Keşke Bizde de Paraguay Ruhu Olsaydı

Futbol bazen rakamların anlattığından çok daha büyük bir oyundur. Kadro değeri, yıldız sayısı, piyasa gücü, Avrupa’nın büyük kulüplerinde oynayan futbolcular… Bütün bunlar maçtan önce konuşulur, favoriler belirlenir, yorumlar yapılır. Kâğıt üzerinde Fransa ağır favoriydi. Paraguay ise takım maliyeti olarak Fransa’nın çok gerisindeydi. Ama futbolun en güzel tarafı da tam burada ortaya çıkıyor: Maç bütçeyle değil, sahada yürekle oynanıyor.

Paraguay, Fransa karşısına ezilmek için çıkmadı. Sahaya korkak bir takım gibi değil, karakter koymaya gelmiş bir takım gibi çıktı. Her topa bastılar, her ikili mücadelede ayakta kaldılar, Fransa’nın yıldızlarına rahat nefes aldırmadılar. Sahada daha pahalı olan Fransa’ydı; ama daha çok savaşan, daha çok isteyen, daha çok direnen Paraguay’dı.

Fransa maçı kazandı ama rahat kazanmadı. Paraguay, Fransa’ya futbol deyimiyle kök söktürdü. Eğer o penaltı olmasaydı, belki de Fransa’nın dengesi tamamen bozulacaktı. Çünkü maç ilerledikçe Paraguay’ın direnci artıyor, Fransa’nın üzerindeki baskı büyüyordu. Büyük yıldızlardan kurulu Fransa, Paraguay’ın inadı karşısında zaman zaman çaresiz kaldı.

İşte bu maçı izlerken insan ister istemez kendi ülkesinin takımını düşünüyor. Türkiye’nin Paraguay’a elenişi hâlâ içimizde buruk bir yara olarak dururken, Paraguay’ın Fransa karşısında ortaya koyduğu mücadele insana acıyla şu cümleyi kurduruyor: Keşke ülkemin takımında da biraz Paraguay ruhu olsaydı.

Çünkü Türkiye Milli Takımı’nın asıl sorunu çoğu zaman yetenek eksikliği değil; ruh eksikliği, direnç eksikliği, sahada isyan etme eksikliğidir. Formanın ağırlığını taşımak sadece milli marşı söylemekle olmaz. O forma, rakip senden güçlü olduğunda daha fazla koşmayı, skor aleyhine döndüğünde daha fazla mücadele etmeyi, maç sıkıştığında sorumluluktan kaçmamayı gerektirir.

Paraguay bunu yaptı. Daha düşük kadro değerine, daha az yıldız gücüne ve daha sınırlı imkânlara rağmen Fransa gibi bir devin karşısına ezilmeden çıktı. Türkiye ise Paraguay karşısında yalnızca elenmedi; mücadele anlamında da sınıfta kaldı. Bizi asıl yaralayan skor değildi. Bizi yaralayan, sahada “bu takım sonuna kadar savaştı” dedirtecek bir görüntünün ortaya konamamasıydı.

Milli Takım dediğin yenilebilir ama teslim olamaz. Elenebilir ama ruhsuz görünemez. Rakibinden zayıf olabilir ama sahada kaybolamaz. Paraguay’ın Fransa’ya karşı gösterdiği direnç, bizim eksikliğimizi daha da görünür hâle getirdi. Çünkü futbolsever mağlubiyeti affeder; ama isteksizliği, dağınıklığı ve reaksiyonsuzluğu kolay kolay affetmez.

Paraguay, Fransa’ya kaybetti ama ruhunu kaybetmedi. Biz ise bazen daha maç bitmeden inancımızı kaybediyoruz. Sahada plan yok, baskı yok, isyan yok, liderlik yok. Sonra da elenmenin ardından klasik cümleler geliyor: “Önümüze bakacağız”, “ders çıkaracağız”, “üzgünüz.” Ama artık bu sözler kimseyi ikna etmiyor. Çünkü ders çıkarıldığı söylenen her turnuvadan sonra aynı eksikleri tekrar izliyoruz.

Paraguay’ın mücadelesi Türkiye için sadece bir futbol hikâyesi değil, açık bir uyarıdır. Büyük turnuvalarda yalnızca yetenek yetmez. Piyasa değeri, yıldız isimler, Avrupa kariyerleri tek başına anlam taşımaz. Sahada karakter yoksa, forma için kavga eden bir ruh yoksa, o takım ne kadar kaliteli görünürse görünsün eksik kalır.

Fransa turu geçti. Paraguay turnuvaya veda etti. Ama Paraguay sahadan başı dik ayrıldı. Bizim ise sormamız gereken soru çok açık: Neden biz aynı direnci gösteremiyoruz? Neden biz yenilirken bile rakibin aklında kalan, onu zorlayan, onu korkutan bir takım olamıyoruz?

İşte bu yüzden Paraguay’ın Fransa karşısındaki mücadelesi sadece alkışlanacak bir direniş değil, Türkiye Milli Takımı için de sert bir aynadır. O aynaya bakıp rahatsız olmuyorsak, sorun sandığımızdan çok daha büyüktür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.