İsmail Detseli

İsmail Detseli

Konya’da 80 yıl önce bir kış macerası Evlerin Damından Kar Kürümek

Eski yıllardaki gibi karların yağmadığı, yazı kışı belli olmayan mevsimlerin yaşandığı Konya’da, kış kokusu burnuma gelmişken eskilerden bir hatırayı anlatayım istedim.

Bu anlatacaklarım, yaklaşık 80–90 yıl öncesine, yani 1935–40’lı yıllara uzanıyor. Babam rahmetliden dinlediğim, köyümüzde yıllarca anlatıla anlatıla dilden dile geçen bir Konya hatırası bu. Adı geçen büyüklerimiz bugün yaşasaydı 130–140 yaşlarında olurlardı.

O yıllarda Konya’da, resmi daireler hariç evlerin yaklaşık yüzde sekseninin damı toprak damdı. Kar yağdığında kadınlı erkekli herkes dama çıkar, çamdan, meşeden yapılmış geniş ağızlı ahşap küreklerle kar kürürdü. Ardından damın akmaması için, siyah sert taşlardan yapılmış dam yuvakları ile toprak yuvarlanır, sıkıştırılırdı. Bu iş kış boyunca defalarca yapılırdı.

***

Odun Satmaya Giden İki Kafadar

Bizim köyden, Konya merkeze yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki şehir yoluna, güz mevsiminin açık ve güneşli bir gününde iki kafadar düşer:

Biri Taraş Ali’si emmi, diğeri Kasabalı Mustafa emmi. İkisi de okuma yazma bilmez ama hesabı kitabı iyi bilir. Fikir Taraş Ali’sinden çıkar:

— “Mustafa, bu gidişle kış sert geçecek. Şehirliler oduna muhtaç olur. Biz odunları götürelim, iyi paraya satarız.”

İkişer merkebi ahırdan çıkarırlar. Daha önce ormandan kestikleri odunları yükleyip Konya’ya doğru yola düşerler. Odun pazarında beklediklerinden de iyi satarlar. Para yüzlerini güldürür. Ama gün kısadır. Akşam yakındır.

— “Gece yolda uğraşmayalım,” der Taraş Ali’si. — “Bir handa kalalım. Yarın sere serpe döneriz,” diye ekler Mustafa.

Ayna civarındaki Kara Mustafa’nın Hanına giderler. Kendileri için 30’ar kuruş, merkepler için 20’şer kuruş verip loş ışıklı, isli duvarlı, tahta tabanlı handa kalırlar. Herkes paltosuna, kepeneğine bürünmüş hâlde uyumaya çalışır.

Sabah uyanırlar ki Konya bembeyaz. Öyle böyle değil; 40–50 santim kar. Sokaklar, çarşı, damlar… Her yer kar altında. Bizimkiler avluda, tulumbanın başına çömelmişler. Ayaklarında kıllı çarık, burunlarından akan soğuğu yenlerine silerler. Düşüncelidirler.

— “Mustafa, burda kaldık galiba…” — “Han parası ister, eşekler saman ister, biz yemek isteriz. Para bir günde biter.”

Tam o sırada, pala bıyıklı, heybetli hancı Musta Ağa yanlarına dikilir:

— “Len dağlılar! Ne çuğutmuş (çömelerek eller çenede pusup oturmak) oturursunuz havuzun başında arpacı kumrusu gibi?”

Taraş Ali’si içini döker:

— “Ne yapalım Musta Ağa… (Mustafa’nın söyleniş biçimi) Yollar kapalı, kış, kıyamet. Şeherde mahsur kaldık.”

Hancı bir an durur, gözlerini kısar:

— “Damdan kar kürümeyi becerir misiniz?”

İkisi birden atılır:

— “O nasıl söz! Biz köyde kış bahara kadar dam kürürüz.”

Hancı gülümser:

— “Öyleyse turnayı gözünden vurdunuz.”

Hancı anlatır:

— “Konya’da damı kürünecek çok ev var. Kimse bu soğukta dama çıkmaz. Ben size kürek aldırayım. Önce benim Tahtatepe’nin yanındaki altı damı kürüyün. Siz ve eşekleriniz beş gün benden.”

Sevinçten uçacak gibidirler.

— “Ama sokakta bağırın,” der hancı. “Kar kürüyücüler var diye.”

— “Ağa, biz bağıramayız. Ayıp,” derler.

— “Len! Ekmek parasının ayıbı mı olur!”

Meşeden ve çamdan yapılmış iki kürek alırlar. Dama çıkarlar. Şehir damları köy damlarından küçük olduğu için öğle olmadan hancının altı damını bitirirler.

Sokağa çıkar çıkmaz bir cam tıklanır:

— “Kürekçiler! Beş dam var. Kaça kürürsünüz?”

Birbirlerine bakıp:

— “Beş liraya,” derler.

Adam kabul eder ama tembih eder:

— “Çelen başındaki kamışlara dokunmayın.”

Dama çıkınca kamışların duvar muhafazası olduğunu anlarlar.

O gün akşama kadar on damdan fazla kürürler. Bir ev sahibi, çarıklarına acıyıp onlara kabaralı yamalı iki çift postal verir. Ayaklarına bol gelir ama sıcak tutar.

Üç gün durmadan çalışırlar. Kazandıkları para, bir yıl boyunca dağdan odun taşıyarak kazandıklarından fazladır.

Kar kesilir, kuru soğuk başlar. Köye dönmeye karar verirler. Kürekleri hancıya teslim ederler.

Hancı gülerek sorar:

— “İyi de, küreklerin kirası?”

— “Ne kirası Musta Ağa?”

— “Para verdim onlara!”

Köylüler telaşlanır. Hancı, kazandıkları parayı sorar. Saflıkla hepsini ortaya dökerler. Hancı kahkahayı basar:

— “Şakaydı len! Yolunuz açık olsun. Ama gece yola düşmeyin. Hangi köyde akşam olursa, misafir odasında kalın.”

Yola çıkarlar. Şehirden sonra kar daha da artar. Bir günde varacakları yol iki güne uzar. Çayırbağı Köyünde misafir odasında kalırlar.

Postallar ayaklarını vurmuştur. Çarıklar da parçalanmıştır. Gece soba başında düşünürler. Çareyi bulurlar: Eşek semerlerinin içindeki keçeleri söker, kendilerine keçeden çarık yaparlar. Ertesi gün o çarıklarla köye varmayı başarırlar.

Dile Düşen Dörtlükler

Bu macera yıllarca anlatılır. Sonunda şiire dökülür:

Kar yağdı, hava açıldı Ayakta çarık dağıldı Yalın ayak yol yürümekten Yarılan topuklardan kan aktı

Kış bastırdı, şeherde kaldık Dam kürüdük, para kazandık Köyün misafir odalarında Ardıç odunu yakıp ısındık

Ertesi gün yolculuk var Ayağımızı sıktı postallar Ayağı sıcak tutmak için Semerden keçe kesmek var

Böylece, şehirden alınan hediyelerle köye dönülür; çocuklarla, hayatla, yokluk içinde ama akılla ve dayanışmayla yaşanır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.