Konya İl Müftülüğü: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”

Konya İl Müftülüğü: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”

Konya İl Müftülüğü: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”

Kurban, Allah’ın kullarına lütfettiği mali ibadetlerden biridir. Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser, 2) buyurmakta, kurban ibadetinin ilahi rızayı kazanmaya vesile olduğunu bildirmektedir. Hz. İbrahim’in teslimiyeti ve Hz. İsmail’in sadakatiyle şekillenen bu ibadet, Müslüman gönüllerde Allah’a yaklaşmanın, teslimiyetin ve kulluğun en güzel nişanelerinden biri olmuştur. Kurban, sadece kesilen bir hayvan değil, Allah’a verilen bir söz, kardeşliğe uzanan bir el, mazlumun sofrasına konan bir nimet, ümmet bilincini tazeleyen büyük bir rahmet vesilesidir. Bu mübarek günlerde kesilen kurbanlarla, Allah’ın adı yüceltilir, gönüller Allah’a yönelir ve ümmet-i Muhammed arasında merhamet, yardımlaşma ve dayanışma ruhu yeniden dirilir. Kurban Bayramı, Müslümanların sadece kendi ibadetlerini yerine getirdiği değil, aynı zamanda fakir ve muhtaç kardeşlerinin sevinçlerine ortak olduğu bir rahmet mevsimidir.

Konya İl Müftülüğü olarak, vatandaşlarımızın bu ibadeti en sağlıklı, düzenli ve manevi huzur içerisinde yerine getirebilmeleri için tüm hazırlıklarımızı tamamladık.

2024 yılında ilimiz genelinde vekalet yoluyla gerçekleştirilen kurban bağışı sayısı 12.823 olmuştur. 2025 yılı itibarıyla ise bayram öncesi süreçte, il genelinde nakit olarak toplanan vekaletle kurban bağışı sayısı 5.915, üç merkez ilçemizde ise 1.240 olarak kayıtlara geçmiştir. İnternet üzerinden yapılan bağışlar bu sayılara dahil değildir. Türkiye Diyanet Vakfı Genel Merkezince bayram sonrası kesin rakamlar kamuoyuyla paylaşılacaktır. Ayrıca bu yıl Filistin halkına destek amacıyla ilimizde şuana kadar 204 adet vekaletle kurban bağışı gerçekleştirilmiştir.

Kurban kesim ve satış yerlerine yönelik hazırlıklar da eksiksiz tamamlanmış, il genelinde 89 merkezde 41 kurban kesim yeri, 48 adet kurban satış yeri belirlenmiştir. Üç merkez ilçemizde ise Karatay’da Konya Büyükşehir Belediyesi Hayvan Pazarı Tesisleri, Meram’da Meram Belediyesi Kurban Satış Yeri ve Selçuklu’da Büyük Kayacık Mahallesi Selçuklu Kurban Pazarı vatandaşlarımızın hizmetine sunulmuştur. Bu süreçte, vatandaşlarımızın kurban ibadetini huzur ve güven içerisinde gerçekleştirebilmeleri amacıyla ilgili komisyonumuz 26 Mayıs 2025 Pazartesi günü toplanarak kararlarını almış ve uygulamaya koymuştur.

Ayrıca yurtdışı vekaletle kurban organizasyonuna destek sağlamak amacıyla Başkanlığımızca Konya’dan on personelimiz görevlendirilmiş, bayram süresince Türkiye Diyanet Vakfı Konya Şubemiz açık tutularak vatandaşlarımıza hizmet verilecektir. TDV Konya Şubemiz, Arefe günü ile Kurban Bayramı’nın birinci ve ikinci günlerinde Türkiye genelinde olduğu gibi ilimizde de faaliyet gösterecek ve bağış yapmak isteyen vatandaşlarımızın hizmetinde olacaktır.

Kurban Bayramı’nın ülkemize, milletimize ve tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini Yüce Mevla’dan niyaz eder, vatandaşlarımıza sağlık, huzur ve bereket dolu bir bayram dileriz.

Kurban ile ilgili sık sorulan sorular şu şekildedir:

1) AREFE GÜNÜ NEDEN KABİR ZİYARETİ YAPILIR?

Mezarlıkların ziyaret edilmesi, bu vesileyle ölümün hatırlanması ve orada yatanlardan ibret alınması dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır.

Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir. Hz. Peygamber (s.a.s.), geceleri Baki’ kabristanına gelir ve “Müminler yurdunun sakinleri, sizlere selâm olsun. İnşaallah biz de size katılacağız. Bizler ve sizler için Allah’tan afiyet dilerim; Allah’ım, Baki’ kabristanında bulunanları bağışla.” (Müslim, Cenâiz, 102 [974]) diye dua ederdi. Kabir ziyaretinde bulunan kişinin ölü için dua etmesi ve Kur’ân okuyarak sevabını orada bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun olur.

