Sözün onuru

Kelimelerin değer kaybettiği bir çağdayız. Fark ediyor musun?
Sabah “Hallederiz” diyoruz, öğlene varmadan unutuyoruz. Akşam “Geliyorum, yoldayım” diye mesaj atıyoruz ama pijamalarımız hâlâ üzerimizde. Birine “Seni seviyorum” demekle, bir fotoğrafa kalp emojisi göndermek neredeyse aynı anlama gelmeye başladı. Söz, o kadar kolay dökülüyor ki dudaklarımızdan ve parmak uçlarımızdan, artık ağırlığını taşımıyor. Sanki bir enflasyon var; ama para değil, sözün enflasyonu bu.

Eskilerin bir cümlesi vardı: Söz namustur.”
Bir söz verildiğinde o söz bir senet, bir imza, bir onur gibi tutulurdu. Şimdi ise söz, ekran görüntüsü alınmadıkça inkâr edilebilen, “Ben öyle demek istemedim” denilerek kıvrılıp bükülebilen bir ses dalgasına dönüşmüş durumda.

Bugün o kaybolan ağırlığı yani “Güveni” konuşalım.

Güven bana hep Jenga kulesini hatırlatır. O tahta blokları tek tek dizmek ne zordur… Her bloğu yerleştirirken nefesini tutarsın. O kulenin yükselmesi aylar, yıllar alır. Her bir blok; verdiğin söz, tuttuğun sır, zamanında yerine getirdiğin bir vaattir. İnsanlar o kuleye baka baka, “Bu sağlam, buna yaslanabilirim.” der.

Ama yıkılması?
Tek bir yanlış hamle.
Tek bir yalan.
Tek bir “küçük” ihanet.

Ve yıllar içinde ördüğün o kule, saniyeler içinde gürültüyle çöker. Üstelik yeniden inşa etmeye kalksan bile, o görünmez çatlak hep orada kalır: “Acaba yine yıkılır mı?”
İnsan ruhu kırılganlığını her zaman unutturur ama o şüphe unutmaz.

Güven neden bu kadar hassas ve kırılgan? Çünkü insan belirsizliği sevmez. Hep bir liman arar. Bu tuhaf ve gürültülü dünyada, arkamızı döndüğümüzde hançerlemeyecek birinin varlığına muhtacız. Emin olmak, tam da budur: Başkalarının sığınağı hâline gelmek.

Bugün sosyal medya ve telefon rehberi yüzlerce “bağlantıyla” dolu. Ama gece yarısı sıkıştığında, “Beni dinler, satmaz, yargılamaz.” diye arayabileceğin kaç kişi var? Bir elin parmaklarını geçiyor mu?
Geçmiyorsa üzülme. Çünkü güvenilir insanlar nadirdir.
Eğer sen o nadirlerden biriysen, insanlar sana sırlarını, korkularını, hatta cüzdanını bile emanet ediyorsa dünyanın en zengin insanısın. Çünkü itibar, satın alınamayan tek sermayedir.

Peki bu sermaye nasıl birikir?
Önce küçücük yalanlardan vazgeçerek. (Yalının küçüğü olmaz.)
Şu meşhur “beyaz yalanlar” … (Yalanın beyazı olmaz.)
“Trafik vardı.” (Oysa geç uyandın.)
“Mesajını görmemişim.” (Oysa gördün, cevap vermek istemedin.)
“Harika olmuş.” (Oysa hiç beğenmedin.)

Bu yalanlar karakterinde mikroskobik delikler açar. Sen fark etmezsin ama ruhun o deliklerden sızdırmaya başlar. Bir zaman sonra insan kendine olan saygısını yitirir. Kendine karşı dürüst olamayanın başkasına karşı dürüst kalması mümkün olur mu?

Doğruyu söylemek bazen yakar. Bazen “like” kaybettirir. Kimi zaman arkadaşını kızdırır. Ama sonunda sana öyle bir ağırlık kazandırır ki; insanlar senin sözünü “senet” gibi görmeye başlar.
Montaigne’in bir sözü vardır: “Bir insanın özü, sözünde gizlidir.”
Birinin “O söylediyse doğrudur.” demesi bir ömürlük madalyadır.

Ve sonra şu tutarlılık meselesi var… Dijital çağın en görünmez yarası: Vitrin ile depo arasındaki uçurum.
Profilinde “Doğa aşığı” yazıp piknikte çöpünü ardında bırakanlar…
Adalet nutukları atıp kantin sırasını hiçe sayanlar…
Mevlâna’dan alıntılar paylaşıp, en yakın arkadaşının gönlünü incitenler…

Bu tutarsızlık güveni bir asit gibi eritir.
Gerçek bir duruş istiyorsan online kimliğin ile offline karakterin aynı olmalı. Karanlıkta nasılsan aydınlıkta da öyle olmalısın. “Eminlik” orada başlar.

Bugün senden bir şey istiyorum:
Ağzından çıkan her kelimeyi bir imza gibi düşün.

Söz veriyorsan, o söz senin onurundur.
Yapamayacağın bir şey için “Bakarız” deme; “Yapamam” de.
Bu, kaçmak değil; şahsiyetin dik duruşudur.

Sır saklıyorsan, onu kalbinin en derin mahzenine kilitle. Anahtarını da denize at.

Yalanın gölgesine sığınmak kolaydır. Ama asıl asalet, doğrunun yakıcı güneşi altında durabilmektir. Gölgeler değişir lakin Güneş her zaman yerindedir.

Unutma:
Binaları beton ayakta tutar; insan ilişkilerini güven.
Sen o binanın en sağlam kolonu ol.
Bırak başkaları sallansın.
Sen “O varsa içim rahat” dedirten kişi ol.

Çünkü bir insanın ardında bırakabileceği en büyük şeref cümlesi şudur:

“O, asla yalan söylemezdi.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum