Eskiden sanki ramazana ayrı bir değer verilirdi köyde kentte büyük bir mazeret olamadan değil oruç yemek orucu bozan şeylere bile azami dikkat gösterilir büyük bir maneviyat duygusu sarardı insanları. Tabi bu arada azı gecelerde zenginler köyün fakirlerini veya şehrin kimsesizlerini toplar iftar yemeği verirlerdi.
İnsan yaşamında bazı şeyler vardır ki akıllarda yer eder unutulmaz izler bırakır genç dimağlarda. Köyümüzün zenginleri bunlara azami dikkat gösterirlerdi hatta bazı aralarında ihtiyaçlı ve fakirleri yemek yedirmek için bölüşmede münakaşalar bile çıktığı olurdu.
Benimde 1950 lili yıllardan aklımda kalan bir iftar yemeği var ki hala o güzel tatlı ve yemekler gözümün önünde durur gibi.
Köyün zengini sayılan sahavetli bir aile olan çimen gilin oğlu arkadaşım necmeddin bir hafta önce bana Ismayıl gardaşlık filan gün akşam iftar yemeğini bizde yiyeceğiz bir yere söz verme temammı dedi?
O gün geldi akşam vakti iftara yarım saat kala evimizin kapısını çalıp bizim bütün ailemizi çağırdığını ana babasının söyledi gitmemizi istedi ama anam merhum olmaz guzum siz İsmail ile gidin biz evimizde iftar edeceğiz dedi.
Akşam vakti açlık çökmüş belki de ilk oruç tutmaya başladığım yıllarım yaşım küçük o eve girince mis gibi kokular geldi burnuma. Bütün o güzelim yaprak sarması etli kuru fasulye mevsime göre bulunan sebzelerden yapılmış salata gibi yemeklerin yanında benim çok dikkatimi çeken ve lezzetine doyamadığım ömrümde hiç görmediğim bir tatlı vardı ki adı revani imiş. Çok sevmiştim ama bizim gibi fakirlerin evlerinde olması yapılması mümkün değildi her malzeme olsa bile o bolca şekeri bulup onun tadını vermek mümkün olmazdı.
Allah rahmet eylesin kabirleri cennet mekânı olsun bu tür zengin ve sahavetli insanların.
KÖYDE YAZ AYLARINDA ORUÇ TUTMAK
Ben yaşım itibarı ile bu yıllarda üçüncü kez Ramazan’ı yaz günlerinde tutma şerefine nail oluyorum, ömrüm kifayet ederse…
Allah, insanlar ibadetlerinin kıymetini bilsinler, ecrini ona göre alsınlar diyerek Ramazan aylarını senenin bütün aylarına serpiştirmiş yıllar itibari ile.
İşte bu yıl Ramazan ayı yazın sıcak günlerinde gelmeye başladı. Bu aylar belki 6-7 sene kadar yazın sıcağında tutulacak.
Yaz aylarında Ramazan orucu tutmak, şehirdeki yaşama göre köylerde daha zor idi. Sebebi ise insanların köylerde işlerinin ağır olmasıydı. Ekin, harman, bostan kışa hazırlık hep bu aylarda olur, buna karşılık hele bundan kırk elli sene önceleri daha bir zordu. Buzdolabı yok, sebze-meyve yoktu. Meyve bir nebze belki olurdu ama sebze köylerde en çabuk temmuz ayında çıkardı. Salatalık, domates, kabak biber daha benzeri şeyler. Bol gıda yok çalışma çok ve işler ağırdı.
Peki, nasıl yaşanırdı Ramazan? Sahurda yemek yendi mi yatmak yoktu. Merkepler hazırlanır erkence yola çıkılırdı. Hele bir de gidilecek tarla uzak ise o gün yandığımız gündür. Hemen varır varmaz oraklar elde, kuşluk vaktine kadar ekinler biçilir, sıcak çökmeye başladı mı bir ağaç taş gölgesi bulunur, oralara insanlar canlarını atar tam ikindi vaktine kadar.
Sonra ikindi olunca kalkılır, yine bir miktar ekin işlenirdi. Ekin tarlada kalacak değildi. İşlenen ekinler merkeplere yüklenir, yola düşülür artık iftar yolda mı olur tarlada mı olur insanların ağızları pesenleşir, vücutlar takatsiz, bacaklar vücudu çekmez hale gelirdi. İftar olduğu bilinince yolda kuyu mu olur sarnıç mı olur, neresi olursa su içerler, ondan sonra daha bir bitkin olurlar. Eve gelinir, harmana merkeplerin yükü yıkılır namaz kılmadan bir parça bulunandan yemek yenir eğer evde bir ihtiyar ana var ise bir şeylerde vardan yoktan hazır etti ise ona köle olunur artık dualar bini bir yerden gelirdi.
Akşam sabah aynı orucun zorluğu devam eder, ama işlerde devam eder ekini zamanında dermez isen düğeni zamanında sürmez isen kışa aç kalırsın. Hani eski deyimle. Ya bu deveyi güdecen ya bu diyardan gidecen... Bizde gitmek yoktu ya bu deveyi güdecen ya bu deveyi gene güdecen. İşte işimiz zordu ama samimiyet yardımlaşma birbirimizi sevme ve sayma vardı. Bugün yitirdiğimiz bazı değerleri yeniden kazanmaya ne kadar da muhtacız.
Birçoğumuz sanki onları kaybettiğimizin farkında bile değiliz. Sizce de öyle değil mi!?
HAZIRLAYAN: İSMAİL DETSELİ