Ancak kabir ve türbe ziyaretlerinde İslâm’ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen, itikâdî bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir. Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, kabrin parmaklık ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak İslâm ile bağdaşmaz. Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek; bu zatların duaları kabul ettiğine, İlâhi kudretlerinin olduğuna inanmak doğru olmadığı gibi bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek, kendilerinden medet ummak, bu ziyaretleri dinî bir vecibe gibi telakki etmek; bez bağlamak, mum yakmak, kurban kesmek, şeker vb. yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek gibi davranışlarda bulunmak da tevhid dini olan İslâm’la bağdaşmaz. Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek iman açısından tehlikeli bir davranıştır.

Mezarlıkların ziyaret edilmesi, bu vesileyle ölümün hatırlanması ve orada yatanlardan ibret alınması dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır. Hiç kuşkusuz Arefe günü kabir ziyareti, İslam geleneğinde önemli bir yer tutmaktadır. Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir. Hz. Peygamber (sas), geceleri Baki’ kabristanına gelir ve “Müminler yurdunun sakinleri, sizlere selam olsun. İnşaallah biz de size katılacağız. Bizler ve sizler için Allah’tan afiyet dilerim; Allah’ım, Baki’ kabristanında bulunanları bağışla.” (Müslim, Cenâiz, 102) diye dua ederlerdi.

Âişe validemizin naklettiğine göre, Allah Resûlü, kendisiyle birlikte kaldığı her gecenin sonunda Bakî Mezarlığı’na gidip bu duayı okumuş ve inananlara da aynısını okumalarını tavsiye etmiştir. Böylece Efendimiz (sas) kabristanı sık sık ziyaret etmekle kalmamış, müminlere de bunu yapmalarını tavsiye etmiştir.

Hz. Peygamber (sas), bu teşvikle Müslümanların âhiret inancını canlı tutmayı hedeflemiştir. Bunun da müminin sorumluluk bilincine olumlu yönde katkılar sağlayacağı muhakkaktır. En katı kalplerin dahi ölüm duygusu karşısında yumuşama eğilimi gösterdiği bir gerçektir. Kabristanlar, ölüm gerçeğinin yakinen hissedildiği mekânlardır. Bu açıdan bakıldığında kabirlere yapılacak ziyaretler her şeyden önce pişmanlık hislerinin harekete geçmesine vesile olacaktır. Kabir ziyareti esnasında dünya yaşamının geçici olduğu gerçeğiyle yüzleşen kişi, dünyevî zevk ve menfaatleri amaç edinen çabaların ne kadar anlamsız olduğunu yakından fark edecek ve bir an önce kendisine çeki düzen vermenin hesaplarını yapmaya başlayacaktır.

2) KURBAN BAYRAMI FAZİLETLERİ NELERDİR?

Kurban Bayramı, İslam ümmetinin birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularını en yoğun şekilde yaşadığı müstesna zaman dilimlerinden biridir. Bu bayram, aynı zamanda Allah’a kulluğun, teslimiyetin ve takvanın zirveye çıktığı bir ibadet mevsimidir. Kurban ibadeti, Hz. İbrahim’in (a.s.) sadakati, Hz. İsmail’in (a.s.) teslimiyeti ve her Müslüman’ın Allah’a olan bağlılığını yansıtan sembolik bir davranıştır.

Bu ibadetle birlikte insanlar arası paylaşma ve yardımlaşma da artar. Kurban etlerinin üçe taksimi - bir bölümü ihtiyaç sahiplerine, bir bölümü akraba ve komşulara, bir bölümü de kurban sahibine - toplumda sosyal dayanışmayı güçlendirir. Aynı zamanda bayram günleri Müslümanların namazla, tekbirle, ziyaretle ve ikramla bir araya geldiği; gönüllerin yumuşadığı, kırgınlıkların sona erdiği müstesna günlerdir.

Öte yandan kurban, Kur'ân-ı Kerîm, Sünnet ve icmâ ile sabit bir ibadet olup hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Kur'ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır: “Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (el-Hac, 22/28), “Her ümmet için Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık.” (el-Hac, 22/34).

Sahih hadis kaynaklarında yer alan rivâyetlerde, Hz. Peygamber (s.a.s.), Kurban Bayramında Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın boynuzu, tırnağı da dâhil olmak üzere her şeyinin kişinin hayır hanesine yazılacağını ifade etmiştir (Tirmizî, Edâhî, 1 [1493]; İbn Mâce, Edâhî, 3 [3126]). Nitekim kendisi de kurbanın meşru kılınmasından itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kesmiştir (Tirmizî, Edâhî, 11 [1506-1507]; bkz. Buhârî, Hac, 117, 119 [1712, 1714]; Müslim, Edâhî, 17 [1966]).

Ayrıca hicretin ikinci yılından günümüze kadarki süreçte Müslümanların kurban kesmeleri, bu konuda görüş birliği olduğunu da göstermektedir.

3) KURBAN BAYRAMIN KAÇINCI GÜNÜNE KADAR KESİLİR?

Kurban kesim vakti, bayram namazı kılınan yerlerde bayram namazı kılındıktan sonra; bayram namazı kılınmayan yerlerde ise fecirden (sabah namazı vakti girdikten) sonra başlar. Hanefîler'e göre bayramın 3. günü akşamına kadar devam eder (Merğinânî, el-Hidâye, 7/154). Bu süre içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak kurbanların gündüz kesilmesi daha uygundur. Şâfiîlere göre ise bayramın 4. günü gün batana kadar kurban kesilebilir (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 4/383; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/436).

