İsmail Detseli

İsmail Detseli

Regaip ve şivlilik

Bişi bişi yağlı bişi

Bunu gezen iki kişi

Ya arkadaşı ya Gardaşı

Biri erkek biri dişi

*/*/*

Şivlili şivlili şişirmiş

Erken ablam pişirmiş

Annesi yağda pişirirken

Oğlu tavadan aşırmış

*/*/*/

Kızarmış yağ kokusu havada

Pişiler oynarlar tavada

Yemesi pek tatlı olur

Şekerli ise yufka arasında

*/*/*

Çatalımı elime aldım

Yanıma arkadaş buldum

Pişi topladım yoruldum

Tadına doymadım aç kaldım

*/*/*/*

Şivlili şivlili şişirir

Erken ablalar pişirir

Çocuklar erkenden gelmiş

Hanım ne yapacağını şaşırır.

Böyle derdik bişi toplarken biz çocuklar köyümüzde bundan 60-70 yıl önceleri… Mübarek üç ayların başlangıcı Recep’in ilk perşembesi geldi mi, bizim küçüklerde de evin büyüklerinde de bilhassa hanımlarda bir telaştır başlardı. Genelde annelerimiz bu telaşı gönüllerinde hisseder ve o mübarek günü yad etmek ve ele güne mahcup olmamak için sabahın erken saatlerinde bişi gezmek için gelen çocukları boş çevirmemek için ellerinden geleni yapar, varını yoğunu o gün için harcarlardı. Bu ıl Recep ayı 21 Aralık Pazar günü başlarken Önümüz deki 25 Aralık Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece Regaip kandili o gün ise Konyalıların dilinde şivlilik, pişi, Konyalı büyük annelerin deyimi ile de ilk namazdı. Bu sene Recep ayının ilk Perşembe’si şivlilik ertesi günü Cumaya bağlayan gece idrak edilmesi ise Konyalıların gönlünde ayrı bir değeri oluyor. Rabbimiz Tüm inanan inananlar için kandili Pişi yapım ve ikramını hayırlara vesile kılsın.

O mübarek eli öpülesi varlıklarımız, evlerde entegre tesislerin baş ustaları ücretsiz vefakar anaları sabahın erken saatinde kalkarlar, evin içini ve sokaklarını her yeri damı-taşı, siler-süpürür etrafı mevsimlere göre sular paklar (temizler) daha sonra bişi hamurunu sertçe

yoğururlardı. Evdeki Efendisini ve çocuklarını nazik bir dille uyandırır “haydi herif kalk canım, çocuklara örnek ol” bu gün ilk namazın ilk perşembesi gün yatma günü değil yüce Allah’a kulluk günü sevap kazanma günü derler, herifler de zaten genelde erkence kalkarlardı. Bazı kalkmayan olursa eşleri böyle ikaz ederdi. Bizlere ise “kalkın guzum, bugün erken kalkılır, yoksa, yıl boyu bolluk ve bereketten yoksun oluruz. Kalkın erkence de dua edelim Allah’tan günahlarımıza af, işlerimizde kolaylık dileyelim. Aman guzularım bu günler kurtuluş günleri. Sizler sabisiniz günahınız yok ama olsun bizler için ölenlerimiz için o saf temiz kalbinizle dua edin. Allah bize ve evimize bolluk bereket versin günahlarımızı bağışlasın” diye o körpecik dimağımıza yerleştirirlerdi. Ve bizleri kaldırıp hayvan haşatın bakımını havale ettikten sonra mutfağa girer, ocağa toprak sacını koyar, sac ısınıncaya kadar kendisi ufak ufak hamur bezesini tutar, hazırlar ve başlardı mis gibi kokan, her tarafından kızararak pişen pişileri sokaktan gelen çocuklara yetiştirmek için. Onları “geri göndermeyeyim” diye çabalardı, güzeller güzeli rahmetli analarımız. Bizler işimiz bitti mi babamıza varsa ağamıza yoksa yine anamıza başlardık “haydi bana bişi çalısı yapıver” diye. Bişi çalısı şart mıydı, evet biz çocuklar için şarttı çünkü o yıllarda böyle naylon poşet filan yoktu taşımaya.

Bişi çalısını merak ettiniz değil mi? Kurumuş kızarmış bir iğde dalının, çatallı bir parçası alınır büyüyen tarafına doğru değil de tam ters yönüne çevrilir. Ve altından 5 cm kadar ayak bırakılır yukarısından da bir o kadar elle tutacak yer bırakılır ve orta yerinde ne kadar çatallı yeri olursa o kadar iyi olur bişi çalısı.

Eskiden çocuklara kavurga denen mısır patlağı ile kenevir, armut ve kayısı kakı dağıtırdı insanlar. Bugünse çocukların ellerindeki naylon poşetler, çikolata, gofret, şeker ve şekerli yiyeceklerle doluyor.

Kızlı erkekli gezerdi o günlerde çocuklar. Her eve vardığımızda evin hanımı kapıya çıkar, “hanginiz mani söyleyecek bakalım, söyleyin ben de bişi takayım çalınıza” der ve başlar uyanık ve dilbaz olan birisi:

*/*/*

Bişi bişi yağlı bişi

Bunu gezen iki kişi

Biri erkek biri dişi

Haydi verin bişimiziiii

Der evin hanımı gülerek “olmaz canım bu kadar mı, daha maniler vardır söyle bakalım” der. Çocuk başlar yine:

*/*/*

Şivlili şivlili şişirmiş

Erken ablam pişirmiş

Ablam yağda pişirirken

Oğlan durmadan aşırmış

*/*/*/*

Genç ablalar beze tutar

Anne bezeyi bişi yapar

Nenem de tavaya yağ döker

Haydi, sıcak yağlı bişiiii

Bişiiiii der ve evin hamarat, iyilik seven lütufkâr sevecen anası çocukların çalısına bişileri takar ve hepsinin başını okşar birer de yüzlerine öpücük kondurur, savardı. O çalıda kızarmış bişiler, aşağıya doğru sarkar ayrı bir güzellik nakşederdi. Ahhhh o güzel yaşanası günler ahhhh.

