İsmail Detseli'den: Vallahi Veli yedirdi
İsmail Detseli'den: Vallahi Veli yedirdi...
Bir yaz Ramazan gününde iki arkadaş dağda koyun çobanlığı yapmaktalar.
Birinin adı Veli öbürünün ki ise saf Abdullah
Veli çok zeki ve hilekâr ona karşılık Abdullah ise tam bir Anadolu safı. Allah adamı derler ya işte öyle. Bir öğle vakti sıcak çökmüş üzerlerine davarlar bol sulu çeşmenin başındaki söğüt ağaçlarının altına yatmışlar. Bu durumu şöyle oturduğu yerden kıskançlıkla seyreden Veli’nin aklına bir hinlik gelir. Arkadaşı Abdullah’a derki arkadaş ben çok susadım biraz da rahatsızım gel beraber orucu yiyelim der.
Abdullah olmaz gardaşım yersek 61 cezası alırmışız ben asla yemem dediyse de Velinin ısrarlarına dayanamaz şeytana uyar orucu ikisi de yerler. Nasıl olsa kimseler yok başka şahit olacak kimseye de dememe kararı alırlar aralarında.
Ama bu yaptığı hata Abdullah’ın içerisine dert olur.
Kendi kendine tedirginleşir uyku tutmaz yaptığı günah hatalı işi bir türlü içine sindiremez.
O gece davarı yatak yerine getirip yatırırlar kendileri de koyunun birine bir bağırcak atıp yatarlar uykuya (bağırcak koyunun boğazına bağladıkların ipin bir ucunu da kendi koluna bağlar çoban gece sürü kalkar giderse o koyunun onu çekmesi ile uyanır buda çoban taktiğidir)
İçersinde azık bulunan heybeyi çobanlar hep yanlarında yakın bir dala asarlar kurt kuştan korumak için. Abdullah tam bu heybenin altında yatmaktadır sırtında çoban giysisi olan kepeneği ile. Gece bir fırtına çıkar heybe daldan tam Abdullah’ın üzerine sertçe düşer.
Zaten korku ve panik içersinde olan Abdullah korku ile yerinden fırlar ve şöyle bağırır.
Vallahi ben yemeyecektim orucu Allahım Veli bana zorla yedirdi ne olaydı da yemez etmez olaydım keşke zehir olaydı yediğim boğazıma duraydı diye ağlar dövünür ve veliye sitem ederek çoban arkadaşlığını onunla bitirir.
SIZIRMA YAĞI İLE ERİŞTE
Konya Mutfağının olmazsa olmazıydı “erişte”… Hele Ramazan yaklaştı mı tatlı bir telaş başlardı Konya’da… Oruç ayı gelmeden şehirde, köyde mutlaka erişte kesilirdi. Deyim yerinde ise “Goca Gonyalı eriştesiz oruç tutmaz”dı…
Erişte değil konumuz. Sızırma yağ ile Erişte… Erişteyi kavurduktan sonra hangi yağ ile pişeceği konusu yani...
Kasaptan birkaç kilo kuyruk yağı, biraz iç yağı alınıp ardından biraz tereyağı yoksa margarin yağı ile hakiki zeytinyağı bunlar aynı kap içerisinde karıştırılıp iyice kaynatıldıktan sonra ocaktan indirilirdi. Buna Konyalılar sızırma yağ derler. Soğuduktan sonra ayrı bir kaba doldurulur. Ramazan boyunca erişte onunla pişirilir, tadı çok leziz olurdu…
Birkaç arkadaş, 1969-70’li yıllarda İstanbul’da bekar olarak bir ev tuttuk… Beraber kalmaktayız… Köyden analarımızın gönderdiği erişteler gelince, Konya usulü yağı hazırladık. “Ramazan abi” dediğimiz bir büyüğümüz var. O bize her gece sahurda erişte salar, yerdik bir güzel. Yağı da o sızdırırdı.
Artık rahatlamıştık. Her şeyimiz yerli yerinde. Bir gün akşam bir geldi ki ne görelim… Bizim yağ koyduğumuz kaba bir fare düşmüş “eyvah gitti emekler” deyip atmak için karar aldık Ramazan ağabeyimiz “durun” dedi “atmayın, onun altından kırk kaşık alıp atalım. Kalanı da o zaman temizlenmiş olur” dedi. Hepimiz çok şaşırmıştık. “Yahu bırak zaten kırk kaşık alınca biter yağ” dedik… Sonunda Ramazan abi’yi ikna edip attık sızırma yağı.
Peki kırk kaşık da neyin nesiydi. Kırsal kesimde birçok yerde arazide su kuyuları ve sarnıçlar vardır. İnsanların, hayvanların, kurdun kuşun sudan faydalanması için ya köylü işbirliği ile kazılmıştır buralar ya da bir sahibi vardır, hayır için kazmıştır, ona bir tarla veya başka bir gelir getiren yeri vakfetmiştir. İlelebet onun bakımı devam eder.
İşte bu gibi yerlere ola ki bir yırtıcı hayvan veya başka bir sığır davar düşüp içerisinde ölür lâşe olursa onun görüldüğü anda kuyudan ya da sarnıçtan çıkarılır, köyün ileri gelen alimlerine danışılırdı. “Yanık yer Sarnıcı’na bir tilki düşmüş çıkardık veya Fesliki Kuyusu’na bir keçi düşmüş çıkardık nasıl temizleyelim?” diye merakla hocaya ya da bilge zevata danışılırdı. Alim kişi sorardı “leşin karnı deşilmiş mi?” “Yok”. Eğer deşilmiş ise (karnı patlamış, boşalmış demek) kırk kova su çekin kuyudan veya sarnıçtan” derdi. Ancak böyle yapıldığında su temiz olur herkes içebilirdi. Deşilmedi ise “otuz kova su alınması”nı tavsiye ederdi hoca ya da alim kişi.
Bizim Ramazan abi’nin “kırk kaşık alalım temizleşir” içtihadı da hocalardan görmesiyle idi, yanılmıyorsam. İlmihallerimizin “Sular Bahsi”ni karıştıranlar eski meseleleri hassaten temizliğe dair konuları görebilirler.
Eskinin adamları böyle idi işte… Her şeyi bilene sorar, öğrenir, sonra uygularlardı.
İSMAİL DETSELİ’DEN GÜNÜN MANİSİ
Çalışmaları çok yoğun
İşlerinde olmaz sorun
Orucun sevapla dolsun
Bakanımız Murat kurum
Büyük Şehrin Başkanı
Sever onu her Konyalı
Oruçken sabırlı buldum
Uğur İbrahim Altay’ı
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.