Allah'tan geldi

İnsanoğlu.

Etkilendi.

Altüst oldu.

Beklemediği bir şeydi yaşadığı.

İhtimal bile vermezdi.

Ne güzel yaşayıp gidiyordu işte.

Bu da neyin nesiydi böyle?

Üzüldü. Tüm ülke üzüldü.

Bu bir afetti.

Doğal afet dediklerinden.

Beklenmedik bir anda, umulmadık şekilde yakalayıverdi insanları.

Salladı.

Sarstı üstündeki ağırlıklardan kurtulmak istercesine.

Sarsıldılar.

İnsanlar aklını kaybedecek gibi oldular, korku içinde kıvrandılar. Sağa sola kaçıştılar…

Evleri yıkıldı. Yıkıldı kelimesi yetersiz gelirdi, enkaz halini aldı. Geçmişte yaşanmış da şimdilerde kimsenin kalmadığı terkedilmiş virane bir yer gibi oldu şehirler, kasabalar ve köyler.

Yıkılmayan binalar da hasar gördü.

Hasar gören sadece binalar değildi, zihinlerde de hasarlar oluştu.

Acı vardı her yerde; acıtan bir acı. Yakıp kavuran bir acı. Birçok insan ya ölümü tattı ya da ölümü tadanların acısına şahit oldu.

Üzüntü diz boyu. Üzüldü çaresizce.

Çaresizlik içinde acıyla kıvrandı.

Gönlünü teselli edecek bir liman aradı.

Yönelişi acısını belki azaltırdı.

***

“Allah'tan gelene razıyız.” diye bağırdı.

“Ama insanların yaptıklarını kabullenemiyorum.” diye ünledi arkasından.

“Varımı yoğumu verip tabut almışım. Tabuttan bir kayığa binmek için kandırılmışım. Ölümüm için paralar harcamışım. Hakkımı helal etmiyorum. Haram olsun, zehir zıkkım…”

***

TOKİ evleri neden yıkılmadı? Aynı yerde bak işte şurada, yanı başımızda. Çünkü onlar çalmadı, malzemeden kâr etmeyi düşünmedi. Allah'tan gelene dünden razıyız, insanın yaptıklarına bakın bir de…

Malım gitti. Gitsin. Çocuklarım gitti, ailem dünyadan göç eyledi ukbaya. Bunun hakkını, hesabını kim verecek şimdi?

Yanıyor içim. Tam şuracığım alev alev. Kalbim acı ile ateşlendi.

Para kazanacağım diye kaçak köçek işler yapanlara sözüm. Çalıp çırparak malına mal katanlara serzenişim. İflah olmazsınız, olamazsınız. Siz bununla denendiniz ve kaybettiniz. Ne bu dünyada ne ahirette yatıp duracağınız yeriniz yok:

“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden evvel o kimseyle helalleşsin!” (Buhârî, Mezâlim, 10; Rikâk, 48)

Bana zulmettin. Haksızlık yaptın, paramı alıp çürük mal sattın. Hadi gel helalleş benimle. Ölen çocuklarımla helalleş bakalım. Gel de ki, ben…

Enkazdan çıkmanın ne olduğunu bilir misin? Onun insanda bıraktığı izleri anlayabilir misin?

Karanlıklar içinde çaresizce beklemek ne anlam ifade eder senin için?

Ölümle burun buruna, ölülerle koyun koyuna günler geçirmenin yaptığı hasarı tamir edebilir misin?

Allah'tan korkmadın, kuldan hiç utanmadın, parana para, ününe ün kattın, tanınmış müteahhit oldun. Bizden çaldığın parayla yaptırdığın reklamlarınla bunu yaptın.

Yazık sana!

Veyl sana!

