Kamil Erdoğan
Aynılığın Tahammül Edilemez Sıradanlığı
Tüm renklerin tek renge dönüşmeye başladığı bir dünyada yaşıyoruz. Özellikle dijital dünya, herkesin giderek aynılaştığı bir evrene dönüşme yolunda hızla ilerliyor. Ne zaman 15–20 dakika sosyal medyada vakit geçirsem, aynı şeyleri görmekten duyduğum tahammülsüzlük yüzünden çoğu zaman beş dakika bile dolmadan çıkış yapmak zorunda kalıyorum.
Son günlerde sosyal medyada her yerde karşımıza çıkan penguen videosu da bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Aslında sıradışı hiçbir özelliği ya da ilgi çekici yönü olmayan, sürüden ayrılan bir penguenin videosu milyonlarca kullanıcı tarafından paylaşılmaya devam ediyor. Yapay zekânın da devreye girmesiyle kullanıcılar bu videoyu kendi tarzlarına uyarlayıp paylaşmayı sürdürünce, adeta mantar gibi çoğalan bu içeriklere maruz kalmak giderek dayanılmaz hale geliyor. Penguen videosunun verdiği ayrıştırıcı ve bireyselleştirici mesaj ise başlı başına ayrı bir yazının konusu.

Her ne kadar bu örnek üzerinden ilerlesek de sosyal medya içeriklerinin geneli bundan çok da farklı değil. Bir müzik ya da video beğenilmeye görsün, yıldırım hızıyla sayısız taklidi ortaya çıkıyor. Her yerde aynı müziği duymak, benzer içeriklerden oluşan videoları izlemek, sosyal medyayı zaman zaman katlanılamaz bir mecraya dönüştürüyor.
Dijital medya, artık özgün içeriklerin üretildiği bir alan olmaktan ziyade, üretilmiş özgün içeriklerin hızla tüketildiği bir mecra haline gelmiş durumda. Kullanıcıların yaklaşık yüzde beşinin içerik ürettiği, geri kalan yüzde doksan beşin ise bu içerikleri tükettiği bir düzen hâkim. Sosyal medya algoritmaları viral olan müzikleri, sesleri ve videoları öne çıkararak izlenme sayılarını artırdığı için, kullanıcılar da doğal olarak görünürlüklerini yüksek tutabilmek adına popüler olanı tekrar etmeyi tercih ediyor. Sonuç olarak hangi paylaşıma baksak, hangi videoyu izlesek, birbirinin neredeyse aynısı içeriklerle karşılaşıyor, aynı müzikleri dinliyoruz. Bu durum —sizi bilemem ama— benim için fazlasıyla tahammül edilemez bir noktaya ulaşıyor.
Yapay Zekâda Aynılık
Yapay zekânın gelişmesiyle birlikte pek çok mesleğin geleceğinin tehlikeye gireceğinden daha önce de söz etmiştik. Bu alanlardan biri de müzik sektörü. Son birkaç ay içerisinde yapay zekâ tarafından üretilmiş, neredeyse kusursuz ve hatta orijinalinden daha iyi söylenen şarkılarla sıkça karşılaşır olduk. Birçok ortamda artık özgün kayıtlar yerine yapay zekâ tarafından üretilmiş bu şarkılar dinleniyor.
Bu teknoloji geliştikçe, bir günde yüzlerce şarkı üretilip dijital platformlara yüklenebiliyor. Çok değil, bu gidişle bir yıl içinde Türkiye’de bugüne kadar üretilmiş tüm şarkıların yapay zekâ versiyonlarının oluşturulması mümkün hale gelebilir. Buraya kadar tablo etkileyici görünebilir; ancak bu noktada şu soruyu sormadan edemiyoruz: Bu süreçte sanatçılar ne yapacak?
Müziklerin, şarkı sözlerinin, şiirlerin, filmlerin ve animasyonların yapay zekâ tarafından üretildiği bir dünyada, insanın bu eserleri icra etmeye ne kadar hevesli olacağı ciddi bir tartışma konusu. On saniyelik bir komutla yüzlerce şiirin yazıldığı, yarım dakikada kusursuz müziklerin üretildiği, birkaç dakikada sıfır maliyetle onlarca sahnenin kurgulandığı bir yapay zekâ çağında, sanat dünyasının geleceği üzerine düşünmek kaçınılmaz görünüyor.
Ancak benim asıl dikkat çekmek istediğim mesele, dinlediğimiz müziklerdeki aynılık hissi. Yüzlerce şarkı üretilmesine rağmen, bu şarkıları söyleyen sesler neredeyse birbirinin aynı. Hiç kimseye benzemeyen ama aynı zamanda herkese benzeyen bu seslerdeki renksizlik ve mekaniklik, benim gibi düşünen pek çok kişiyi şimdiden rahatsız etmeye başlamış durumda. Yapay zekâ seri üretim mantığıyla fabrikasyon sanat eserleri üretmeye devam ettikçe, bu eserlerin insanlar nezdindeki değeri de giderek azalacaktır.
Ez cümle Rabbimizin fıtratımıza koyduğu farklılıkların farkına vararak hareket etmeliyiz. Sosya mecraların bizi sıradanlaşmasına fırsat vermemiliyiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.