Bir deprem oldu

I

İnsan, insan olmanın gereği davranışları unuttu.

Unuttu da ne yapacağı konusunda yanlışa sürüklemek isteyenlerin dümen suyuna girdi.

Kendini bulunmaz biri olarak düşündü, halbuki kendi gibi milyarlarca insan vardı. Kimisinin dili farklı kimisinin dini kimisinin de rengi…

Ama hepsi insan. İnsan duyguları var her birinde. Düşünme yeteneği ve akıl var Allah'ın bir lütfu olarak…

Kompleks içinde kaldı. Akabinde benlik yaptı, benlik beraberinde kibir getirdi ve kibirlendi. Kibir de onu savurdukça savurdu. Savruldukça işe yaramaz hale geldi ve işe yaramaz şeylerle hayatını devam ettirdi.

Dünyada sürgün hayatı yaşadığını unuttu da cennette yaşadığını varsaydı. Dünyada dünyalık ne varsa hepsine sahip olmayı denedi. Bütün bu hırs onu insanlıktan uzaklaştırdı. Başkalarını düşünme melekesini kaybetti.

Dünya sürgününde sınandığını da unuttu. Sınanmanın sonucunda neler olabileceğini de hiç dert etmedi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri duyageldiği bu zamanda olup biteni unutmayı denedi. Başardı da. İnsanın yaptıklarından hesaba çekileceğini cümle içinde kelimelerle ifade etmekten geri durmazken, hayatındaki uygulamalardan tamamen kaldırıp attı.

Kendisini tanıyamaz hale geldi. Özünü kaybetti.

Özündekilerden habersiz yaşamaya devam etti.

Sözünü esirgemedi, sürekli konuştu.

Konuştukça daha çok konuştu, üstünlüğünü ilan etmek içindi bütün bu yaptıkları.

Sınırlı bir alanda yaşama hakkı olduğunu ve sözlerini sınırlaması gerektiğini hiç düşünmedi.

Bunları düşünmesi için yapılan uyarıları da yok saydı ve sözünün nereye götürüp getireceğini de düşünemez oldu. Halbuki bu dünya afetlerinden biri ya da başka afetleri çağıran dil afetiydi. Alemlere rahmet Hz. Muhammed bu konuda çokça uyarıda bulunmuştu:

"Âdemoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip: Bizim hakkımızda Allah'tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız!' derler." (Tirmizî, Zühd 61, (2409).)

Çünkü dil kalbin aynasıdır, onun tercümanı ve onda olanları dışa vuran uzuvdu. Diline sahip olmadan konuştu ve büyüklendi. Söyledikleri yenir yutulur gibi değildi. Bazen Allah'ın emirlerine dil uzattı bazen Allah'ın yasaklarının yasak olmaması gerektiğinden dem vurdu.

"Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun." (Tirmizî, Kıyamet 51, (2502).) tavsiyesini yok saydı. Hayır konuşmadı ve susmadı. Hiçbir faydası olmayan cümlelerin çekiciliğine kaptırdı kendini.

Kalbinin tercümanı olan dili bozulunca gönlü daraldı. Kalbi karardı. İman nurunun yerini zulmet aldı da kalbi sıkıldıkça sıkıldı.

Aklı dondu, düşünme yeteneğini kullanmaz oldu. İlahi işarete aklı yatmayınca başka yerlerden emir almaya başladı ve şeytanın yanında yer aldı. Artık bundan sonra gerçeği görmesi oldukça zorlaştı.

Ne kadar kötü tezvirat varsa zihnine koydu. İtiraz etmeyi marifet saydı. Milletinin birliğine dil uzatmada bir beis görmedi. İslam düşmanlarının söylemlerini yeni bir şeymiş gibi diline doladı. Sosyal medyasında saldırdı da saldırdı.

Bazen deprem sonrasında kurtarma ekiplerinin sevinç tekbirleri getirmesini küçümsedi bazen Allah rızası için durmadan duraksamadan ülkenin dört bir yanından koşup gelen insanların kıyafetlerine ve sakallarına laf etti.

Durmadı, elinde avucundakileri muhtaçlara aktarmak için çabalayan Anadolu irfanının erleri olan Müslümanların yaptıklarını hakir gördü de kendi hiçbir şey yapmadı.

Yapmadı ve konuşmaya devam etti.

Konuşarak ümmet içindeki birliği bozacak düşünceleri yaymaya devam etti.

