Abdulbaki Çiftçi

Abdulbaki Çiftçi

Acımıyoruz

Topluma baktığımızda her bireyin şahsına indirgeyebileceğimiz ilkler görebilmekteyiz. Mesela bir hukuk kuralı olmakla birlikte suçun şahsiliği konusunda birey düzeyinde herkes ittifak edebiliyor. Ya da dinî bir emir olmakla birlikte duyduğumuz haberin araştırılması konusunda birey düzeyinde herkes ittifak edebiliyor. Yahut toplumsal görgü kuralı olarak trafikte gereksiz yere kornanın çalınmaması gerektiği konusunda birey düzeyinde ittifak edebiliyor. Buraya kadar herkes sütten çıkmış ak kaşık, kimsenin ayranı ekşi değildir. Hatta böyle düşünen adamlarla yol yürünür medeniyet inşa edilebilir deyip belki avunabiliriz de...

Ancak yukarıdaki ulvi hassasiyetleri bireyin sosyal, siyasi, ideolojik ve benzeri tutum sergileyen aidiyetlerinden sonra bu davranışların bütününü unutabildiğini görebilmekteyiz. Aynı bireyi, ait olduğu gruptan yıpranmış bir ahlak anlayışıyla karşımıza çıkabiliyor. Oysa tam tersi olması gerekirken dairede kalmak için birey olarak sahip olunan birçok ahlaki ilkeden vazgeçilebiliyor. Grup aidiyeti bireyin ahlak anlayışından taviz vermesine sebep olabiliyor. Bu durum günümüzdeki toplumsal reflekslerde sıklıkla görebilmekteyiz.

Bütün bunlar elbette birer istisna. Ve herkesin birey olarak hayat sürmesi gerektiğini savunamayız. Zira insan toplumsal bir varlıktır. Fakat şimdi olaylara biraz daha yakından bakalım; mesela günümüz toplumunda dindarın yanlış söylemini dine yorumlayan grubun fertleri suçun şahsiliğinden haberdarlar. Ancak yine de yıpranmış bir ahlaki tavır sergileyerek dine saldırabiliyor. Yahut siyasi topluluktaki ferdin suçu bütün bir siyasete yansıtılması ve diyetin herkes tarafından ödenmesi gerektiğine de inanan fazlasıyla çıkıyor. Çok garip değil mi?

Garip şudur ki, bu durumlar herkesin başına gelebilmektedir. Ve geliyor da… ne yazık ki fert düzeyinde sahip olunan ilkeli duruşu topluluk nezdinde çok nadir görebilmekteyiz. Ve bu durum toplumun gerilmesine ve toplum vicdanı dediğimiz hassasiyetin yok olmasına sebep olmaktadır.

O yüzden ve bu yüzden birey olarak ilkeli bir duruştan taviz vermememiz gerekmektedir. Toplumun yanlışlığında sönmeyen bir mum, doğru yolu gözleyen bir nefer ve olması gerekeni değil doğru olanı dilinden düşürmeyen bir insan olmak görevimizdir. Kendimizi koruduğumuz hassasiyeti toplum nezdine kazandırmak amacıyla çaba harcamaktan geri durmamalıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.