TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel: Mahmud Abbas, Filistin Davasını Savunurken Kimin Yanında Durduğunu İyi Düşünmelidir!

TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel: Mahmud Abbas, Filistin Davasını Savunurken Kimin Yanında Durduğunu İyi Düşünmelidir!

TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel: Mahmud Abbas, Filistin Davasını Savunurken Kimin Yanında Durduğunu İyi Düşünmelidir!

Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği (TİGAD) Genel Başkanı Okan Geçgel, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Christodulides ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında verdiği samimi görüntülere, kendisini Güney Kıbrıs’ta evinde gibi hissettiğini ifade etmesine ve Rum Yönetimi’nden İsrail ile ilişkiler konusunda arabuluculuk talep etmesine sert tepki gösterdi.

Geçgel, Türkiye’nin Filistin halkının hakları ve bağımsızlık mücadelesi için uluslararası platformlarda kararlı bir duruş sergilediği bir dönemde, Türkiye karşıtı politikalarıyla bilinen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne yönelik bu yaklaşımın kabul edilemez olduğunu belirterek, Mahmud Abbas’ın siyasi tercihlerinin ciddi biçimde sorgulanması gerektiğini vurguladı.

“Türkiye Filistin’in Hakkını Savunurken Mahmud Abbas Kimin Kapısını Çalıyor?”

Türkiye, yıllardır Filistin halkının özgürlüğü, bağımsızlığı ve kendi topraklarında onurlu bir yaşam sürmesi için büyük bir mücadele veriyor. Filistin’de yaşanan insanlık dramını dünyanın gündemine taşıyor, İsrail’in işgal politikalarına karşı sesini yükseltiyor ve Filistin halkının haklı davasını uluslararası platformlarda savunuyor.

Cumhurbaşkanından hükümet yetkililerine, sivil toplum kuruluşlarından Türk milletine kadar Türkiye’nin farklı kesimleri Filistin halkının yanında dururken, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın kalkıp Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde kendisini evinde hissettiğini söylemesi, siyasi açıdan son derece düşündürücü ve izaha muhtaç bir tutumdur.

Soruyorum: Türkiye’nin Filistin davası için verdiği mücadele ortadayken, Mahmud Abbas kendisini neden Türkiye’nin hassasiyetleriyle taban tabana zıt politikalar izleyen bir yönetimin yanında bu kadar rahat hissetmektedir?

Türkiye’nin Kıbrıs meselesindeki haklı tezlerine karşı çıkan, Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarlarını görmezden gelen ve Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde de önemli anlaşmazlık başlıklarından biri olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne bu derece yakınlık göstermek, Filistin davasını temsil eden bir liderin siyasi sorumluluğuyla ne kadar bağdaşmaktadır?

“İsrail’le Yakın İlişkileri Olan Bir Yönetimden Medet Ummak Ne Anlama Geliyor?”

Mahmud Abbas’ın tutumundaki asıl çelişki, yalnızca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni ziyaret etmesi değildir. Asıl mesele, İsrail’le yakın ilişkileri bulunan bir yönetimin liderinden İsrail ile ilişkiler konusunda arabuluculuk beklemesi ve ardından o ülkede kendisini evinde gibi hissettiğini açıklamasıdır.

Filistin halkı yıllardır işgalin, şiddetin, yıkımın ve ağır insani kayıpların bedelini öderken, Filistin Devlet Başkanı’nın İsrail’le yakın ilişkiler yürüten bir yönetimi aracı kılmaya çalışması hangi siyasi aklın ürünüdür?

Mahmud Abbas, Filistin halkının yaşadığı acıları ve bağımsızlık mücadelesini temsil ettiğinin farkında mıdır? Yoksa diplomatik ilişkiler kurma adına, kendisini destekleyen halkların hassasiyetlerini göz ardı etmeyi mi tercih etmektedir?

