Konya Aydınlar Ocağı’nda mutasavvıf Niyâzi Mısrî’nin hayatı ve tasavvuf dünyasını anlatıldı

Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Temel İslâmi Bilimler Bölümü, Tasavvuf Ana Bilim Dalı Başkanı Porf. Dr. Mustafa Aşkar Konya Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği Selçuklu Salı sohbetlerinde mutasavvıf Niyâzi Mısrî’yi ve tasavvuf dünyasını anlattı.

Konya Aydınlar Ocağı’nın Selçuklu Salı Sohbetlerinde Prof. Dr. Mustafa Aşkar mutasavvıf Niyâzi Mısrî’nin hayatı ve tasavvuf dünyasını anlattı:

“TASAVVUF İSLÂM’IN YUMUŞAK KARNIDIR”

Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Temel İslâmi Bilimler Bölümü, Tasavvuf Ana Bilim Dalı Başkanı Porf. Dr. Mustafa Aşkar Konya Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği Selçuklu Salı sohbetlerinde Halvetiyye’nin Mısriyye kolunun kurucusu mutasavvıf Niyâzi Mısrî’yi ve tasavvuf dünyasını anlattı.

Konevi derneği salonundaki programda açılış konuşması yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü tasavvufun inceliklerine dikkat çekerek “Dinimizde ezana hürmet vardır. Konya’da Hacıveyiszade Mustafa Efendi bu hürmete çok dikkat çeken ve toplumu uyaran, bilgilendiren bir âlimdir. Mesela Cuma günleri vaaz eden hatipler, ezan okunmaya başladığında (Ezana hürmeten…) deyip vaazı bitirseler ve konuya ertesi hafta devam etseler, cemaat ezana hürmetin ehemmiyetini çok daha etkili şekilde anlayabilir” dedi.

Aslen Karapınarlı olan ve Karapınar Tarihi’ni de yazan Prof. Dr. Mustafa Aşkar’ın Niyazi Mısrî’yi de kaleme aldığını kaydeden Güçlü “Sabatay Sevi’nin Mehdilini ilân ettiği dönemde tasavvuf dünyasında da Malatya’dan çıkan Mısrî Mehdi olduğunu ilân etti. Sonra bu ikisinin yolları bir şekilde kesişti ve farklı yerlere sürgün edildiler. Çok detaylı bilmediğimiz biri olan Mısrî’yi daha kapsamlı olarak Mustafa Aşkar hocamızdan dinleyeceğiz” diyerek konuşmasını tamamladı.

Daha sonra kürsüye gelen Prof. Dr. Mustafa Aşkar (Niyazî Mısrî ve Tasavvuf Anlayışı) konusunu 1997 yılında tez olarak çalıştığını, yayınladığı kitaba da dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın Ön Söz yazdığını söyleyerek “Eserimiz daha sonra İnsan Yayınlarında ikinci baskısını yapmıştı. Yakın zamanda Ketebe Yayınları üçüncü baskıya talip oldu ve bir beyiti isim yaparak (Çün Sana Gönlüm Müptela Düştü) adıyla yayınladı” dedi.

Msırî’yi bir cümle ile özetlemek için (Türkçe konuşan İbn-i Arabî) diyen Aşkar “Mısrî, Yunus Emre’den sonra Türk dilinde yazan önemli bir zattır. Yüz on iki şiiri bestelenerek TRT arşivine girmiştir. Meşhur olan pek çok ilâhisi var. Yunus Emre’den sonra en çok ilâhisi olan eser sahiplerindendir. Mısrî, Aziz Mahmut Hüdaî, Alvarlı Efe, Borlu Ahmet Efendi gibi mutasavvıflar çok güçlü, günümüz insanının (damarcı) dediği usulde şiirler kaleme almışlar” dedi.

Mısrî Divanı’nın ölüm yılı olan 1698’den bu yana yaklaşık beş asırdır okunduğunu ve yazdığı ilmihale (Tarikat İlmihali) denildiğini kaydeden Aşkar “Her tasavvufi akım bu eseri kabul etmiştir. Eserleri çok yaygındır ve hemen hemen her kütüphaneden bulmak mümkündür” diye konuştu.

Mısrî hakkında biyografik bilgiler vererek devam eden Aşkar “1618’de Malatya’nın Aspozi kasabasında doğmuş ve yedi Osmanlı padişahı dönemini görmüştür. İlim öğenmek için 20’li yaşlarında Mısır’a gidip yedi sene kalmış. Bundan dolayı Mısrî lâkabını almış ama aslen Mısırlı değil, Malatyalı’dır ve adı Mehmed’dir. Sufi ve âlimdir. Aralarında tefsir de bulunan otuza yakın eser yazmıştır. Şiirlerinde “Mısrî” ve Niyâzî” mahlasını kullanmıştır” diyerek devam etti.

Niyâzî-i Mısrî’nin Halvetiyye’nin dört ana kolundan Ahmediyye’nin Mısriyye şubesinin pîri olarak kabul edildiğine vurgu yapan Aşkar “Tarikatın, Bursa Ulucamii’nin güney kısmında Niyâzî’nin sağlığında inşa edilen âsitânesi 20.yüzyılın başlarına kadar faaliyetini sürdürmüş, daha sonra bakımsızlıktan yıkılıp yerine bugünkü postahane binası yaptırılmıştır” dedi.

Mısrî’nin Mesihlik iddiasında bulunduğu hususuna da değinen Aşkar “İlmî kaynaklarda böyle bir bilgiye rastalamadık, güçlü bir bilgi değildir. Sabatay Sevi ile de karşılaşıp görüşmesi vardır ama bu kapsamlı bir görüşme ve Sabatay’ı onaylayan, yolunu, fikrini kabul ettiğini gösteren bir görüşme değildir” diye konuştu.

Yaşadığı dönemin şartlarında Mısrî’nin devlet erkâna eleştiriler de yaptığını anlatan Aşkar “Bir kaç defa Edirne’ye gitmiştir. Bir defa Rodos’a sürgün edilip dokuz ay kalmış. Limni’ye iki defa sürgün edilmiş ve on yedi sene kalmış. Bu zaman zarfında ayağında yirmi kiloluk demir ile bir camide durmuş. Sürgün olduğu Limmi adasında 16 Mart 1694’de vefat edip oraya defnedilmiş. Kabri üzerine yaptırılan türbesi Sultan Abdülmecid zamanında onarılmıştır. 1915’li yıllarda Türbesinin yanında onun adına bir vakıf vardır ve başkanı da Mareşal Fevzi Çakmak’tır” dedi.

Mısrî’nin Hz. Hasan ve Hüseyin’e (Peygamber) diyecek kadar ileri gittiğini anlatan Aşkar “Bu sözleri yanlıştır. Biz bunu coşku halinde yaptığı aşırılık kabul ediyoruz, doğru değildir” diyerek sözlerini sürdürdü.

Tasavvuz İslâm’ın yumuşak karnıdır. Eğer doğru kullanılırsa medeniyet kurar; Osmanlı’da olduğu gibi. Fatih Sultan Mehmet’in kapısını çaldığı Şeyh Ebül Vefa’nın (Sultanım, sizin sülûkünüz Devlet idaresinedir. İçeri girersini zikrin cevrinden çıkamazsınız) diye cevap vermesi bu medeniyetin göstergesidir” diyerek sözlerini tamamladı.

Prof. Dr. Mustafa Aşkar program sonunda katılımcıların talebi üzerine Niyazî Mısrî’nin bir eserini seslendirdi. Daha sonra Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü Aşkar’a kitap takdim etti. HABER MERKEZİ

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YEREL Haberleri