Ömer Tokgöz
Üzerine Şiir Yazılan Kahveci: Tahir Ağa
Kahvehane denilince insanların zihninde olumlu veya olumsuz birçok düşünce canlanır. Osmanlıda kahve içilen, sohbet edilen, okumuş ve yazmış insanların bir araya gelip sohbet ettiği yer olarak 1550’li yıllarda serüven başlamıştır. Kitap ve gazete okunan yer olarak kıraathane şeklinde devam eden bir mekandı. Zamanla kahvehaneler eli boş insanların oturduğu, kağıt oyunları, tavla, dama ve okey oynanan yerler olarak değişim ve dönüşüm geçirmiştir. Kahvenin üne kavuşması Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlamıştır.

Bu haftaki yazımızda kahve ve kahvehane konusuna yönelmemi sağlayan temel unsur Musalla mezarlığı fotoğraf arşivimde yer alan bir mezar taşı oldu. Uzun zamandır mezarlıklarda meslek bazlı fotoğraf çekiyorum. Musalla mezarlığındaki Sille taşından yapılmış ve oldukça yıpranmış haldeki mezar taşını inceleyince kişinin “meşhur” bir kahveci olduğu dikkatimi çekti. Tam olarak mezar taşı şahidesinde şu yazıyor idi: “Merhom ve meşhor Kahveci Tahir Ağanın Kabridir, 1931” 2019 yılında çektiğim fotoğrafta yer alan mezar taşında Latin harflerinin yeni kabul edilmesi ile birlikte belki mahalli şive ile söyleniş veya hatalı bir imla ile kelimelerin yanlış hecelenerek işlendiği görülmektedir. Kabrin yanında diğer aile fertlerine dair mezarlar bulunmaktadır.
Bunun üzerine Tahir Ağa ve kahve kültürü hakkında araştırma yaparak internet kaynaklarına, akademik çalışmalara ve dijital yayınlara yöneldim. Bu çerçevede basit bir mezar taşı üzerinde yer alan meslek bilgisinden 1920-50 yılları arasında Konya’nın meşhur kahvehanelerinden birine ulaştım. Mezar taşları kişinin ferdi olarak bilgilerini içeren bir şahidesi olduğu kadar toplumsal ve kültürel bir belge niteliği de taşımaktadır. Mezar taşı fotoğrafları ise bilinirlik, görünürlük ve çözümleme çalışmalarında çok yararlı bir materyaldir. Buradan hareketle geçmişten bugüne kahve ve kahvehanenin tarihine, Konya’da kahvehanelerin tarihine ve Kahveci Tahir Ağa merhuma dair bilgileri siz değerli okuyucularıma bir panorama halinde arz ediyorum.
Gönül ne kahve ister ne kahvehane, Gönül muhabbet ister kahve bahane
1500’lü yılların ortasında hayatımıza giren kahve, beraberinde kahvehane mekânlarını da hayatımıza dâhil etmiştir. Bu çerçevede yaygın bir kültürel birikim meydana gelmiştir. İçecekler arasında hem kültürel anlamda hem de mekânsal faktörler göz önüne alındığında onun kadar popüler bir başka örnek göze çarpmamaktadır. Günümüzde de bu popülerliğin halen devam ettiği bilinmektedir. Kahve keşfedildiği andan bugüne dek çok geniş alanlara yayılmış ve ünü gün geçtikçe daha da artmıştır. Zaman içinde sert eleştiriler ve yasaklara maruz kalsa da günümüze ulaşabilmiş ve vazgeçilmezler arasına girmeyi başarmıştır.
