Hilalalem
Kara Kıtanın yeniden keşfi…!
Afrika , asyadan sonra dünyanın ikinci büyük kıtasıdır. Dünyanın en büyük çölü Büyük Sahra ve enuzun akarsuyu Nil, Afrikadadır.
Resullullah Efendimizin “sallalhu aleyhi vesellem” müezzini Bilal-i habeşi hazretleri , Hadis-i şeriflerle övülmüş Necaşi Habeşistanlı ve Afrika kıtasındandır.
Afrika 1800 yıllardan itibaren sahip olduğu zenginliklerle avrupalıların ilgisini çekti. Avrupalılar Kara Kıta dediler.Zamanla Afrika ülkeri , Avrupalıların sömürleri oldular. Afrika halkı kitleler halinde , Avrupalıların ve Amerikalıların ucuz işgücünü karşılamaları için silah zoru ile köle yapıldılar. Gittikleri yerlerde en kötü koşullarda yaşamaya zorlandılar. insanlık onuruna yakışmayan ırkçılık saldırılarına maruz kaldılar. Günümüz koşullarında halen üstü kapalı sömürcilik devam etmekte ve ırkçılık birçok insanın problemi olmaya devam etmektedir.
Afrika , çölleri ,ormanları ve insanları ile çok renkli ilgi çekici bir kıtadır. Aslanlar zürafalar filler gorller şempanzeler sırtlanlar antiloplar yılanlar ve daha sayısız hayvan çeşitleri farklı geleneklere sahip ile çok zengin bir yaban hayatına ve kültürlere sahiptir. Heryıl sayısız safariler düzenlenerek bu zengin yaban hayatını dünyanın dört bir yanından gelen insanlar görebilmetedir.
Klimanjaro dağı , Serengeti milli parkı , Masai Mara , Victoria Şelalesi , Victoria gölü Büyük Sahra ve daha birçok eşsiz güzellik bu kıtadadır.
Afrikada pek çok insan kabileler halinde yaşarlar. Kabileler aynı kasabada, aynı köyde aynı dili konuşarak aynı kıyafetleri giyerek aynı yemekleri yiyerek yaşarlar. Kabileyi bir reis ve erkeklerden oluşan bir kurul yönetir. Her kabilenin kendi inanışı ve kuralları vardır.
Siyah Afrikalı insanların inanışlarında çalgı ve müzik çok önemlidir. Ölen yaşlıları için doğan çocukları için dua etmek için eş seçimi için davul gibi çalgıların ritmine uyarak herkes dans eder.
Gelelim bölgenin siyasi durumuna…
Afrika bölgesinin üzerinde oynanan oyunlar ve İslam ümmetinin sahip olduğu topraklar üzerindeki sömürgeci hegemonya bir kâbus gibi ümmetin üzerine çökmüş durumda….
İnsan nüfusunun hayatta kalabilmesi için elzem bir kaynak olan gıda ve su devletler için de her zaman güç ve çıkar mücadelesinin konusu olmuştur.
Beyaz adam beş yüz yıl önce ayak bastığı kara kıtadan 1950’li yılarda fiziki olarak çekilse bile, onun torunlarının bugün de siyah adamı rahat bıraktığını söylemek oldukça güç. Son çeyrek yüzyılda kara kıtanın bir çok yerinde, yaşanan trajedide de yine beyaz adamın kirli ayak izlerine rastlamak mümkün. Ruanda, Somali, Kongo, Zimbabve, Fildişi Sahilleri…Uganda, Sudan ve diğerleri…
Aç gözlülüğünün kurbanı olarak yüzyıllarca kaynakları, emeği, bedeni sömürülen kara insan şaşırtıcı bir şekilde hayata gülümsemeye devam ediyor. Kendisini bu dünyaya bağlayan bedeninden başka hiçbir varlığı olmayan Ugandalı köylülerin yüzlerindeki buruk tebessüm, beyaz adamın mutsuzluğuna anlamlı bir gönderme adeta. Hani Erich Scheurmann’ın bir kara kıtalının ağzından kaleme aldığı Papalagi’de dile getirdiği üzere, “Beyaz adam sayısını bilemediği kadar çok şeye sahip, ama yine de mutsuz. Kim bilir belki de mutsuzluğuna sebep sahip olduğu şeylerdir.”
Yardım denetlemecisi olarak davet edildiğim ve kara kıtanın kara kaderini görmeyi arzulayan ömrü hayatımda yaşadığım en büyük deneyimlerden biriydi Uganda yolculuğum.bana direk içimde yaşattığı durum şuydu;
İçinde “yemek” pişirdiği bir iki kap, bir su ibriği, üzerinde yattığı bir parça hasır, tavanı otlarla örtülmüş kulübeden müteşekkil bir varlık envanteri. Eşya ile kurulmuş bu denli sınırlı bir anlam bağını biz kuzeyli beyaz adamlar yığınlarca sosyolojik analize tabi tutsak bile, milyonlarca siyah insan bugün hala eşyanın zalim esaretinden uzak bir hayat sürdürmeye devam ediyor.
Özgür olan kim?…
Bu soruyla geçen günlerimi içimden kopup gelen tüm duyguları paylaşacağım önemli bir yazının ilk bölümünden sevgiler….
Vesselam…!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.