Elbette devletler arasında diplomatik ilişkiler kurulabilir. Elbette farklı ülkelerin liderleriyle görüşmeler yapılabilir. Ancak diplomasi adına her tercihi makul göstermek mümkün değildir. Özellikle Filistin gibi yıllardır işgal altında bulunan, bağımsızlık mücadelesi veren ve ağır bedeller ödeyen bir halkın geleceği söz konusuysa, siyasi tercihler çok daha dikkatli değerlendirilmelidir.

İsrail’le yakın ilişkileri bulunan bir yönetimin liderinden arabuluculuk beklemek, ardından o ülkede kendini güvende ve evinde hissettiğini söylemek, Filistin halkının vicdanında ve Türkiye kamuoyunda haklı sorular doğurmaktadır.

Mahmud Abbas’a açıkça hatırlatmak isterim: Filistin davası, diplomatik nezaket görüntülerine sığdırılamayacak kadar büyük; siyasi hesaplara kurban edilemeyecek kadar kutsal bir mücadeledir.

“Türkiye’nin Desteğini Görmezden Gelmek Büyük Bir Siyasi Tutarsızlıktır!”

Türkiye, Filistin meselesinde yalnızca söz söyleyen bir ülke olmadı. Filistin halkının haklarını uluslararası platformlarda gündeme taşıdı, insani yardımların ulaştırılması için çaba gösterdi ve Filistin’in bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesi gerektiğini savundu.

Türk milleti de Filistin halkının acısını kendi acısı olarak gördü. Filistin’de yaşananlar karşısında vicdanını ortaya koydu, mazlumların yanında durdu ve Filistin davasını siyasi sınırların ötesinde insani bir mesele olarak değerlendirdi.

Böyle bir Türkiye’nin varlığı ortadayken, Mahmud Abbas’ın Türkiye’nin hassasiyetlerini görmezden gelen bir görüntü vermesi kabul edilebilir değildir.

Hiç kimse Türkiye’nin Filistin halkına verdiği desteği bir mecburiyet olarak değerlendirmemelidir. Türkiye’nin desteğinin arkasında tarihsel bağlar, insani sorumluluklar ve bağımsızlık mücadelesine duyulan saygı vardır. Bu desteğin kıymetini bilmek, Filistin adına siyaset yapan herkesin sorumluluğudur.

Ancak açıkça ifade ediyorum: Türkiye’nin Filistin halkının yanında olması, Mahmud Abbas’ın her siyasi tercihini onaylayacağı anlamına gelmez. Filistin halkına dost olmak başka, Filistin adına alınan her siyasi kararı doğru kabul etmek başkadır.

Bizim itirazımız Filistin halkına değil, Filistin davasının ruhuyla çeliştiğini düşündüğümüz siyasi tercihleredir. Filistin halkının bağımsızlığını savunmak, o halkı temsil ettiğini söyleyen yöneticilerin yanlışlarını görmezden gelmeyi gerektirmez.

Mahmud Abbas, Türkiye’nin Filistin için ortaya koyduğu iradeyi ve Türk milletinin bu meseleye yaklaşımını dikkate almak zorundadır. Türkiye’nin hassasiyetlerini yok sayarak, Türkiye karşıtı politikalarıyla öne çıkan bir yönetimin yanında yakınlık mesajları vermenin siyasi sonuçları olacağını da bilmelidir.

“Filistin Halkının İhtiyacı Tutarsız Diplomasi Değil, İlkeli Bir Yönetimdir!”

Filistin meselesinin çözümsüz kalmasında İsrail’in işgal politikalarının ve uluslararası toplumun yetersiz tutumunun yanı sıra Filistin siyasetindeki bölünmüşlüğün de etkisi bulunmaktadır.

El Fetih ile Hamas arasındaki ayrışma, Filistin halkının ortak bir siyasi irade etrafında buluşmasını zorlaştırmaktadır. Oysa Filistin halkının bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey, kişisel veya örgütsel hesapların ötesine geçen, bağımsızlığı ve ulusal birliği önceleyen tutarlı bir siyasi anlayıştır.