1100’lü yıllardan itibaren varlığından haberdar olunan, ancak 1300’lü yıllarda çekirdekleri belli işlemlerden geçirilerek, içecek olarak tüketilebileceği keşfedilen kahvenin, hangi topraklarda keşfedildiği konusunda farklı hikâyeler duymak ve okumak mümkündür. Birçok tarih bilimciye göre bu içecek, Doğu Afrika topraklarında, bugünkü adı ile Etiyopya’nın Kaffa yöresinde ortaya çıkmıştır. İlk olarak Kaffa’da yaban topraklarda biten kahve bitkileri, Yemen’e taşınarak bu topraklarda kontrollü bir şekilde yetiştirilmiştir. Kahve özünde bir bitki türüdür ve ilk olarak Afrika Bölgesi’nde, şimdiki adıyla Etiyopya’da yemiş olarak tüketilmiştir. XV. yüzyılın ilk zamanlarında, Orta Doğu bölgesi de bu bitki ile tanışmıştır. Ardından kahve çekirdeklerinin toz haline getirilip sıcak su ile karıştırılması sonucu içecek olarak tüketilmiştir. Kahve, içecek hali ile daha çok kullanılmış ve yayılmıştır. Bir sonraki yüzyılın başlaması ile birlikte Mekke’ye, Kahire’ye ve sonrasında İstanbul’a gelmiştir. (Kahve kültürü ve kahve-kafe mekânları üzerine bir analiz: Konya örneği, İDA dergisi, 2021, Merve Dedeoğlu-, Doç. Dr. Rabia Köse Doğan)

XVIII. yüzyılın sonlarında birçok kahvehane çeşitleri ortaya çıkmıştır. Mahalle Kahvehaneleri, Esnaf Kahvehaneleri, Yeniçeri Kahvehaneleri, Semai Kahvehaneleri, Meddah kahvehaneleri ve seyyar kahveci türleri ortaya çıkmıştır. Kahvenin Konya şehrine gelişi İstanbul ile aynı dönemlere rastlamaktadır. Konya’nın kahve ve kahvehane geçmişi Türbeönü Kahvehanesi ve Sulu(havuzlu) Kahve ile başlayarak adeta aşıkların mekânı haline gelmiştir. 1800’lü yıllarda Konyada iki tane kahvehane vardır. Feyzi Halıcı’nın, Âşık Şem’î hakkındaki çalışmasında belirttiğine göre, bu dönemde (1223/1808) Konya’da iki kahve bulunmaktadır. Bu kahvelerden biri Türbeönünde bulunan Türbe Kahvesi diğeri ise eski Buğday Pazarı’yla Larende Caddesi’nin kesiştiği köşedeki ayakçı kahvesiydi. Bu kahveler, sıradan kahvelerden ayrı olarak âşıkların devam ettikleri, karşılıklı şiirlerini okudukları bir okul olarak görev yapıyorlardı. Konya’nın ve çevre illerin usta âşıkları bu kahvelerde saz çalıp şiirler söylemektedir. Gerek Konyalı münevverler gerekse esnaf, köylü ve ümmî vatandaşlar da aynı coşkuyla bu kahvelere devam etmekteydiler.
Tahirin kahvesi erken Cumhuriyet döneminde saygın ve nezih bir kahvehane olarak ön plana geçmiştir. Tahir ağanın doğum yeri ve nereli olduğu hakkında detaylı bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte işlettiği kahvehane ortamı hakkında hatıra yazıları ve akademik çalışmalar vardır. Merhum Gazeteci Yazar Celalettin Kişmir ve merhum Gazeteci Yazar Seyit Küçükbezirci'nin yazıları ve merhum Aşık Mehmet Yakıcı tarafından Tahirin kahvehanesi üzerine yazılmış bir övgü şiirinde ve Ordu Üniversitesinde yapılan bir yüksek lisans tezinde yer verilmiştir.
Kahvehaneler sosyalleşme mekanıdır
Ordu Üniversitesinde yapılan bir akademik çalışmada Konya kahvehaneleri ve Tahir Ağanın kahvehanesi hakkında şöyle denilmektedir: “Millî mücadele zamanında Kayalı parkın olduğu alandaki Periklesin kıraathanesi/kahvesi ve Cumhuriyet döneminde Kayıklı kahve (sonra Kızlı kahve) , Tahirin kahvesi, Büyük Hilal kahvesi, Küçük Hilal kahvesi, İbalı Çavuş’un Kahvesi, Latif Çavuş’un Kahvesi, Hacıkaymakların Kahvesi, Alaattin tepesinde kır kahvesi gibi yerler sayılabilir. Kahvehanenin farklı bir versiyonu olan kıraathaneler olarak İplikçi camii yanındaki Merkez kıraathanesi, Alaaddin Tepesi karşısında Taksim kıraathanesi, Hayat kıraathanesi ön plandadır.
Tahir Ağanın kahvesinin olduğu bina iki katlı yarı ahşap olup binanın zemin katı tamamıyla kahvehanenin sahibi Tahir Ağa’ya ayrılmıştır. Tahir Ağa’nın kişiliği ile ilgili olarak, sağlam dostluğu bulunmuş olup insanlarla iyi geçinen, herkesçe sevilen başkalarının duygularına değer veren bir kişiydi. Sağlam kişiliği ve herkes tarafından sevilmesinden dolayı kahvehane dolup taşıyordu. Ancak ayak takımından insanlar değil okuryazar, eğitimli, edip ve şair olan kişiler ile emekli yaşını başını almış kimseler gelirdi. Bu kişiler arasında Ermenekli Hasan Rüştü, Naci Fikret, Namdar Rahmi, Ahmet Bilge, Memduh Yavuz Süslü gibi dönemin aydın kişileri bu kahvehanede toplanırlardı. Bir taraftan kahvelerini içerler, bir taraftan da edebi sohbetlerini gerçekleştirirlerdi. Ayrıca bu kahvehaneye Konya’nın Cumhuriyet Dönemi halk şairi 1879 yılında doğan Göçü’ lü Aşık Mehmet Yakıcı Tahir Ağa’nın Kahvesi’nin müdavimlerden olup çok sık gelirdi.
