İran'da ABD ile müzakere süreci siyasi akımlar arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirdi

İran'da ABD ile müzakere süreci siyasi akımlar arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirdi

İran'da ateşkes süreci konusunda siyasi çevreler arasında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, özellikle aşırı muhafazakar çizgisiyle bilinen Payidari Cephesi'nin müzakere karşıtı görüşler ortaya koyarak geliştirdiği radikal söylemler dikkati çekiyor.

Söylemlerini, meydanlarda atılan sloganlara ve bazı medya kuruluşlarının yayın politikalarına da yansıttığı iddia edilen Payidari Cephesi, karar alma mekanizmalarında son sözü söyleyecek güce erişemese de ülke siyasetinde etkili olmaya çalışıyor.

Konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan eski Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani'nin danışmanı ve akademisyen Gulam Ali Recai, İran'da genel manada iktidarın reformistler, muhafazakarlar ve ılımlılar arasında paylaşıldığını söyledi.

Son yıllarda Payidari adıyla yeni bir akımın ortaya çıktığını belirten Recai, "Bu akım, Hüccetiye Cemiyeti ile muhafazakarların bileşiminden oluşuyor. Payidari akımını biz muhafazakarların içinde görüyoruz. Bu akım, Cumhurbaşkanlığı makamını ve yürütmeyi iki dönem elinde tutmayı başardı. Bunu fiilen Mahmud Ahmedinejad temsil ediyordu ancak zamanla aralarında mesafe oluştu." ifadelerini kullandı.

Payidari Cephesi, rehberlik makamı için adayını hazırlamıştı

Payidari Cephesi'nin ülkenin yeni liderinin seçiminde etkili olmaya ve daha sonra iktidarın diğer dayanak noktalarını eline alarak ülke yönetimini tamamen ele geçirmeye çalıştığını söyleyen Recai, şunları kaydetti:

"(Ali Hamaney'in) İkinci Rehberliğin er ya da geç şehadet, hastalık veya yaşlılık nedeniyle vefat edeceğini öngörüyorlardı ve yeni rehber için adayını hazırlamışlardı. Adayları da Kum'da bulunan Sayın Muhammed Mehdi Mir Bakeri idi. Mücteba Hamaney'in seçilmesiyle bu girişimlerinde başarısız oldular."

Payidari Cephesi'nin Meclis seçimlerinde de etkili olmaya çalıştığını ancak beklediği başarıyı elde edemediğini dile getiren Recai, şöyle konuştu:

"Meclisi de tamamen ele geçiremediler. Parlamentoda kayda değer bir yüzdeye sahipler ama ezici çoğunluk değiller.

Ancak daha önemlisi Cumhurbaşkanlığı makamında uğradıkları yenilgiydi. Said Celili'yi seçtirerek mevcut Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ı mağlup etmek istediler ancak başaramadılar. Her iki alanda da yenildiler.

Fakat işin peşini bırakmadılar. Ülkeyi radikal bir çizgiye sürüklemek istiyorlar. Eğer başarabilirlerse, savaşın sürmesinden, savaş ateşinin sönmemesinden yana tavır koyuyorlar. Bana göre, belki de bunun kendilerine çıkar sağlayacağını düşünüyorlar. Belki de siyasi bir değişim yaşanması halinde kendi adaylarını Cumhurbaşkanlığı makamına gönderebilmenin derdindeler."

Yeni lider, analiz edilebilecek kadar tanınmıyor

Payidari Cephesi'ne, Ali Hamaney döneminde güçleriyle orantılı olmayacak şekilde alan açıldığını söyleyen Recai, düşük seçim katılımının da hareketin parlamentoda temsil elde etmesini kolaylaştırdığını ve kendilerini bütün İran halkının temsilcisi olarak gördüklerini dile getirdi.

Mevcut durumda geleneksel muhafazakarların, Mücteba Hamaney'in lider seçilmesinin ardından hem devlet yönetiminde hem de askeri yapılarda etkili olduğunu belirten Recai, koşulların özellik bakımından Ali Hamaney döneminden farklı olmadığını ve yeni lideri analiz edebilecek kadar da tanımadıklarını söyledi.

