Kamil Erdoğan
DİJİTAL HASTALIKLAR – 3 BEĞENİ AÇLIĞI

Bir fotoğraf paylaşıyoruz, ardından telefon elimizden düşmüyor. Kaç kişi görmüş? Kaç kişi beğenmiş? Kim yorum yapmış? Kim paylaşmış? Birkaç dakika geçiyor, yeniden kontrol ediyoruz. Beklediğimiz rakamlar karşımıza çıkmadığında içimizde tarif etmesi güç bir huzursuzluk beliriyor. Sanki bir şey eksik kalmış, yaptığımız paylaşım karşılığını bulmamış gibi…
Oysa ne değişmiştir? Fotoğraf aynı fotoğraf, yazı aynı yazı, insan aynı insandır. Değişen yalnızca ekrandaki birkaç rakamdır.
Dijital dünyanın bize kazandırdığı alışkanlıklardan biri de kendimizi başkalarının tepkileri üzerinden değerlendirmek oldu. Artık bir paylaşımın ne anlattığından çok kaç kişiye ulaştığıyla, ne hissettirdiğinden çok kaç beğeni aldığıyla ilgileniyoruz. İçeriğin değeri, neredeyse etkileşim sayısına indirgenmiş durumda.
Bir paylaşım yapıyoruz, sonra beklemeye başlıyoruz. Telefonu masaya bırakıyoruz ama aklımız orada kalıyor. Birkaç dakika sonra yeniden elimize alıyoruz. Bildirim var mı? Beğeni gelmiş mi? Yorum yazan olmuş mu? Takipçi sayısı artmış mı? Hatta bazen paylaşımımızı gören ama beğenmeyenleri bile merak ediyoruz.
Bu noktada sosyal medya, hayatımızı paylaştığımız bir mecra olmaktan çıkıp hayatımızın merkezine yerleşiyor. Biz telefonu kontrol ettiğimizi zannederken aslında telefon bizi kontrol etmeye başlıyor.
Daha düşündürücü olan ise bu alışkanlığın zamanla insanın ruh hâlini belirlemesi. Çok beğeni aldığımızda mutlu, az beğeni aldığımızda mutsuz olabiliyoruz. Bir paylaşımımız ilgi gördüğünde kendimizi başarılı, görmediğinde değersiz hissedebiliyoruz. Başkalarının birkaç saniyelik dikkatini, kendi değerimizin ölçüsü hâline getiriyoruz.
Peki, bir insanın değeri kaç beğeni eder? Bir fotoğrafın altında biriken yüzlerce kalp, insanın gerçek hayattaki karşılığını belirleyebilir mi? Binlerce kişinin izlediği bir video, gerçekten binlerce kişinin bizi anladığı anlamına gelir mi?
Sosyal medyada görünür olmakla değerli olmak arasındaki farkı giderek unutuyoruz. Çok izlenmek, çok sevilmek değildir. Çok beğenilmek, anlaşılmak değildir. Üstelik bazen en anlamlı sözler, en güzel fotoğraflar, en kıymetli paylaşımlar beklenen ilgiyi görmeyebilir. Bu, onların değerinden hiçbir şey eksiltmez.
İşin bir de zaman boyutu var. İnsan, gün içerisinde defalarca telefonunu kontrol ederek aslında ömründen küçük parçalar koparıyor. Bir bildirim beklentisiyle geçen beş dakika, bir beğeni kontrolüyle kaybolan on dakika… Derken farkında olmadan saatlerimizi başkalarının ekranımıza bırakacağı küçük işaretleri bekleyerek tüketiyoruz.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın vakti geldi: Biz mi sosyal medyayı kullanıyoruz, yoksa sosyal medya mı bizi kullanıyor?
Paylaşmak güzeldir. İnsanlara ulaşmak, düşüncelerimizi anlatmak, güzel bir anıyı başkalarıyla paylaşmak elbette kıymetlidir. Ancak bütün bunları yaparken kendi huzurumuzu bir beğeni sayısına teslim etmemeliyiz.
Çünkü hayat, ekranın altında yazan izlenme sayısından ibaret değil. Bazen hiç paylaşmadığımız bir an, binlerce kişinin gördüğü bir fotoğraftan daha değerlidir. Bazen kimsenin beğenmediği bir iyilik, binlerce beğeni alan bir paylaşımın çok ötesindedir.
Unutmayalım; insanın değeri ekrandaki rakamlarla ölçülmez. Hayat, kaç kişinin bizi gördüğüyle değil, bizden geriye ne kaldığıyla anlam kazanır.
Dijital hastalıkların belki de en sessiz olanlarından biri, başkalarının beğenisini beklerken kendi değerimizi unutmak…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.