Dünyanı mahvettin de ahiretini hiç düşünmedin. Biraz düşünseydin, yaptığın bütün işlerin hesabını vereceğini düşünseydin keşke. Belki insafa gelecektin, bunca insanın üzerine ölüm olup yağmayacaktın. Bu benim dünya imtihanım, imtihandan geçmeliyim diyebilecektin…

Kıyametti yaşananlar.

Ben kıyameti yaşadım.

Kıyamet gününü hatırladım. Hiç gelmeyeceğini düşündüğüm ya da çok uzaklarda gördüğüm kıyameti sen yaşattın bana. Yaptığın çürük binalarla insanlara kıyamet yaşattın.

Düzenim bozuldu. Hayattaki beklentilerim yok oldu. Dağıldım. Sadece ben değil zihin dünyam patladı. Bir ışık kapladı zihnimi, mavi bir ışık. Düşünme kabiliyetimi yok etti ya da dengesizleştirdi.

Ne yapacağımı bilmiyorum, bilemiyorum, düşünemiyorum.

Ben neden bu hale geldim?

Sorular zihnimi, dengesini kaybeden zihnimi kurşuna tutuyor. Direnemiyorum. Direnmek istiyorum. İmanım direnmelisin diyor. İnancım sabrı tavsiye ediyor. Kader diyorum, kendimi kontrol ediyorum ama senin yaptıklarını kabullenmede zorlanıyorum.

Bir anda oldu. Sanki dünyanın sonu gelmiş gibiydi. Sarstı ve yıkıp geçti. Yıkılan sadece evler değil insanların zihinleri, gönülleri ve hayatlarıydı…

Şaşırdık, herkes şaşırdı. Sonra bir şok hali yaşadı kalbi çarpanlar. Nefes alıp verebilenler…

Bir sesti duyduklarım. Güçlü bir ses belki de bir uğultu ama insanın kanını donduran bir uğultu. Kulakları sağır edercesine, o ana kadar hiç duyulmamış baskın bir gürültü.

Derken yer altından bir darbe vuruldu. Sarsıcı bir darbe. Sallayan, sarsan, yıkmak için bütün gücünü kullanan müthiş güçlü bir darbe. Duyulan seslere darbe yardım ediyordu galiba, darbeler seslere eşlik etti.

Sonrasında pencereden içeriye sızan bir ışık. Siyah geceyi maviye boyayan bir ışık. Korkutucu bir ışık. Ürküntü veren bir renk ile göründü ve geçti. Parladı ve kayboldu…

Üçü birden akıllarımızı aldı. Ne yapacağımızı bilemeden çaresizce beklemek ve beklentilerimize cevap bulmaktı yaptığımız. Temel sağlam olmayınca zahir olacaklar oldu.

Ölüm bu olmalı dedim. Artık gidiyorum işte. Tövbe ya Rabbim. Allahuekber, la ilahe illallah Muhammedün resülullah.

Son sözlerim olsun istedim. Herkes öyleydi, sanki tekbir sesleri ile bağırışlar ve yıkılış gürültüsüydü son enstantane.

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin.” (Taha 20/105-108.)

“Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaat olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.” (Enbiya 21/104.)

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (Hac 22/1-2.)

İşte o an, kıyamet anı.

Ölümü düşündüm yeniden. Bütün sesler kesildiğinde kendimi yalnızlık içinde buldum. Sessizce ölüp ölmediğimi kontrol ettim. O noktaya gelmiştim artık.

Deprem esnasında hiçbir şeye güç yetiremedim, bütün iradem elimden alınmıştı. Şimdi onları yeniden kullanıp kullanamayacağımı denedim. Hareket ettim, ölmemiştim.

Allah'ım sen ne yücesin, bana yeniden yaşamayı nasip ettin. Ama ben yaşayabilecek miydim bunu düşünmek bile istemedim. Panik halimin sona ermesini bekledim.

Yan tarafımdan birisi Kelime-i Şehadet getirdi bir başkası salavat-ı şerife okudu. Son duyduğum ses eşimin sesi gibi geldi. Bağırdım, ismini söyledim ama bir cevap vermedi.