"Bu meselelerde Pakistan, Türkiye ve Çin gibi ülkelerin arabuluculuk rolü etkili olabildi"

ABD ile ilişkiler konusunda reformistler ile geleneksel muhafazakarlar arasında büyük bir görüş ayrılığı bulunmadığını kaydeden Recai, ancak muhafazakar kanat içerisinde müzakereleri "haram" ilan eden aşırılık yanlısı bir damar olduğunu söyledi.

Recai, şu ifadeleri kullandı:

"Reformist akımda bu sert damar mevcut değildirdir ve onlar her savaşın esasen müzakereyle sonuçlanması gerektiğine inanmaktadır, öyle de olacaktır. Nitekim şu an tanık olduğumuz da budur. Bu, gerçek bir çizgidir.

Sayın Haşimi de bu konuya kuvvetle inanıyordu ve kendisi müzakerecilerin yüz yüze ve doğrudan olması gerektiğine, Almanya, Katar gibi ülkelerin arabuluculuk yapmasına lüzum olmadığına inanıyordu.

Elbette bu meselelerde Pakistan, Türkiye ve Çin gibi ülkelerin arabuluculuk rolü etkili olabildi ve ümit ediyoruz ki bu savaş, Trump'ın arzu ettiği ve muhtemelen saldıracağı iki üç aylığına değil, ebediyen son bulsun."

Recai, ülkede sık sık tartışma konusu olan ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın dahi yayın politikasını eleştirdiği devlet televizyonu hakkında da değerlendirmelerde bulundu.

"Devlet televizyonunun kürsüsü ve uzman kadrosu, ülkenin meselelerini göremeyecek ham ve olgunlaşmamış kişilerin elindedir." diyen Recai, devlet televizyonuna konuk olarak katılanların savaşın devam etmesini istediğini ve bunların saatlerce yayın yaparak algı oluşturmaya çalıştığını söyledi.

Recai, şunları kaydetti:

“Devlet televizyonu itibarını kaybetmiştir. Belki de halkın yabancı kanallara ilgi duymasının sebeplerinden biri de budur. Yıllardır devlet televizyonunun çizgisini eleştiriyorum. İtidal ve denge şu an var olmayan bir çizgidir.”

Pezeşkiyan, savaş sürecinde başarılı bir yönetim sergiledi

ABD ile yürütülen müzakerelerin ülke liderliğinin onayıyla gerçekleştirildiğini ifade eden Recai, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın savaş sürecinde başarılı bir yönetim sergilediğini söyledi.

Recai, şu ifadeleri kullandı:

"Hükümettekiler savaş ihtimalini öngörüyorlardı ve gerek askeri gerek ekonomik ve iç alanda hazırlıklar yapabildiler. Gıda depoları doluydu.

Bunun yanı sıra Türkiye, Irak ve diğer kara sınırlarımız üzerinden bu yüksek taşıma ve transit imkanına sahiptik, sahibiz ve sahip olmaya devam edeceğiz. Bizim açımızdan Irak ve Türkiye gibi ülkeler ve komşu ülkeler İran'ın arkasını boş bırakmaz. Uzun süreli bir dostluk ve komşuluk hukukuna sahipler."

"İsrail'in şer eylemlerine ve suikastlarına devam edeceğini düşünüyorum"

İran ile ABD arasında devam eden görüşmelerden olumlu sonuç çıkabileceğine inandığını ve bir anlaşma ihtimalinin bulunduğunu dile getiren Recai, şunları kaydetti:

"Bu müzakerelere iyimser bakıyorum. Daha önceki müzakereler sırasında İran'a saldıracaklarını düşünüyordum ve öyle de oldu ancak son müzakerelerde aynı düşünceye sahip değilim. En azından belirli bir süre saldırı olmayacaktır.

Ancak İran'ın iç siyasi şartlarını zayıf görürse, İsrail'in yardımıyla saldırısını yeniden başlatacaktır. Ateşkese rağmen ciddi olmayan çatışmalar olacaktır. Fakat İsrail'in şer eylemlerine ve suikastlarına devam edeceğini düşünüyorum. Dolayısıyla teyakkuzda olmalıyız.

Son olarak ABD ile İsrail'in görüş ayrılığı yaşayacağını düşünüyorum. ABD en az 3 ay bir eylemde bulunmayacak, Fars(Basra) Körfezi'ne sükunet geri dönecek, petrolümüz ihraç edilecek ve bunun karşılığında, alınacak tedbirlerle bloke edilmiş paralarımız birkaç taksitte geri dönecek."

AA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.