Evini Satıyor, Kendi Evinde Kiracı Oluyordun: Osmanlı’da Kredi Düzeni

Bugün krediye ihtiyaç duyduğumuzda bankaların kapısını çalıyor, belirli bir faiz oranı ve ödeme planı üzerinden borçlanıyoruz. Peki, bundan birkaç yüzyıl önce Konya’da insanlar paraya ihtiyaç duyduklarında ne yapıyordu? Kayıtlar, bu soruya oldukça ilginç cevaplar veriyor. Üstelik bu kayıtlar, geçmişteki insanların yalnızca borç alıp vermediğini, sermayeyi değerlendirmek, kazanç sağlamak ve ekonomik riskleri paylaşmak için farklı yöntemler geliştirdiğini de gösteriyor.

Faiz yasağı ve alternatif finansman yolları

İslam hukukunda faiz yasağı, Osmanlı ekonomik hayatının önemli ilkelerinden biriydi. Ancak ticaretin devam etmesi, esnafın işini büyütmesi ve vakıfların gelirlerini koruması için paraya ihtiyaç vardı. Bu durum, kredi ihtiyacını karşılamak üzere farklı sözleşmelerin kullanılmasını sağladı.

Konya sicilleri üzerinde yapılan inceleme, toplam 1.045 kredi ve borç işlemini ortaya koyuyor. Bu işlemlerin yaklaşık yüzde 62’si, bey‘ bi’l-istiğlâl adı verilen yöntemle gerçekleştirilmiş. Onu yüzde 20 ile faizsiz borç olarak tanımlanan karz-ı hasen, yüzde 15,5 ile muâmele-i şer‘iyye izlemiş. Bey‘ bi’l-vefâ ve mudârebe ise daha sınırlı sayıda kayıtta görülmüş.

Bu rakamlar, Konya’da finansman ihtiyacının tek bir yöntemle karşılanmadığını, farklı ihtiyaçlara göre çeşitli yolların kullanıldığını gösteriyor.

Evini satıp kiralayarak para bulmak

Dönemin en yaygın finansman yöntemlerinden biri olan istiğlâl, ilk bakışta sıradan bir gayrimenkul satışı gibi görünse de farklı bir işleyişe sahipti. Paraya ihtiyaç duyan kişi evini, dükkânını veya başka bir gayrimenkulünü sermaye sahibine satıyor, ardından aynı mülkü kiralayarak kullanmaya devam ediyordu. Borcunu geri ödediğinde ise mülkünü yeniden alabiliyordu.

Böylece borç alan kişi eline nakit para geçirirken evinden ya da dükkânından ayrılmak zorunda kalmıyordu. Parayı veren kişi de kira geliri elde ediyordu. Borcun ödenememesi durumunda ise kredi sağlayan kişi gayrimenkulü satarak alacağını tahsil edebiliyordu.

Bir başka yöntem olan muâmele-i şer‘iyye ise borç ilişkisine bir satış işlemi eklenmesine dayanıyordu. Bu yöntemde borç alan kişi, aldığı paranın yanı sıra borç veren kişiden piyasa değeri çok ucuz olan bir malı (kalem, kitap, çuka vb.) vadeli satın alıyor. Böylece borç verilen paranın yıllık örtülü faizi normal koşullarda piyasa değeri çok ucuz olan bir ürünün vadeli olarak pahalı satılmasından temin edilmektedir.

Bey‘ bi’l-vefâ, borç alan kişinin evini, tarlasını, dükkânını veya at gibi bir malını, borcunu geri ödediğinde geri almak şartıyla karşı tarafa satmasıdır. Borç veren kişi, parasını geri alana kadar bu malı kullanabilir. Örneğin, bir kişi borç almak için atını verirse borç veren, borç ödenene kadar attan yararlanabilir. Borç ödendiğinde ise mal sahibine geri verilir. Böylece borç veren, verdiği paranın karşılığında malı kullanarak kazanç veya fayda elde eder.

Her borç kazanç amacı taşımıyordu

Konya’da bütün borç ilişkileri kazanç elde etmeye yönelik değildi. Karz-ı hasen, bir kişinin başka birine ihtiyaçlarını karşılaması için faizsiz ve geri ödenmek üzere borç vermesini ifade ediyordu. Bu uygulama, toplumsal yardımlaşmanın ekonomik hayattaki karşılıklarından biriydi.

Mudârebe ise farklı bir ihtiyaca cevap veriyordu. Bir kişinin sermayesi, başka bir kişinin emeği ve ticari bilgisiyle bir araya getiriliyordu. Sermaye sahibi parayı sağlıyor, işi yürüten kişi ticari faaliyeti gerçekleştiriyor, elde edilen kâr ise önceden belirlenen koşullara göre paylaşılıyordu.

Kredi kaynağı yalnızca zengin tüccarlar değildi. Para vakıfları, yetimlere ait malları değerlendiren kişiler ve aile üyeleri de bu ekonomik ilişkilerin parçasıydı. Dolayısıyla kredi piyasası, farklı toplumsal kesimlerin kaynaklarını bir araya getiren geniş bir yapı oluşturuyordu.

Borçların dili: Kâr, vade ve ödeme

Mahkeme kayıtları, borç ilişkilerinin yalnızca ne kadar para alındığıyla sınırlı olmadığını da ortaya koyuyor. Ödeme süresi, kazanç oranı ve borcun hangi koşullarda geri verileceği ayrıntılı biçimde düzenlenebiliyordu.

Belgelerde günümüzdeki faiz kavramı yerine ribh, murâbaha, çuka bahası ve muâmele-i şer‘iyye gibi ifadeler kullanılıyordu. İncelenen işlemlerde kazanç oranlarının yaklaşık yüzde 14,13 olduğu hesaplanmış.

Mahkeme kayıtlarının anlattığı ekonomi

Konya kayıtlarının ortaya koyduğu tablo, Osmanlı toplumunda borç ve kredi ilişkilerinin gündelik hayatın önemli bir parçası olduğunu gösteriyor. İnsanlar ihtiyaçlarını karşılamak, ticaret yapmak, sermayelerini değerlendirmek ve gelir elde etmek için farklı yöntemlere başvuruyordu. Bazı işlemler yardımlaşmaya dayanırken bazıları kazanç amacı taşıyordu.

Kaynak

D.Yörük-E.Akbaş Osmanlı Toplumunda Borç ve Kredi Kullanımı: Konya Örneği (1500-1645) (Palet Yayınları, 2023).

DR. EMRAH AKBAŞ

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.