Uyuyamıyorum. Gözümü kapatamıyorum. Kapalı bir alana girmekten korkuyorum. Endişeliyim.

Söyle bana müteahhit bey şimdi bütün bunlarda kendini sorumlu hissediyor musun?

Senin yaptığın bina bana kıyameti yaşattı. Hâlâ etkisindeyim. Kendimi toplayamıyorum. Eski halimi istiyorum, geri getirebilir misin?

Zorlandım. Yandım tutuştum. Her şeye rağmen hayatta kalmanın verdiği güzel ve ılık bir esinti var içimde. Üzüntü ile sevinç karışımı ama hüznün daha ağır bastığı bir hal.

Şükürler olsun. Nefes alıp veriyorum.

Şu an kendimi yeniden dinliyorum. Kafa karışıklığımı gidermek için yapmam gerekenleri düşünüyorum.

Rabbim bana bir fırsat daha verdi diyorum. Bu imkânı fırsata çevirmem gerekiyor. Evet canlarımı çalan, evimi elimden alan yapı sorumlularına kızıyorum. Onlara karşı öfkemi yenemiyorum ama gerçeklerle yüzleşmem gerekiyor.

Zor ama Allah insana kaldıramayacağı yükü yüklemez bunu da biliyorum. Yarından tezi yok yeniden hayata tutunmam gerekiyor. Yaşadıklarımdan sorumluyum. Bundan sonra hesabını veremeyeceğim bir hayatım olmasın dilerim. Bunu kıyamet anını yaşayarak fark ettim. Yaptığım ve yapmadıklarım ile bunu biliyorum. Yapmadıklarım için tövbe edip yaptıklarım iyi şeyleri çoğaltmalıyım. Çocuklarım ve eşim için iyiliklerimi çoğaltmalıyım. Allah'tan geldik Allah'a döneceğiz bunu da biliyor ve inanıyorum. Öyleyse Allah'a yakın olmalıyım. Hatalardan arınmış bir hayat peşinde koşmalıyım.

Dilim duaya durmalı, gönlüm ona eşlik etmeli. Yaşantım, fiili duam haline dönüşmeli. Her namazın son rekatında okuduğum duayı çoğaltmalıyım. Gidenlerin arkasından dualarımla yanlarında olmalıyım…

Ölümden döndüm. Ölümün varlığını iyice anladım ve belki de burun farkıyla hayatta kaldım. Yarın ölecekmiş gibi bir hayatın kapısından içeri gireceğim. Günlük işlerimde iyilik üzerine kurulmuş bir senaryonun kahramanı olacağım.

Olumsuz duygularımdan bu şekilde kurtulacağıma inanıyorum. Ben bunu yaparsam, başarırsam benim gibi olan yüzbinlerce insana da olumlu bir örnek teşkil etmiş olurum.

Kıyameti görmeden küçük bir kıyamet görüntüsü yaşadığıma göre Allah'a sığınmaktan başka bir çıkar yol da yok. Allah'ım sen en yücesin. Sen her şeye kadirsin; güç yetirensin. Ben eksik kulunu güçlü kıl. Sana kul olmayı gerçek anlamda nasip et! Sen ne dilersen o olur. Beni bana bırakma, yolunda yolcu eyle!

Ben enkazdan çıktım. Enkazla birlikte önceki yaşantım tamamen üstüme çöktü. Geçmişimi kaybettim. İmanım var, Allah birdir ve her şey O’na muhtaçtır.

Tedbirlerini almayan, gerekli şartlara uygun inşaat yapmayan müteahhit ya da yapı sorumlularını da sana havale ediyorum. Bütün gerekleri yerine getirmiş olsalardı keşke…

Istırap içinde kavrulsam da ciğerim yanıp tutuşsa da sıkıntılar ümüğümü sıksa da benim Rabbim var. Ben ona sığınıyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.