkaralım

Bu araştırmanın sonucunu beklerken yapabileceklerimiz de vardır. Okullarda beden eğitimi ve spor derslerinin niteliği ve imkânları güçlendirilmelidir. Her öğrenciye ilgisine ve fiziksel özelliklerine uygun bir spor dalına erişme fırsatı sunulmalıdır.

Her okulun şartları aynı olmayabilir. Bir yerde futbol sahası vardır, başka yerde spor salonı; bir başka okulda masa tenisi, atletizm veya geleneksel sporlar daha uygulanabilir olabilir. Önemli olan çocuğun hareket etmesi ve sporun yalnızca bedensel faaliyet değil, karakter ve sosyal davranış eğitiminin de bir parçası olarak tasarlanmasıdır.

Antrenör ve beden eğitimi öğretmeni de yalnızca performans ölçen kişi olmamalıdır. Bir öğrencinin giderek içine kapandığını, kontrolsüz öfke gösterdiğini, arkadaşlarıyla sürekli çatıştığını veya davranışlarının değiştiğini fark edebilecek eğitim zincirinin önemli bir halkası olmalıdır.

Spor tek başına mucize değildir

Okullardaki silahlı saldırıların nedeni yalnızca gençlerin spor yapmaması değildir. Aile sorunları, akran zorbalığı, sosyal dışlanma, ruhsal sorunlar, madde kullanımı, öfke kontrolü, suç çevreleri ve özellikle ateşli silahlara erişim gibi çok sayıda değişken söz konusudur.

Dolayısıyla çözümümüz tek kelimeden oluşamaz: Güvenlik + aile + eğitim + rehberlik + ruh sağlığı desteği + spor + bilimsel araştırma.

Bir sonraki olaydan önce harekete geçelim

Bugün Turgutlu’daki olay ülkenin gündeminde. Birkaç gün sonra başka haberler gelecek, gündem değişecek. Fakat yaralanan çocukların ve ailelerinin hayatında bugünün izi kolay kolay silinmeyecek.

Bu nedenle meseleyi yalnızca bugünkü saldırganın neden ateş açtığını araştırarak kapatmamalıyız. Daha büyük soruyu sormalıyız: Çocuklarımızın şiddete yönelmesini önlemek için eğitim sistemimiz ne yapabilir?

Gençlerin enerjisinden korkmayalım. O enerjiye yön verelim. Bir gencin enerjisini kavganın içinde değil spor salonunda; sokaktaki çatışmada değil koşu pistinde; silahın tetiğinde değil basketbol topunda görelim.

Ama bununla da yetinmeyelim. İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı el ele versin; üniversitelerimizi de yanına alarak Türkiye’nin verilerini bilimsel olarak incelesin. Silahlı şiddete karışan gençlerin içinde spor yapanlar ne kadar, yapmayanlar ne kadar? Bunu bilirsek, kanaatlerle değil verilerle konuşabiliriz.

Potansiyel enerjiyi şiddete değil, kinetik enerjiye dönüştürelim.

Çünkü bazen bir spor sahasına kazandırılan bir çocuk, yalnızca yeni bir sporcu değildir. Topluma kazandırılmış bir gelecek olabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.