İsmail Detseli

İsmail Detseli

İlber Ortaylı Hoca ile tanışıklığım

Artık geçmiş yılları pek hatırlamıyor bu ihtiyar zekam ama o günü çok iyi hatırlıyorum. Günümüzden tam 19 sene evveldi, yıl 2007… Kızımın lisans tez çalışması için İstanbul’a gitmiştik. Araştırmamız daha çok Topkapı sarayında olacaktı. Daha önceleri uzun yıllar kaldığım İstanbul’un gerek tarihi yerleri gerekse birçok semti bile hiç yabancım değildi.

Bu şehirde ikamet eden yeğenlerim ile bir sabah Kocamustafapaşa semtinden erkence çıktık. Sultanahmet meydanı civarındaki o yıllarda müze olan Ayasoya’yı, Medeniyetler Müzesi’ni, Yerebatan sarnıcını gezdikten sonra esas araştırma yerimiz olan Topkapı sarayında idik… Topkapı sarayı beni çok etkiler. Sarayın içerisine girince okunan o Kuranı Kerim tilavetini eskiden de dinlemeye doyamazdım. Birimleri biraz gezdikten sonra daha önceleri çokça gezip gördüğüm müzeden yeğenlerim ile kızımın işlerinin uzun süreceğinden ben de sarayın çıkış kapısına doğru gelip eskileri anımsayarak etrafı seyre koyuldum, ama tam dışarı çıkmadım. Oralarda gezinirken Gülhane parkı tarafından saray erkanının atlarla giriş yaptığı tabanı beyaz taşlarla örülmüş iki kanatlı yasak girişe doğru bakarken iki kanatlı koca kapının birisinin hafifçe aralandığını fark edince dikkat kesildim. Giren kişinin kucağında birkaç kitap ile Sarayın müdürü öncelerden tanıdığım İlber Ortaylı hocayı görünce orası biraz dik rampa ben gayrı ihtiyarı hızlı adımlarla hocanın yanına vardım, “merhaba hocam nasılsınız dedim. Durdu yüzüme baktı,

“Merhaba bir yabancı gibisin bir de bize aşina gibisin tanışıyor muyuz” dedi.

“Hocam sizi kim tanımaz hele bir de benim gibi kültür ve tarih aşığı olursa sizi tanımamak bana ayıp olur” dedim.

“Hizmet nedir nerelisiniz?”

Konyalıyım kızımın araştırmaları var onlar içeride geziyorlar, ben de sizi görünce sevindim bir merhaba demek istedim, bende yazıp çizmeye kültüre tarihe meraklıyım Konya da bir yerel gazetede haftalık kültürel yazılar yazmaya uğraşıyorum” deyince,

“Bana doğru baya hızlıca geldiniz Tevellüt kaç?”

“Hocam affınıza sığınırım ilim bakımından asla değil ama yaşça sizden iki yaş daha büyüğüm” deyince yüzüme iyice baktı

“Keşke ben de sizin gibi koşarak yürüyebilsem. Benim yaş tarihimi bilir misin?

Evet hocam siz 1947 doğumlusunuz bu kardeşiniz de 1945 doğumlu deyince beni aşağıdan yukarıya doğru bir daha süzdü,

bravo kinestetik bir vücuda sahipsiniz sizinle bu kasa yokuşu birkaç defa tırmanmak isterim doğrusu bana güç verdiniz, isminiz?

“İsmail Detseli”

Parmağını ağzına götürdü, “Detseli soyadınızın anlamı nedir?”

“Bilmem hocam Bizim orada Detse diye bir köy var aslımız oradan gelmiş ben doğma büyüme şimdi Meram Gökyurt köyü olan Gilissıralıyım.”

“Kilistra’yı duydum antik bir yer mi köyünüz?”

“Evet hocam çok tarihi mağara şapel ve kalıntılar var köyümüzde.

“Yoruldum ayaküstü zamanın var mı Mabeyn köşkünde biraz mola verelim Gülhane parkına bakarak sohbeti sürdürsek zamanın var mı?”

“Siz arzu ederseniz var hocam, kızım ve yeğenlerim müzede araştırmalarına devam ediyorlar onlara telefon ederim işleri bitince onlar giderler ben sonra giderim.”

“İstanbul’u bilir misin?”

“Çok iyi bilirim yıllarca kaldım.”

“Burada mı eğitim aldınız?”

Derken Mabeyn köşküne gelmiştik. Görevliler karşıladı “Bir arzunuz var mı hocam?” dediler bana bakıp “Ihlamur” dedi ben de “Olur” dedim, o devam etti:

“Soruyu unutmayalım İstanbul’da eğitimde kalmıştık.”

“Yok hocam ben burada bazı işlerde çalıştım askerlik sonrası iki yıl kadar esnaflık yaptım. Esnaflık mahallelerde seyyar olarak sabit müşterilerime zeytinyağı sabun deterjan satışı yaptım.”

“Çok güzel, eğitimi nerede aldınız?”

“Hocam ben 1957 Gilissira köyü ilk okulundan mezun olduktan sonra okumadım.”