Konya şehrinde kahvehaneler genellikle mahalle içerisinde cami yakınlarında ve esnafların yoğun olduğu yerlerde açılmıştır. Osmanlı dönemi Konya’da kahvehane dükkanının kahve ocağından gece mangal ateşinin söndürüldüğü düşünülse de ihmal sonucu alev alması sonucunda tüm çarşı yanmıştır. Tarihe 1867 büyük çarşı yangını olarak geçmektedir. Yangının büyümesiyle kahvehanenin yanında bulunan dükkanlar ve bugün yerine Aziziye Cami inşa edilen Yüksek Cami ile birlikte Kapı Cami’sinin tavanı çökmüştür. (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kahvehaneler: Konya Örneği, Nimet Şen, Y.L.Tezi, T.C. Ordu Üniversitesi SBE-Tarih Anabilim Dalı, Ordu-2014)

Tahir’in kahvesinde Aşık Mehmet Yakıcı, başta Aşık Tahir olmak üzere, Gufrani, Seydişehirli Kıl Mehmet, Aşık Yahya, Serbesti, Sümmani, Aşık Veysel, Aşık Cemal gibi dönemin güçlü halk şairleri bir araya gelmiş ve atışmalar yapmıştır. (Aşık Mehmet Yakıcı'nın Dini-Tasavvufi Şiirleri, Prof. Dr. Ali Yakıcı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 2016)
Merhum üstadım Seyit Küçükbezirci Konya'daki kahvehane kültürü ve "Tahir’in Kahvesi" hakkında yazdığı bir makalede şöyle demektedir: "Şehir, kahveleri ile daha renkli bir olur. İstanbul Caddesi’nin sağında, solundaki kahveler; Türbeönü Kahveleri, Mahkeme Hamamı civarındaki kahveler, Meram kahveleri, Sille kahveleri. Say sayabildiğin kadar. Ama yerlerinde yeller esiyor. “Cafe”ler canına okudu tümünün.
Esnaf kahveleri, kuşçu kahveleri, horoz dövüştüren kahveler, sabahçı kahveleri, arabacılar kahvesi bir bir kayboldu gitti şehrin hafızasından. Onlar içinde makaleler ve kitaplar yazılmalıdır. Elde kalan birse, kaybettiğimiz on. Elde kalan onsa, ütüzdüğümüz yüz. Son elli yıl, son altmış yıl şehir hafızası, kokusu, rengi, ruhu namına ne varsa duman etti. Söz gelişi “Kahveler”; Hayatında, kırk yaşını geçmişlerden kahveye düşmeyen var mıdır ki? Yer demir, gök bakır anlarda; ruhunuz cenderelere sıkışmışken siz hiç inmediniz mi kahvelere? ‘Türbeönü’ndeki “Sulu Kahve’den, Kadınlar pazarını oralardaki “Kayıklı Kahveye kadar; “Kızlı kahvelerden, “Tahir’in Kahvesi”ne kadar.
Tahir Ağanın yeri: Unutulmayan ve şiirle ebedileşen bir kahvehanedir
Piştinin, kaptıkaçtının peşinde, “herif”liğe ilk adımlar atılırken düşülür kahvelere. “Hava kurşun gibi ağır”ken, nefes alabilmek için düşülür kahvelere. Kuşa gönül vermişken, gül’ e gönül vermişken düşülür “Kuşçu Kahveleri”ne, çiçekçi kahvelerine. Nasip ararken düşülür “Esnaf Kahveleri” ne. Âşıklar Kahvesi bile vardır, eskilerde. “Gönül ahbap ister kahve bahane” diyen yaşlara “Emekli Kahveleri” mekân olur. Herkesin bir kahvesi vardır; ya da bir dönem olmuştur. Gülmeye kınamaya gelmez. “Eski Konya”nın unutulmaz kahvelerinden birisi de “Tahir’in Kahvesi”dir.