Filistin halkı özgürlük beklerken, kendi adına karar veren yöneticilerin önceliği diplomatik görüntüler değil, halkın geleceği olmalıdır. Filistinlilerin bağımsızlık mücadelesi, siyasi ilişkiler uğruna temel ilkelerin göz ardı edildiği bir anlayışla başarıya ulaşamaz.

Mahmud Abbas’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle kurduğu yakınlık da bu açıdan değerlendirilmelidir. Filistin davasını temsil eden bir lider, yalnızca kimlerle görüştüğünü değil, bu görüşmelerin hangi siyasi mesajı verdiğini de düşünmek zorundadır.

Bir liderin görevi, yalnızca kendisine diplomatik kapılar açmak değildir. Asıl görevi, temsil ettiği halkın haklarını korumak, mücadelesinin itibarını gözetmek ve siyasi tercihlerinde tutarlı davranmaktır.

Mahmud Abbas’ın son tutumunun bu sorumlulukla ne ölçüde örtüştüğü ise ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

“Filistin Halkının Yanındayız, Ancak Mahmud Abbas’ın Bu Tutumunu Kabul Etmiyoruz!”

TİGAD olarak bizim duruşumuz nettir. Filistin halkının özgürlük, bağımsızlık ve kendi topraklarında güven içinde yaşama hakkını savunuyoruz. Ancak Filistin adına siyaset yapan yöneticilerin tercihlerini de eleştiri dışında tutmuyoruz.

Mahmud Abbas’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideriyle verdiği samimi görüntüleri, kendisini orada evinde hissettiğini söylemesini ve İsrail ile ilişkiler konusunda Rum Yönetimi’nden arabuluculuk beklemesini doğru bulmuyoruz.

Böylesine hassas bir dönemde, Türkiye’nin Filistin halkı için verdiği mücadele ortadayken, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki tezlerine karşı çıkan bir yönetimle kurulan bu yakınlığın hangi amaca hizmet ettiğini Mahmud Abbas kamuoyuna açıklamalıdır.

Mahmud Abbas’a soruyoruz: Türkiye, Filistin halkının haklarını savunmak için uluslararası alanda mücadele ederken, siz neden İsrail’le yakın ilişkileri bulunan ve Türkiye’nin haklı hassasiyetleriyle karşı karşıya gelen bir yönetimden arabuluculuk bekliyorsunuz?

Kendinizi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde evinizde hissettiğinizi söylüyorsunuz. Peki, Filistin halkının yıllardır süren işgal ve bağımsızlık mücadelesini temsil eden bir lider olarak, bu yakınlığın Filistin’e ne kazandıracağını düşünüyorsunuz?

Unutulmamalıdır ki Filistin halkının yanında olmak, Mahmud Abbas’ın yanında olmak demek değildir. Filistin davasını savunmak, Filistin adına alınan her kararı sorgusuz sualsiz kabul etmek anlamına da gelmez.

Bizim ölçümüz şahıslar değil, ilkelerdir. Bizim önceliğimiz diplomatik görüntüler değil, Filistin halkının özgürlüğü ve bağımsızlığıdır.

Mahmud Abbas’ın siyasi tercihleri, Filistin halkının haklı mücadelesine zarar verecek bir tutarsızlığa dönüşmemelidir. Türkiye’nin desteğini ve Türk milletinin hassasiyetlerini görmezden gelen bu yaklaşım yeniden değerlendirilmelidir.

Türkiye, Filistin halkının yanında durmaya devam edecektir. Ancak bu destek, Filistin adına siyaset yapan yöneticilerin her tutumunu sessizce kabul edeceğimiz anlamına gelmez.

Mahmud Abbas, kiminle yakınlık kurduğunu, kimden destek istediğini ve hangi siyasi mesajı verdiğini iyi düşünmelidir. Çünkü mesele yalnızca diplomasi değil, Filistin halkının bağımsızlık mücadelesinin hangi ilkeler üzerine inşa edileceğidir.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.