İftiralar, asılsız haberler ve söylentilerden beslendi tıpkı tâbi olduğu şeytan gibi.

Ülkesinin yönetimini yok saydı. Yapılan yardımları ve çalışmaları görmezden geldi. Bununla da yetinmedi hiçbir çalışmanın olmadığı konusunda yalan yanlış haberleri bütün dünya ülkelerine aktardı. Gerçek olmayan şeylerdi bunlar. Asılsız haberlerle ülke insanını ve devlet yöneticilerinin umutlarını yok etmeye çalıştı.

Bilerek millet, memleket ve İslam düşmanlarının emellerine hizmet etti.

Kaostan beslenme hevesleri gerçekleri yok saydı. Çalışmaları sekteye uğratmak için şeytandan destek aldı.

Şeytanlaştı.

Şeytanın yanında olduğunu alenen ilan etti.

Enkazdan bir tek parça kaldırmadı. Soğukta titreyen dışarda kalmışlara bir ekmek alıp dağıtmadı. Çocukların birinin yanına gidip iki güzel söz söylemedi.

Sadece seyretti.

Ülkenin enkazın altında kalmasını diledi durdu. Bunun dışında hiçbir güzelliği kavrayamadı. Zaten kavrayamazdı da çünkü kalbi kararmış, gönül dünyası yok olmuştu.

Ortamı bunlara bırakmak olmazdı. Olamazdı. Olmamalıydı. Birileri çıkmalıydı. Yiğit birileri. Anadolu irfanını hâlâ kalbinde barındıran birileri. Hatta çoğunluk böyleydi. Baskın bir üstünlük vardı aralarında. Şeytani planlarını yapanlar daha az olmasına rağmen daha çok sesleri çıkıyordu. Daha çok sosyal medya mecralarında boy gösteriyorlardı.

II

İşte şimdi tam zamanıydı.

Şehrin bir ucundan koşup gelen insanlara ihtiyaç vardı.

Ülkenin dört bir yanından yayan yapıldak yollara düşüp koşanlara ihtiyaç vardı.

Bir kişinin derdine merhem olmak için gözünü budaktan esirgemeyen gençlere ihtiyaç vardı.

Onlar yola çıkmalıydı derhal. Meydanı yiğitler doldurmalıydı.

Gençler yollara döküldü. Günlerce uykusuz sabahladılar. Gelen yardımları, toplananları ulaştırmak için birçok risk alarak yollara koyuldular.

Zar zor geçinen birçok insan bir maaşını bağışladı.

Her biri şehrin öbür ucundan koşup gelen insanlardı. Gerçeği haykırmak, insanları uyarmak ve belki de sabrı tavsiye etmek için koşuştular.

Meydan er meydanıydı.

Meydan dayanışma meydanıydı.

Meydan fitnecilere dur denmesi gereken meydandı.

Durun dediler, durun. Siz neler söylüyorsunuz? Çekin o pis ellerinizi ve bozulmuş dillerinizi milletin üzerinden. Biz buradayız. Dimdik ayaktayız. İşimi bıraktım geldim. Eşimi bırakıp yola koyuldum. Çocuklarımı kaç gündür görmeyeceğimi bile bile muhtaç kardeşimin yanına koştum.

Bu yarayı birlikte saracağız. Gölge etmeyin yeter. Bozgunculuk yapmayın yeter. Fesat çıkarmayın yeter. Karanlıklar içinde kalmış kalplerinizdeki tezviratları da alıp çekin ellerinizi mahzun durumdaki insanların üzerinden ve enkazdan…

Zelzelenin yapamadığını sizler mi yapacaksınız?

O büyüklükteki bir depremin yapamadığı sarsıntıyı siz mi yapacaksınız?

Yapamazsınız.

Yaptırmayız.

Biz ülkenin öbür ucundan koşup gelenleriz.

Gerçekleri haykırmak için geldik.

Uyarmak için geldik.

Uyarıyoruz; pılınızı pırtınızı toplayın rahat bırakın kalbi acımışları.

Malını mülkünü kaybetmişleri.

Çoluk çocuğunu toprağa vermişleri.

Akrabalarını ve dostlarını enkaz başında çıkmaları için bekleyenleri.

Anladık sarsıntılar sizin beyinlerinizde oldu.

Zihinleriniz sarsıntı etkisiyle fonksiyonunu kaybetti.

Azgınlaşmaya başladınız.