Şairseniz, edipseniz, bir şekilde mürekkep yalamışsanız, vilayet kalemlerinin birinden emekli olmuşsanız. “Ağır azem”, oturaklı, hökelekli biriyseniz; kısacası “eşraf”sanız yeriniz Tahir’in Kahvesi’dir. Tahir’in Kahvesi, şimdiki Saray Çarşısı’nın karşısında, Garanti Bankası’nın yerinde iki katlı yarı ahşap bir binadır. Birinci kat, yani giriş, tekmilen Tahir’in Kahvesi’dir. Kahveye adını veren Tahir, hatırlıdır, yarenliği, dostluğu iyidir. Eski Konya’da “meşhur” olan kim varsa, Tahir’in kahvesinde “kadim yer sahibidir; Şair edib İbrahim Aczi dahil, Aşık Göçülü Mehmet Yakıcı dahil, sese hayran, tele hayran herkes oradadır. 25 Ocak 1950 de yitirdiğimiz, “pir elinden bade içen” aşığımız Mehmet Yakıcı Tahir’in kahvesini şöyle güzeller, öve öve bitiremez”.
TAHİR AĞA KAHVESİ
Dinleyin sözümü Konya’nın halkı,
Başka kahveciler hep çaysız kaldı.
Millet de işini Mevla’ya saldı,
Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.
Alamadım ben gönlümün gamını,
Orda iyi alıyor çayın demini,
Hesap etmezler masrafın cemini,
Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.
Tatilde ondan iyi yer olamaz,
Bu kahveye benzer kahve bulamaz,
Başkaları çay yapmayı bilemez,
Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.
Bu kahvenin büyük şerefi vardır,
Başka kahveler hem kötü hem dardır,
Burada çay içmesi büyük kardır,
Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.
Bunun için yoktur gam ile keder,
Garsonları çok güzel hizmet eder,
Aklı olmayan başka kahveye gider,
Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.
Kimse bilmez bu Kahve’nin huyunu,
Kahve’nin de karnında yok oyunu,
Seyir edin havuzunun suyunu,
Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.
Başka yerde biz murada ermedik,
Burada çay yokluğu görmedik,
Ihlamurdan da bir sefa sürmedik,
Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.
Bu kahveye gelen artırmaz keder,
Başka yerde ihlamur içmeyi nider,
Âşık Mehmet de medh ü sena eder.

Şiirde başka kahvehanelerde çay servisi bulunmadığını, Tahir Ağa Kahvesi’nde ise kahve servisinin yanında çay servisi olduğunu görmekteyiz. Cumhuriyet Döneminde yavaş yavaş kahvehanelerde kahve yanında çay içilmeye başladığı anlaşılmıştır. Yine şiirde Tahir Ağa Kahvesi’nde müşterilerin çok olmasından dolayı olsa gerek garsonların çalıştığını görmekteyiz. Yine şiirde havuz suyunu seyredin olarak geçen mısrada kahvehanenin bir havuzu olduğundan bahsedilmiştir. Kahveye gelenlerin su sesiyle rahatlamaları için bir iç mimari gelenek olarak havuz bulunduğu anlaşılmaktadır.
Zamanın değişimi ile birlikte eski kahvehaneler de değişime uğramıştır. İlk açılan kahve İstanbul Tahtakale’de 1554 yılında Hakem ve Şems isimli iki tüccarın açtıkları kahvehaneden sonra Anadolu’ya yayılmış, Anadolu’dan Avrupa’ya yayılmıştır. İlk mahalle kahvehanelerinin ardından kahvehane sayıları ve çeşitleri artmıştır. Kahvehane ile başlayarak Cumhuriyet döneminden sonra kıraathaneler yaygınlaşmıştır. Yakın dönemde çayhane veya çay ocağı ismini alırken günümüzde kafe olarak ismi değişmiştir. Günümüzde kahvehane ismi popülerliğini yitirerek kafe ismiyle yeni mekanlar açılmıştır.
Yazımızın başında Kahveci Tahir Ağa’nın mesleki hikayesine sıradan bir mezar taşı fotoğrafı ile ulaştığımı söylemiştim. Tahir Ağa’nın kabri 95 yıldır manevi istirahat yerinde duruyor. Bir mezar taşı bazen bir insanın hayat hikâyesini, bazen de bir şehrin unutulmuş hafızasını gün yüzüne çıkarabilir. Mezar taşları vefat eden kişinin bilgileri yanı sıra toplumsal ve kültürel tarihimize ışık tutan belge niteliği taşımaktadır. Mezar taşlarının bir plan dahilinde ülke genelinde okunması, çözümlenmesi, koruma altına alınması ve dijital barkotla ayrıntılı bilgilerine ulaşılabilir olması gerekir. 95 yıl önce vefat eden merhum Tahir Ağa'nın kabir taşı olanca sadeliği ile bir asır önceki kahvehane işletmeciliğine ve kültürel yansımalarına ışık tutmaktadır. Tahir Ağanın kabir taşının yenilenmesi ve KONESOB başkanlığı ve Konya Kahveciler, Çay Ocakları, Büfeciler ve Kantinciler Esnaf Odası tarafından hatırası yad edilmelidir. Bu vesile ile meşhur kahveci Tahir Ağaya Allahtan rahmet dilerim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.