İsmail Detseli

İsmail Detseli

Cemreler

Kor halinde ateş bunlar

Isınır toprak havalar sular

Yazı kışı belli olmayan yıllar. Gelini kızı belli olmayan eller gelecek.

Eskiden bizim küçüklüğümüzde atalarımız köyde cemre demezler. Cemileler girdi derlerdi.

Cemre kelimesinin ısıveren kor ateş manasında olduğunu duyardım eskiden onun için bu iki beyti yazdım. Kışın bitimi ve baharın müjdecisi olarak kabul edilen cemreler doğaya, hayvanata ve insanlığa büyük canlılık ve hareketlilik getirir. 19 . 20 Şubat’ta ilk cemrenin havaya düşmesi ile başlayan bahar havası havayı ısıtır. 26 .27 Şubat’ta suya düşen cemre suları ısıtır. 6 Mart’ta toprağa düşen cemre ise toprağı ısıtır. Toprak ana bağrındaki nebadatın uyanmasına yeşermesine böcü börtü’nün hayat bulmasına Allah’ın verdiği emirle sebep olur derken baharla doğa uyanır hayat başlar.

Eskiden Konya’mızın kışı biraz uzun sürer hem de çok çetin geçerdi. 6 Mayıs’ta Hıdırellez günü başlayıp 186 gün süren Hızır günleri ve 8 kasımda başlayıp179 gün süren kasım günleri olarak yılı ikiye ayıran atalarımız bu Kasım günlerini kış olarak. Hızır günlerini de yaz olarak kabul ederlermiş. Eskiden köy yerlerinde gençler büyük adamlara sorarlardı. Emmi kışın çıkmasına daha çok var mı diye? Oğul Gonyanın kışımı biter burası değişik kışların yaşandığı arazisi geniş bir şehir. Kasım yüz elli olmadan Gonyaya yaz gelmez derlerdi. Bunu nasıl hesaplarsınız emmi? Oğlum 50 gün kara kış 40 gün Zemheri (Erbain) 50 gün Hamsin etimi yüz kırk 9 Mart dokuzu birde sultan nevruz aha sana yüz elli diye kaba bir hesap yapıverirlerdi.

Yalnız şunu da mutlak belirtirlerdi amma Mart canı isterse dokuz istemezse otuz çeker Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır haaa derlerdi. Hayvan yeyintisinin ve evdeki yakacakların azaldığı kışın sonlarında Mart’ın böyle kış yapıvermesi insanları bu tür sözler söyletmeye sevk edermiş.

Efendim son yarım yüz yıldır mevsimler mi değişti havalar mı değişti bilinmez küresel ısınma diyorlar ondan mıdır nedir ne yazlar yaz gibi nede kışlar kış gibi oluyor her şeyimizde bir değişiklik söz konusu.

Sanırım bundan yetmiş yıl kadar önce idi dağlarımızdan geçerken birkaç günlüğüne otağ kurmuş olan bir Yörük çadırında idik aniden havanın kararması ile başlayan yağmur ardından dolu yağması ile ortalık adeta bir kış havasına bürünüverdi.

Aslında yazın geldiği aylardı Mayıs sonları Haziran başları idi. O yıllarda bu tür dolu yağışı ile kışı andıran soğuk ve yağışlar olurdu. Körpe oğlak kuzuların otlamaya alıştırma zamanları da böyle tehlikeye karşı araziye çıkan çocuklar daima korunaklı ağıl ve mağaraların olduğu yerlerde otlatmayı tercih ederdik. İşte böyle bir havada bizlerde mahsur kaldığımız için Yörük çadırına sığındık. Çadırın önüne gelmiş olan davarlarda açık arazide çadırın önünde soğuktan titreşiyordu. Çadırın kapısından yana köşeye büzüşmüş oturmakta ve dışarıyı seyreden çadır beyinin anası Ayşa kadın şöyle mırıldanıyordu. Allah’ım başımıza hayırlar getir.

Yazı kışı belli olmayan yıllar gelecek. Gelini kızı belirsiz eller gelecek. Derdi anam Irahmatlı dediği çıkıyor Allehem (sanırım) diyordu.

Çadırın kapısından keçilerin soğuktan kıvranışını nemli gözler ile seyreden oğlu Yörük Hasan emmi, oda ne dimek ana dedi? Kadın ne dimek olacak ay guzum baksana yaz gününden gökten inene sankim (sanki) afat Allah beterinden esirgesin yazlar yaz gibi değil Gışlarda gış gibi değil her şey zamansız oluyor ay oğulum dedi.

Pekeyi, gelin gız diye de bişeyler mırıldandın anam o neydi? Oğul eskiden biz gadınlar da gelin mi, gızmı,goca garımı, giyim kuşamımızdan belli olurduk şimdi öylemi goca garılar da cıngıldaklı afilli şeyler giyer oldular genç gızlar gibi anamın dediklerinin aynısı çıkıyor dedi.

Ya, o Yörük Ayşa ninem şimdi olsaydı acaba ne derdi siz düşünün birazda. Hava biraz sakinleştikten sonra güneş açtı Ayşa nine çadırda kendine has ıstarının başına çöktü yarım bıraktığı devenin kolanını dokumaya başladı. Gelinine seslendi al ip ile yeşil ipi getiriver gelinim, getirdi Hüsnü ye gelin ben çocuğum Ayşa ninemin yanına yaklaştım dokudukça uzayan kolana baktım desenleri pek hoşuma gitti. Ayşa nene ne güzel yapıyon bu dokuma işini sen anama da bellet oda yapsın böyle dedim. Size ehtiyaç yok ay guzum siz göçer değilsiniz ki dedi ve ekledi başımı okşayarak, beğendin mi kolanı gözel oğlan. Heee dedim. Eh işte böyle eskiden zordu bu işler elimizde örerdik bunları ıstarı çıkaranlardan Allah razı olsun guzum.

Alet işler el övünür

Allah verir kul övünür dedi. Ne anlamlı söz değil mi? O çocuk kafamla bu sözleri hiç unutmadım beynime yazmışım sanki. Haa sen ne arıyordun Yörük çadırında derseniz. Uzun kış sonrası evde mallarımızın yeyintisi azalmıştı bizde rahmetli anacığım ile evdeki mallarımıza ot biçmek için gitmiştik, yağmur dolu yağınca bizde çadıra sığınmıştık çünkü ağaç taş filan korumuyordu insanları malları. Ne zor yaşamlardı ama samimiyet ve sevgi dolu yıllardı. Saygı ile

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.