15 Temmuz: Mücadele Tamamlandı mı, Yoksa Yarım mı Kaldı?

15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık gecelerinden birini yaşadı. Millet iradesini hedef alan darbe girişimi, yalnızca devlet kurumlarına değil, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve ülkenin geleceğine yapılmış bir saldırıydı. O gece 251 vatandaşımız şehit oldu, binlerce insan yaralandı. Millet, canı pahasına devletine ve demokrasisine sahip çıktı.

Ancak aradan geçen yıllar, sadece darbenin değil, darbe sonrasında yürütülen mücadelenin de sorgulanmasına neden oldu.

O günlerde devlet, vatandaşına önemli bir çağrıda bulundu. FETÖ ile bağlantısından şüphe duyulan kişilerin savcılıklara ve kolluk kuvvetlerine bildirilmesi istendi. Binlerce vatandaş bu çağrıyı bir vatandaşlık görevi olarak gördü; bildiklerini, gördüklerini ve şüphelerini devletin ilgili makamlarına iletti. Çünkü inanıyorlardı ki devlet, gerekli araştırmayı yapacak, suçlu ile suçsuzu birbirinden ayıracak ve adalet tecelli edecekti.

Fakat yıllar sonra ortaya çıkan bazı davalar, kamu vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturdu. Haklarında ihbarda bulunulan bazı kişiler, ihbarda bulunan vatandaşlara iftira davaları açtı ve bazı vatandaşlar mahkûm edildi. Devletin çağrısına uyarak hareket eden insanların yıllar sonra sanık sandalyesinde oturması, ister istemez şu soruyu gündeme getirdi: Devletin çağrısına güvenen vatandaş neden yalnız bırakıldı?

Bir başka tartışma konusu ise yargı sistemi oldu. 15 Temmuz sonrasında görevden uzaklaştırılan bazı hâkim ve savcıların daha sonra görevlerine iade edilmesi, kamuoyunda güven tartışmalarını beraberinde getirdi. Elbette göreve iade edilen herkes hakkında peşin hüküm verilemez. Ancak böylesine hassas bir süreçte alınan kararların şeffaf biçimde anlatılamaması, adalet sistemine duyulan güveni olumsuz etkiledi.

Benzer eleştiriler yalnızca yargıyla sınırlı değildir. YÖK’ten üniversitelere, kamu bürokrasisinden diğer devlet kurumlarına kadar birçok alanda yürütülen incelemelerin yeterince kapsamlı ve tutarlı olup olmadığı bugün bile tartışılmaktadır. Eğer mücadele eksiksiz yürütüldüyse, neden yıllar geçmesine rağmen aynı sorular hâlâ soruluyor?

Belki de en önemli soru ise şudur:

Siyasi ayağa ne oldu?

Yıllarca devletin en mahrem kurumlarına kadar sızabilen, askeriyede, emniyette, yargıda, eğitimde ve bürokraside örgütlenebilen böylesine büyük bir yapının, siyasetle hiçbir temasının olmadığını düşünmek ne kadar gerçekçidir?

Geçmişte bazı milletvekilleri, bakanlar ve siyasetçiler hakkında FETÖ ile ilişki kurduklarına dair çeşitli iddialar ve tartışmalar kamuoyuna yansıdı. Bu iddiaların doğruluğu veya yanlışlığı elbette hukuk tarafından ortaya konulmalıdır. Ancak toplumun beklentisi, siyasi sorumluluğun da aynı kararlılıkla araştırılmasıdır. Adalet, yalnızca memura, öğretmene, akademisyene veya küçük esnafa uygulanıyorsa; siyaset aynı ölçüde sorgulanmıyorsa, toplum vicdanında oluşan adalet duygusu zedelenir.

Hukukun en temel ilkesi, herkesin kanun önünde eşit olmasıdır. Makamı, mevkii veya siyasi kimliği ne olursa olsun, herkes aynı hukuki denetime tabi olmalıdır. Çünkü adaletin gerçek anlamı, güçlüye de zayıfa da aynı mesafede durabilmesidir.

15 Temmuz’dan çıkarılması gereken en büyük ders, sadece darbecilerle mücadele etmek değildir. Aynı zamanda devlet kurumlarını liyakat esasına göre yeniden yapılandırmak, denetim mekanizmalarını güçlendirmek, hukukun üstünlüğünü tavizsiz uygulamak ve hiçbir kişi ya da kurumu sorgulanamaz hâle getirmemektir.

Şehitlerimizin emaneti olan bu devlet, ancak adalet duygusunun eksiksiz tesis edilmesiyle daha da güçlenebilir. Çünkü adalet seçici olmamalıdır. Gerçek adalet; makamına, unvanına, siyasi görüşüne veya gücüne bakmaksızın herkese eşit uygulanan adalettir.

15 Temmuz’un üzerinden yıllar geçti. Darbe girişimi püskürtüldü. Ancak milletin zihnindeki bazı sorular hâlâ cevap bekliyor. Bu soruların hukuk içinde, şeffaflıkla ve cesaretle cevaplandırılması; hem demokrasiye hem de devletimize olan güveni daha da güçlendirecektir. Çünkü güçlü devlet, yalnızca tehditleri bertaraf eden değil; kendi yaptığı her işlemin hesabını verebilen devlettir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.