Köyün, beldenin hatta şehrin her tarafını çocuk cıvıltıları alır, ellerinde bişilerle ayrı bir güzellik katarlardı.

Maddi durumu iyi olan aileler büyük büyük tepsiler içersinde bol bol bişi yaparlar, okullar açıksa okul önlerinde akşam veya öğle vakti bazen de cami önlerinde cemaate verilmek üzere bişi dağıtılırdı. Ölenlerinin ardından sadaka-i cariye diye adlandırarak yedirdikleri bişilerin üzerine toz şeker de serperlerdi. Bazıları yufka yapar, her yufkanın içine iki bişi koyar ve şekerler öyle sunarlardı yolcuya, misafire, cami cemaatine ya da okul çocuklarına.

Bu aylar kameri aylar olduğundan her yıl bir diğer yıldan 10 gün kadar evvel gelirdi. Kıştan yaza dönerdi böylece.

Kış aylarına rastlayan bişi zamanı yani Recep ayında küflenme tehlikesi olmadığı serin aylara rastladığı için yağı bol olup madden iyi durumda olan aileler çok çok bişi yaparlar günlerce onu yerlerdi. Bizlerin o şansı yoktu. Bişi yufkayı çok sevmemize rağmen (onu katıksız yerdik o zamanlar) yağ kıtlığından anamız çok yapmaz, elin eline bakmayacak kadar yapardı. Bir iki günde bitiriverirdik. Ondan sonra başkalarının çocuklarında görünce de bir hayli canımız çekerdi. O yıllardan bir anımı sizlerle paylaşacağım. Bunda kimseyi aşağılama gibi bir şey asla söz konusu değildir. Anlatacağım olayın üzerinden tam 51 yıl geçti.

Bizim köyümüzde eskiden sığır davar bol olurdu. Bunlara da çoban lazımdı tabi sadece sığır için yaz döneminde en az 12 çoban olması gerekirdi. Köyde çoban bulunmaz ise muhtar gider dışardan ihtiyaç sahibi insanları çoban diye getirirdi. O yıl da dışardan çobanlar gelmişti onların çobanlık mesleği dışında müzik aleti kullanma yetenekleri de vardı. Bizim köyün ve civar köylerin düğünlerinin çalgı işlerini kışın bu adamlar yapardı. Küçük yaşlarda olan gençleri de müzik çalabiliyordu. Biz de bu çalgı çalmak hem ayıp hem de yasaktı abdal zanaati derlerdi ve elimize saz darbuka alamazdık.

Bu aileler yaz günü sığırı gütme işini tamamladı mı bazen kış içinde sığır çobanı olurlardı veya çoban olmasalar da bizim köydeki boş evlerde oturur. Kışı orada çıkarırlardı çünkü ekmek elden su gölden hesabı oduna para yok, eve kira yok, köylüde yiyeceğini içeceğini verir. Biraz da el emekleri olur sele sepet yaparlar, bizden iyi geçinip giderlerdi.

Biz de onların yaşıtlarımız olan çocukları ile oynardık. Arada sırada o çocuklar bize saz çalardı, bazen bunun için evlerine giderdik. Recep ayı yani bişi geçeli iki aya yakın bir zaman olmuştu. Evlerine vardık bir de ne görelim çuvallar dolusu bişi yufka vardı evlerinde. Ayıp olacak diye isteyemedik ama çok da canımız çekti. Onlar zaten kendileri yapmazlarmış bizim köyümüzden toplayıp getirdikleri bişilermiş onlar.

Eve geldim anneme babama sitem ettim “yahu Baba, Anne! Niye bizim bişimiz çabuk bitiyor da onların bitmiyor onlar çok yapıyor, siz az yapıyorsunuz” dedim.

Babam rahmetli şöyle dedi: Oğlum onlar kendileri çok yapmazlar da elden toplarlar. Onlar dilenci, bizler dilenci miyiz? Biz az yaparız öz yaparız, tadında yeriz bırakırız. Sana bir şey söyleyeyim de aklında kalsın ölünceye kadar.

“Söyle baba” dedim. Rahmetli güzel babacığım “Aptalın (dilencinin) unu tükenmiş, köylü çeksin tasasını hay oğlum, onların un bitecek yağ bitecek diye tasası yok. Nasılsa köylünün sırtından yerler” dedi. Sözü ne kadar da doğruydu. Her gün yağlı bişi yeseydik evin yolunu bulamazdık o yokluk ve kıtlık dolu fakirlikli günlerimizde.

Regaip Kandili ve üç ayların başlangıcı mübarek günlerin habercisi bu günler ve geceler hürmetine tüm İslam aleminin kandilini kutlar savaşların durmasına, silahların susmasına çocukların, hanımların ve yaşlıların korkularının dinmesine vesile olmasını Cenabı Hak’tan niyaz eder yuvalarınızda rahmet ve bereketle kurtuluşumuza vesile olmasını temenni ederim.

Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun sevgili okurlarım. Bolluk ve bereket dolu yılların kıymetini bilelim. Allah insanları açlıkla yoklukla terbiye etmesin. AMİN

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.