Ateş ve alev-4

“Ateşte yakalım!”

Onu cayır cayır yakalım.

O günü panayıra çevirelim, herkes İbrahim’in yanışını seyretsin ve eğlensin.

Eğlensin ve insanlıklarını kaybetmeye devam etsin.

Zaten kaybetmişlerdi:

Elleriyle putlar yontup onlara tanrı diye taparken kaybetmişlerdi.

Akıllarını kullanmadan hareket ederken kaybetmişlerdi.

Düşünmeden peşin kabulleriyle kaybetmişlerdi.

Yıldızlara bakarak hayatlarına yön verirken kaybetmişlerdi.

Uydurdukları şeylere kendileri inanırken kaybetmişlerdi insanlıklarını.

Şimdi de bir dram yaşanacak ve insanlık tarihine kara bir leke olarak kalıcı bir nokta kanacaktı.

Yakılacak.

Onu diri diri ateşe atıp acımasızca eğelenecekler ve günü İbrahim’den kurtulma bayramına çevireceklerdi.

Böylece kendi inançlarına karşı olan insanların sonunun da böyle olacağı ile ilgili bir gösteri ve uyarı yapacaklardı.

Zihinleri karanlık olan insanlar devasa boyutlarda odun yığdılar meydana. Yığdıkça yığdılar. Hınçlarıyla daha çok yığdılar. Her biri içindeki düşmanlığı açık etmek için odun attı meydanın tam ortasındaki yığına.

Ateşi törenle yaktılar.

Bütün güçleriyle ateşi harladılar.

Ateş, içine ne atılırsa yakıp yok edecek kadar azdı.

Azdıkça azdı ve daha çok yakıcı oldu.

Her yeri ateşe verdiler.

Ateş tam kıvamını aldığında:

İşte buradan kurtuluş yok diye meydan okudular.

Meydanı ateşle doldurdular.

Ateş olup etrafa korku saldılar.

Korkuyu ateşle büyüttüler.

Ateşle İbrahim’e oyun kurdular.

Bu oyunun tarafı olanlar ile ateşi söndürmek isteyenlerin yolu kesin bir şekilde ayrıldı.

Bu ateşi söndürmek o kadar kolay değildi artık.

Azmıştı bir kere.

Azgınlaşmış bir canavar gibi yanabilen her şeyi yakıp yok etmek için etrafına ve göğe doğru sündükçe sündü.

Alevler…

Kaç yıldır yaşıyorlardı; bir gün mü ya da daha az bir zaman mıydı? Geçen süre neydi, fark etmediler. Gündüzün ışığı bile bu ateşle sarsılmış ve yapılan insanlık dışı şeyler için utanmıştı.

Bu insanlar uyandırılmalıydı.

İbrahim’in net ve açık bir şekilde uyarması da onların uyanmasını sağlayamadı.

Sanki bir sona hazırlanıyorlardı.

Yarış içinde bir hazırlanış.

Kendi ateşlerine odun taşıyor olduklarını hiç düşünmediler.

Bilmeden odunlarını taşımaya devam ederken bir uyarı beklemekten başka çare de kalmamıştı.

Bir çare, bir kurtuluş…

Artık yok gibiydi.

Artık bu alev içine aldığı her neyse eritip yok edecekti.

Artık bu ateşe yaklaşmaları da kolay olmayacaktı.

Göğe sünen devasa alevler kontrol edilemez olmuştu.

Mancınık kullanacaklardı.

Mancınıkla uzaktan İbrahim’i fırlatma ve ateşin kucağına atma zamanıydı.

Tören yeri gibi olan meydan sessizlik içinde olacakları bekledi.

Olacak olan belliydi ama meydandakiler bundan habersizdi.

Habersizce onun yanıp kül olmasını beklediler.

Artık tanrılarına sataşacak, onları aşağılayacak biri de kalmayacaktı.

Nefesler tutuldu.

İnsanların kalbi duracak gibi oldu.

İnsan olanlar/insan kalanlar ile insanlığını kaybetmiş olanlar farklı duygularla bakakaldılar.

Verilen işaretle İbrahim mancınıkla fırlatıldı. Hedef ateşin tam ortasıydı. Kurtuluşu olmasın diye…

Devam edecek…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.