Size bu mazlumları yem etmeyiz.

Azgınlıklarınızla birlikte gidin.

Hâlâ gerçeği anlamakta zorlanıyorsanız en azından susun.

Biz bunu için koşup geldik Ege’den. Ölüler üzerinden ülkeyi ateşe atmayın diye.

Biz bunun için koşup geldik İç Anadolu’dan ümmetin umudunu yok etmeyin diye.

Biz bunun için koşup geldik Marmara’dan, Karadeniz’den aklınızı başınıza alın diye.

Biz bunun için koşup geldik Akdeniz’den Doğu Anadolu’ndan tövbe ve sabır zamanıdır diye.

Biz bu bölgedeyiz zaten bu sınanmadan başarıyla çıkmak için…

III

Hatırlar mısın?

Hatırla!

Hatta kulağına küpe olsun!

Hani o kasaba halkına Allah peygamberler göndermiş onlar da o peygamberleri yalanlamışlar, azgınlık etmekten geri durmamışlardı. Yapılan bütün uyarılara rağmen azgınlıklarını sürdürmüşlerdi.

Felakete sebep olacak işler yapmaya devam etmişlerdi. İşte tam o zamanda şehrin öbür ucundan koşarak gelen bir adam vardı.

İşte o adam "Ey kavmim!" diye seslendi. Bozguncuları, iftiracıları, peygambere düşmanlık yapanları uyardı…

O koşup gelen kişi iyilik için gelmişti.

İmanını ilan etmek için gelmişti.

Felakete sürüklenmelerinin önüne geçmek için gelmişti.

Gelmekle kalmadı onları şiddetle uyarmıştı.

Hatırladın mı şimdi, kimdi, neden gelmişti?

Ben o olmak için geldim.

Sen o olmak için geldin.

Biz o olmak için geldik.

Bilesin.

Bilmelisin.

İyilikte yardımlaşmak gerek.

Kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmamak her insanın üzerine bir vazife.

Yoksa bunu da mı bilmiyorsun da milletine ve insanlara düşmanlık yapıyorsun.

Ve onun yaptığı yapıyoruz:

Ey milletim!

Ey Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Malatya ve Kilis.

Ey Pazarcık, Elbistan, İslâhiye, Nurdağı!

Ey Anadolu!

Ey Türkiye!

Ey bu vatanın evlatları!

Sizden hiçbir ücret istemeden koşup gelenleriz. Allah'ın sınanmasından sabırla geçmek gerektiğini hatırlatanlardanız.

Bir çocuğun gülmesi için gece gündüz demeden koşturanlardanız.

Bir muhtacın ihtiyacını gidermek için yardım edenlerdeniz.

Depremle sınandık, sabırla metanetle geleceğe yürümemiz gerektiğini hatırlatmak için buradayız. Allah'ın dilediğinin dışında hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceği gerçeğini haykıranlardanız.

Senin için varını yoğunu ortaya koyanlardanız.

Sen yalnız değilsin. Güveneceğin Allah var, umudunu yitirmeden yarına yürüyeceğin bir ülken var.

Seni güzele çağıranlar yanında. Yanında olmaya devam edecek.

Yalan dolan ile seni yolundan alıkoymak isteyenlere karşı senin yanındayız.

Bir olmalıyız, birlik olmalıyız.

Bunun için Allah'ın yolu budur, başkaca bir yol yoktur!

Bütün ülke bunun için koşup geldi yanına.

Seninle birlikte olmaya, yaraları sarmaya, doğruları haykırmaya, fitne fücuru yok etmeye…

“Allah'a dayan saye sarıl, yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol!”

Dinine muti ol.

Vakit sabır vaktidir.

Zorlukları aşma zamanıdır.

Çok çalışma ve yemeğimizi paylaşma vaktidir.

İyilik ve sadaka ile ahirete yatırım vaktidir.

Biz kardeşiz çünkü ancak inananlar kardeştir.

Kardeşler birbirini terk etmez.

Habib-i Neccar gibilerdir sana hizmete koşanlar.

Gerçekleri haykırmak için ordalar.

Ülkenin her bir yerinden koşup gelenlerdeniz.

Sınandık birlikte. Kimimiz sabır ile kimimiz tekrar tövbe edip ona kul olma fırsatıyla sınanıyoruz.

Sabrın sonu selamettir.

Yolumuz onun yoludur:

Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka. (Asr Suresi)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.