4) KURBAN KESEN KİŞİYE VEKÂLET NASIL VERİLMELİ?

Kişi, kurbanını bizzat kesebileceği gibi vekâlet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban, hac ve zekât gibi mal ile yapılan bir ibadettir; mal ile yapılan ibadetlerde ise vekâlet caizdir (Kâsânî, Bedâi‘, 5/67; Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/21; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 8/132). Nitekim Hz. Ali’nin (r.a.) şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Resûlullah (s.a.s.), (kendisi adına) develer kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı ve ‘kasap ücretini biz kendimiz veririz’ buyurdu.” (Müslim, Hac, 348-349 [1317]; bkz. Buhârî, Hac, 120-122 [1716-1718]).

Vekâlet, sözlü veya yazılı olarak ya da telefon, internet, faks ve benzeri iletişim araçları vasıtasıyla verilebilir. Vekil tayin edilen kişi veya kurum aldığı vekâleti gereği gibi yerine getirmelidir.

Kurbanın yurt içinde başka bir ilde ya da yurt dışında kesilmesinde sakınca bulunmamaktadır. Kurban fiyatlarının kesilen ülkeye göre az veya çok olması bu durumu değiştirmez.

Ancak yaşadığı yerde muhtaç ve fakirler varsa kişinin, kurbanını orada kesip dağıtması daha uygun olur. Çünkü kişinin yaşadığı yerdeki fakirlerin ve komşuların onun üzerinde hakları vardır.

5) KURBAN KESİLDİKTEN SONRA HANGİ İBADETLER YAPILMALI?

Esas olarak kurban namazı diye bir namaz yoktur. Bu namazın dinî bir gereklilik olduğu inancı veya kanaati yanlıştır. Ancak kişi nâfile namaz kılınması mekruh olmayan bir vakitte, sebepli veya sebepsiz dilediği kadar nâfile namaz kılabilir. Kurban kesen kişi de böyle bir ibadeti yapma imkânına kavuştuğu için Allah’ın verdiği nimete şükür olarak iki rek'at nâfile namaz kılabilir.

6) TEŞRİK TEKBİRİ NEDİR? NE ZAMAN BAŞLAR NE ZAMAN BİTER?

Hz. Peygamber’in (s.a.s.), kurban bayramının arefe günü sabah namazından başlayarak bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar, ikindi namazı da dâhil olmak üzere farzlardan sonra teşrik tekbirleri getirdiğine dair rivâyetler vardır.

Buna göre Hanefîlerde tercih edilen görüşe göre arefe günü sabah namazından bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar 23 vakit, her farz namazın ardından teşrik tekbiri getirmek, kadın erkek her Müslümana vaciptir. Teşrik günlerinde kazaya kalan namaz aynı günlerde kaza edilirken teşrik tekbirleri de getirilir. Teşrik günleri çıktıktan sonra kaza edilmeleri hâlinde ise tekbir getirilmez. Namaz kaza edilmedikçe tekbirler kaza edilmez. Şâfiî mezhebine göre ise teşrik tekbirleri sünnettir.

Teşrik sözlükte “doğuya doğru gitmek; eti parçalayıp kayalar üzerine sererek güneşte kurutmak; yüksek sesle tekbir almak” anlamlarına gelir. Terim olarak ise zilhicce ayının muayyen günlerinde farz namazların ardından özel lafızlarla tekbir getirmeyi ifade eder.

Teşrik Tekbiri: “Allâhü ekber, Allâhü ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd.” “Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Hamd Allah’a mahsustur.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, Kurban bayramının arife günü sabah namazından başlayarak bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar (ikindi namazı da dâhil), farzlardan sonra teşrik tekbirleri getirdiği rivayet edilir. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, III, 315)

Hanefîlerde tercih edilen görüşe göre belirtilen bu 23 vakitte, her farzın ardından teşrik tekbiri getirmek, kadın erkek her Müslümana vaciptir. Teşrik günlerinde kazaya kalan namaz aynı günlerde kaza edilirken teşrik tekbirleri de getirilir. Teşrik günleri çıktıktan sonra kaza edilmeleri hâlinde ise tekbir getirilmez. Şâfiî mezhebine göre ise teşrik tekbirleri sünnettir.

Bu tekbir, hem cemaatle, hem de tek başına kılana, yolcuya, yolcu olmayana, erkeğe ve kadına vaciptir.

Teşrik tekbirinin selamdan sonra ara vermeden alınması gerekir. Eğer kişi selamdan sonra konuşur veya camiden çıkarsa artık tekbir almaz.

Teşrik tekbirleri günlerinde kılınmayan namazlar Teşrik günlerinde kaza edilirse, Teşrik tekbirlerini almak gerekir. Teşrik günleri çıktıktan sonra kaza edilirse tekbir alınmaz.

HABER MERKEZİ

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum