İsmail Detseli'den Tuzsuz helva başlı
İsmail Detseli'den Tuzsuz helva başlı...
Köylerden birinde eve yeni gelin gelen bir hanıma eşi sabah işe giderken tembih eder hanım akşama bir güzel helva yap ta elinden bir helva yiyelim canım helva çekti der.
Gelin hanım helvayı anasının evinde hiç yapmamış anası yaparken de hiç bakmamış görmemiş gördü ise de dikkat etmemiş nasıl yapılır bilmez.
Ama helvayı da iyi veya kötü yapmak mecburiyetinde yeni gelin gelmiş o evde kaynana falanda yok sorsun zaten olsa da utanır soramaz zavallı.
Çaresiz unu suyu şekeri orta ya getirmiş karıştırmış ateşe koymuş aklına tuz gelmiş acaba helvaya tuz atılırmıydı.
Ateşi söndürmüş başlamış düşünmeye bir türlü tuz atılıp atılmayacağına karar verememiş.
O sırada sokağa doğru çaresizce bakmış.
Oda ne sokaktan başında saç olmayan kel bir adam geçiyor yoldan.
Adama seslenmiş gelin, hey tuzsuz helva başlı emmi tuzsuz helva gibi ocakta ateşte mi kaldın ha başına bir şapka giy deyince arif bir adam olan yolcu durumu hemen anlamış. Ve o acemi geline doğru dönmüş, helvaya tuz atılmaz ay kızım anan sana öğretmedi mi deyivermiş. Yeni gelinde tuz atmadan helvayı pişirmiş.
KİLERMANA
Çok eski zamanlarda Anadolu dan İstanbul a çalışmaya giden bir genç bir yıl sonra kılığı kıyafeti giyim kuşamı konuşması düzgün bir vaziyette ziyaret için köyüne döner. Köyünden iki arkadaşı buna hoş geldin diye ziyarete gelirler bakarlar ki arkadaşlarının durumu çok iyi oysa İstanbul’a gitmeden fakir yiyeceği giyeceği olmayan çulsuzun biriymiş.
İstanbul un durumundan kazancından işlerinden yaşamından sual ederler sohbette. Oda İstanbul’un taşının toprağının altın olduğunu nereye kazma vurursan neresini kazarsan her yerinden altın fışkırdığını söyler.
Hele bir kapalı çarşı var ki akşam herkes evine çekilince kaz altınları topla gel der, iki kafadar İstanbul’a giderler sora sora kapalı çarşıyı bulurlar. Akşama kadar beklerler el ayak çekildikten sonra başlarlar bir yerlerden kazmaya. Bu arada sesleri duyan çarşını gece bekçisi gelir yanlarına ne yaptıklarını sorar? Derler ki burada altınlar varmış kazıp çıkaracağız alıp köyümüze gideceğiz. Adam anlar bunların uyanık birileri tarafından kandırılmış Anadolu insanları olduklarını anlar onlara derki burada kazmayla kazılacak altın filan olmaz yanlış anlatmışlar size. Burada altınlar dükkanlar da olur size anlatan iyi anlatamamış. Siz önce para kazanacaksınız sonra o para ile altın alacaksınız der ama. Olmaz sen bizim köylü den iyimi bileceksin diye itiraz edince bekçi. Hemşerilerim başınıza iş almayın kendinize iş bulun mesela Fatih semtinde beş katlı bir apartman var oraya gidin o apartmanın sahibi ile görüşün o siz gibi işçiler arıyordu işte orada çalışın der iki kafadarı zar zor ikna eder. Gel yahu bizim hemşeri bize yalan söylemiş bak işin sonunda mahpusa girmek de varmış vazgeçelim buradan o apartmanı bulalım deyip sabahı beklerler. Sabahleyin erkence doğru verilen adrese varıp apartmanı bulurlar. Zamanın görkemli büyük iki kanatlı kapısı her kapısında büyükçe halkalar olan binanın kapısının halkalarından tutup para isteriz iş isteriz diye bağırırlar. Hasta ve ihtiyar olan Apartman sahibi iner aşağıya kapısına bakar ki iki genç kapı halkalarına kollarını geçirmiş bir şeyler söylüyorlar peki bundan sonra neler oluyor hadise nasıl şekilleniyor. Gelin ozan İsmail in o akıcı düşündürüp güldürücü eskiden Konya kırsalında ki köylerde Anadolu anlatımıyla yazıya döktüğü bu Hikâyeyi okuyalım bakalım beğenir misiniz?
İSMAİL DETSELİ’DEN GÜNÜN MANİSİ
Tam yarıya yaklaşıyor
Göklerden sevap yağıyor
Kul Allaha yaklaşıyor
Ruhlara huzur doluyor
Biter vücutta keder dert
Hak emrine uymak gerek
Oruç tutan bulur kuvvet
Sabrını yüce hak verecek
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.