Uzman Aile Danışmanı Büşra Akyüz

Uzman Aile Danışmanı Büşra Akyüz

Bağımlılık: Sessizce Kapımızdan Giren Tehlike

Son yıllarda madde bağımlılığının bu denli artmış olması, sadece istatistiklerin konusu değil; her evin, her annenin, her babanın yüreğine dokunan bir mesele hâline geldi. Bu yazıyı kaleme alırken niyetim kimseyi korkutmak, tedirgin etmek ya da suçlamak değil. Aksine, kalpten kalbe bir yol bulabilmek… Çünkü bu mesele bağırarak değil, fark ederek çözülür.
Biz anne babalar çoğu zaman iyi niyetle konuşuruz.
“Beş dakika sonra dinlerim.”
“Beş dakikaya geliyorum annecim, babacım.”
Ama o beş dakika… Bazen bir çocuğun hayatında çok uzun bir zamana dönüşebilir. Bizim ertelediğimiz o anlarda, çocuğumuz ihtiyacını başka bir yerde, başka bir şekilde gidermiş olabilir. Bizden önce ona sahip çıkan biri çıkmış olabilir. Ve ne yazık ki o sahip çıkış her zaman masum olmayabilir.
Bugün öyle bir çağdayız ki; çocuklarımızı koyun gibi gütmemiz gereken bir zamandan geçiyoruz. Evet, bu cümle kulağa sert gelebilir ama gerçek bu. Ne çok sıkarak, ne de tamamen bırakarak… Denge, bu çağın en zor ama en elzem ebeveynlik becerisi. Çocuğu boğmadan takip etmek, serbest bırakmadan gözetmek zorundayız.
Hiçbir anne baba evladını bile isteye kaynar kazana atmaz. Buna inanıyorum.
Lakin…
Bizim evde veremediğimiz her ilgi kırıntısının, dışarıda bekleyen cadı kazanları var. Telefonlarda, sokakta, yanlış arkadaşlıkların içinde… Bazen fark etmeden, bazen “bir şey olmaz” diyerek çocuklarımızı o kazanların kenarına biz yaklaştırıyoruz. Duymadık… Görmedik… “Akranlarıdır” dedik…Ve büyüyen sessiz tehlikeyi hiç fark etmedik...
Hem de hiç isteyerek değil, hiç bilerek değil.
Oysa yola çıkarken niyetimiz başkaydı:
“Biz görmedik, onlar görsün.”
“Biz yaşamadık, onlar yaşasın.”
Ama bazı şeyler var ki; yaşamak değil, korunmak gerekir. Madde kullanımı bugün binlerce gencimizin hayatını sessizce söndürmeye devam ediyor. Bir gencin bağımlı olması, sadece onun hikâyesi değildir; o evin, o ailenin, o toplumun hikâyesidir.
Ebeveynler olarak bugün kurt gibi açık gözlü olmamız gereken bir dönemdeyiz. Çocuğumuzun gözündeki değişimi, odasındaki sessizliği, cümlelerindeki kopukluğu fark edecek kadar uyanık… “Büyüyor artık” deyip geçmeyecek kadar ilgili… Sevgiyle sınır koyacak kadar kararlı olmalıyız.
Çocuklarımız bizden mükemmel olmamızı beklemiyor.
Ama orada olmamızı bekliyor.
Dinlememizi, ciddiye almamızı, hissetmemizi bekliyor.
Unutmayalım; bağımlılık bir anda başlamaz. Boşlukta filizlenir. İlginin, bağın, güvenin eksildiği yerden sızar. Biz o boşlukları doldurabilirsek, dışarıdaki hiçbir “sahte sahiplenme” çocuğumuzdan daha güçlü olamaz.
Peki şimdi kendimize dürüstçe sormamızın zamanı gelmedi mi?
Bugün çocuğumun kalbine gerçekten ne kadar yakınım?
Onu sustuğunda mı fark ediyorum, yoksa sustuğu için mi kaybediyorum?
Beş dakıka sonra dediğim her an,onun hayatında kime alan açıyor?
Ve en önemlisi...
Evladım bir boşluğa düşerse, ilk tutunacağı el ben olurmuyum?

Bu yazıyı okuyan her anneye, her babaya kalpten bir çağrım var:
Bugün çocuğunuzun gözlerine biraz daha uzun bakın.
Biraz daha erken dinleyin.
Biraz daha az erteleyin.
Çünkü yarın çok geç olabilir…
Ve hiçbirimiz “keşke”lerle evlat büyütmek istemeyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.