“Konuşmanız eğitimli gibi bunu nereden aldınız?”

“Efendim ben 15 yaşımda çıktığım gurbette İzmir, Ankara, İstanbul büyük şehirlerde 26 ay askerlik dahil 10 yıl gurbette kaldım belki bunun eseri olabilir.”

“Detse köyü merak ettim ne demek olduğunu araştırmaya değer, büyük dedeniz Detse’yi neden terk etmiş bunu sordun mu büyüklerden?”

“Sordum çok bilen yoktu ama meraklı araştırmalarımda o yıllarda köylerde salgın hastalıklar zuhur eder çok insanlar ölürmüş. Buna da insanlar Vehlet derlermiş (Felaket demek mi bilmem) Detse’de 1840’lı yıllarda böyle bir salgın hastalık zuhur etmiş. Kadın erkek çoluk çocuk çok insan ölmüş, hatta eski büyüklerimizin şöyle bir tabiri vardı bizim çocukluk yıllarımızda “Ne yapalım 40 gün vehlet olmuş vadesi yeten ölmüş vade yetmezse vehlet bir şey yapmaz diye” büyük dedemizin dedesi Hüseyinin bütün ailesi vefat etmiş 4 yaşından Ayşe adından bir torunu ile kalmış. Bir sabah merkebine Torunu Ayşe’yi bindirmiş köyden dışarı çıkarken köylülerden soran olmuş. Hüseyin goca nereye giden erkenden böyle demişler. Benim bu köyde tutunacak dalım kalmadı torunumla beraber köyü terk ediyorum nereye gideceksin. Bilmem nerde akşam olursa orada kalacağım hazar bir misafir alan olur bende o köylü olurum demiş ve ayrılmış. Ve arası 20 km kadar olan bizim köy olan Gilisıra’ya gelmiş orada mukim olmuş. Torunu Ayşe ninem 20 yaşlarında iken 1780 ya da 1790 doğumlu olduğunu tahmin ettiğim dedem ölmüş. Torunu tek başına kalmış. O yıllarda köyün büyükleri böyle kimsesiz kalan çocuklara bilhassa kızlara çok sahip çıkar yardımcı olurlarmış. Öyle de olmuş büyükler toplanmış bu kıza bir koca(sahip) bulalım deyip köyde yakın köylerden gelmiş taş yapı ustalığı yapmakta olan İsmail adındaki gence bu kızı eş olarak alır mısın, diye teklif etmişler o da alırım demiş bunları başgöz etmişler. Bir yıl yaşamışlar çoluk çocuk olmadan kocası İsmail ölmüş.

Yine köyün büyükleri toplanmışlar bu hanımın kocası öldü buna bir sahip bulalım, derler yaşlı birisi ‘İnili yani kayını olan kadının kocası ölmez’ der. Bunun bekar çelebisi Seyit var onu çağıralım kabul ederse ona verelim derler, kabul eder. Seyit dedem ile evlenen Ayşe ninemizden aile büyümüş. Detseli kökenli olunca ilk çocuklarına büyük dedemizin adı olan Hüseyin ismi verilmiş 1860 doğumlu Hüseyin dedem 1922’de vefat etmiş.

Köyümüzde Çanakkale şehidi Mülazım Hüseyin efendinin oğlu Osman Ok 7-8 yaşlarında babadan yetim kalınca devlet Osman’ı Karaman’a götürüp okutmuş. Osman hem Osmanlıca’ya hakim hem de Latin harflerine hakim olarak 1926’da köye gelince köyün hesap işlerine bakmak üzere muhtarlıkta köy katibi olmuş. Ve eskiden de Osmanlıca kayıtları olan köy kütüğünü Türkçe olarak 1’den 153’e kadar, 153’ten 305’e kadar iki cilt halinde mükemmel bir şekilde kayıt altına almış. Harf devrimi nasıl oluyor? Bizim köyde devrim 1926’da olmuş Osman amca sayesinde ben bunları biliyorum. Çünkü o köyün katipliğini 10 yıl kadar da ben yaptım. Benim küçüklüğümde köyüm Gilissira civar köylerin şehri gibiydi. yapı aletlerinden ayakkabıya, tekel ürünlerinden sıvı yağ ve eczane ilaçları bile bulunan on kadar bakkal dükkanı vardı. Çok gurbet ayaklı olan köyüm 475 hane 2000’den fazla nüfusa sahipti.”

Bunları anlatınca İlber Hoca, “Yahu arkadaş sen hem köy ilkokulu mezunuyum diyorsun hem de fi tarihini anlatıyorsun, bunları nasıl öğrendin?”

“Hocam hem merakımdan, büyüklere çok soru sorduğumdan hem de çok okumak ile bu bilgilere ulaştım. Hafızam çok iyi dinlediğim bir konuyu asla unutmam şükür” dedim.

Zaman öğleyi çok geçmişti Yemek yiyelim” dedi. Müsaade istedim “Bu kültürü seninle tekrar buluşup uzunca konuşmayı isterim, inşallah bir daha buluşalım” dedi, ama tekrar buluşmak nasip olmadı. Allah değerli hocama rahmet eylesin. Dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.