Hilalalem
Hız… Haz ve Yalnızlık…
Dijital yetimler ve sanal öksüzler…
Gün geçtikçe daha geniş kitlelere yayılan sosyal medya kullanımı, doğru yönetilmediği takdirde ruhsal hastalıklardan, ailelerin parçalanmasına kadar birçok probleme yol açıyor. Kendini yalnız hisseden kişilerin sosyal destek için bu mecralara yönelmesi, gerçek yaşamdaki ilişkilerinin daha da kötüye gitmesine neden oluyor. Sosyal medyanın kişinin tüm ilgi ve dikkatini kendi üzerinde toplayarak aile içindeki iletişimi ve eşlerin birbiriyle paylaşımını azaltan bir unsur olduğunu ifade eden uzmanlar, sosyal ağların aynı zamanda; istismara uğrama ve evlilik dışı ilişkilerin yaşanması gibi durumlara da sıkça yol açtığının altını çiziyor.
Haliyle bu tarz insanların çocukları da anne ve babaya sahipken maalesef ki evde ki boşluğu ve herkesin kendi keyfinin peşine düşmesini kendince fırsata çevirdiğini sanıyor.
Sorumluk yok, oyun ve yanlış ortamlar da yanlış ilişkilerle sadece anlık haz noktasıyla hayatını şekillendiriyor.
insan, var olduğunu anlamak için bir başkasının şahitliğine muhtaçtır. Ve yine insan kendi aksini bir başkasının yüzünde göremediğinde, anlam bağları koptuğunda, boşluğa düşer.
Boşlukta ki çocuklar da kendisini dinleyen önemsediğini sanan bir yanlışın içinde kaybolur…
Akran zorbalığı için suçlu arıyoruz da...
manipülasyonun zeka olarak yüceltildiği, zorbalığın liderlik olarak alkışlandığı, yalanın diplomasi olarak kutsandığı, duygusuzluğun profesyonellik olarak görüldüğü, açgözlülüğün hırs olarak alkışlandığı, kibirlenmenin özgüven olarak tanımlandığı, ben merkezciliğin kendini sevmek olarak sunulduğu dünya değil mi burası?
bu çocuklar bu dunyanın ıçıne bızzat bızım avuçlarımıza
doğmadı mi?
ben mi yanlış hatırlıyorum?
ya da șu soruları soralım:
zalimliği "güçlü karakter" olarak sunan, şiddeti "erkeklik" diye yücelten yapımları çocuklarımıza izleten kim? intikamı adalet, öfkeyi güç, bencilliği hak olarak gösteren hikayeleri çocuklarımızın önüne koyan kim?
Çetecilik hikayelerini "dostluk", kabadayılığı "delikanlılık", illegal işleri "kurnazlık" diye yücelten yapımları normalleştiren kim? şehvet düşkünlüğünü "tutku", sadakatsizliği "özgürlük" duygusal istismarı "aşk" olarak gösteren hikayeleri övgüyle izleyen kim?
bu çocuklar bir sabah kalkıp mı böyle oldular?
bunlar sorulmadan akran zorbalığını yalnızca okulun, yalnızca öğretmenin, yalnızca idarenin üstüne yıkma kendi payımıza düşen sorumluluğu başkalarının defterine yazmak. Kolay olanı seçmektir.
Aile içi saygısızlık, yalan ihanet ve yalnızlık varsa çocuğu şekillendirmek de o denli zor olacaktır.
En iyi pc almak en iyi okullarda okutmak en iyi kıyafetleri giydirip en fast food ürünlerini çocuklarımıza sunmakla en iyi aile olunmaz.
Bugün ev içinde anne ve baba çocuğun gözlerinden çok ekrana bakıyorsa, elinde kitap veya evladının avuçları yerine telefon kumanda tutuyorsa çocukalarımız anne baba arasında ki gerginliklere şahit oluyorsa oturup düşünecek çok şey var demektir. İnsan kulağı ile beslenir, gözleri ile şahitlik eder ve yüreği ile davranır. ancak o yüreği izlenen ve dinlenen her şey şekillendirir. Biz olmadan çocuklarımız olmayacaktır… Aynanın tozunu sil ve kendine dikkatlice bak lütfen …
Ne yaptım ki ne bekliyorum…
Manavın sebzeyi eksik tartmadığı, müteahhitin demirden çalmadığı, hekimin hastasını para kasası olarak görmediğin o ahlaki zemine muhtacız artık.
Oturup itiraf edelim kendimize. liyakatsizliğin ahlaksızlığın bir sonucu olduğunu konuşalım. ya da mesela kendi oğlumuz, kendi kızımız, kendi akrabamız liyakati olmadan bir işe yerleşince "bizim iş görülsün de" mantığını bırakmadığımız sürece aynı acıları aynı çürümeyi yaşamaya devam edeceğimizi oturup konuşalım.
"değişmemiz gerekiyor" dediğimiz hayal başkasına parmak sallayarak değil, o parmağı kendimize çevirerek başlayacak. dürüst olana "saf", kurallara uyana "beceriksiz", hakkıyla bir yere gelmeye çalışana "enayi" gözüyle baktığımız o çarpık teraziyi kırmadan düzelemeyiz.
liyakati "bizden olan kazansın" kabileciliğine kurban etmeyelim evlatlarımızı. kurnazlık zekâ, sadakat yetenek, yılışıklık diplomasi falan sanılır. haksızlığın normalleştiği yerde ölçüler de bozulur haliyle. iltimas hak, adam kayırma dostluk zannedilir. ki öyle de olduğunu görüyoruz.
etraf plastik samimiyetlerle dolu...Biz samimiyeti önce aile içine yerleştirelim ki… sonra toplum güzel çocuklarımızla yeniden inşa edilsin
Vesselam..!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.