Bazı şehirler vardır, geçmişleri yalnızca tarih kitaplarının sararmış sayfalarında değil, sokaklarının taşında, camilerinin kubbesinde, medreselerinin kapısında yaşamaya devam eder. Konya da işte o şehirlerden biri. Her köşesinde bir medeniyetin izini taşıyan, yalnızca bugünüyle değil, asırlara uzanan hafızasıyla da var olan bir şehir…
Konya da o özel şehirlerden bir tanesi…
Elbette ki medeniyet hafızasını yok saymak doğru değil ve bu tür çalışmaların da Konya’da yapılması gerekirdi.
Konya’da tarihi eserlerin yeniden ayağa kaldırılması için yürütülen çalışmaların haberini okurken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bir şehri şehir yapan nedir? Yüksek binaları, geniş caddeleri, kalabalık meydanları mı, yoksa bütün bunlardan çok daha önce orada var olmuş bir medeniyetin izlerini yaşatabilmesi mi?
Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Konya Büyükşehir Belediyesi arasında yürütülen iş birliğiyle İnce Minareli Medrese’den Sâhib Ata Külliyesi’ne, Sultan Selim Camii’nden Şerafettin Camii’ne kadar pek çok tarihi yapının yeniden ihya edilmesi, bu sorunun cevabını bir kez daha hatırlatıyor. Çünkü burada yapılan iş, yalnızca eski yapıların taşını, duvarını, minaresini onarmaktan ibaret değil. Asıl mesele, bir şehrin hafızasını korumak, geçmişle gelecek arasındaki bağı koparmamak.
En kıymetli noktalardan biri de geçmişte bakımsızlığa terk edilmiş yapıların bugün yeniden hayat buluyor olmasıydı. Bir zamanlar çevresindeki otların, çerçöpün arasında unutulmaya yüz tutan Sâhib Ata Külliyesi'nin bugün yeniden ihya edilmesi, aslında yalnızca bir restorasyon hikâyesi değil; aynı zamanda bir şehir vicdanının yeniden harekete geçmesidir.
Vakıf eserleri, bir dönemin mimari anlayışını anlatmanın ötesinde, o dönemin insanının dünyaya nasıl baktığını da gösterir. Bir insanın malından, mülkünden vazgeçerek gelecek nesillere bir hayır kapısı bırakması, bugünün hızla tüketilen dünyasında üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir mirastır. Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu'nun da ifade ettiği üzere, Konya'da kurulan 1.579 vakıf, bu toprakların yalnızca bir yerleşim merkezi değil, aynı zamanda güçlü bir vakıf ve ilim medeniyeti olduğunu ortaya koyuyor.
Elbette bu ölçekteki çalışmaların arkasında yalnızca maddi imkânlar yok. Bir irade, kararlılık ve ortak bir hassasiyet gerekiyor. Konya Büyükşehir Belediyesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü arasındaki iş birliğinin kıymeti de burada ortaya çıkıyor. Yerel yönetimlerin, kamu kurumlarının ve ilgili kurulların aynı hedef doğrultusunda hareket etmesi, tarihi mirasın korunmasında örnek bir yaklaşım sunuyor.
Bugün bir medresenin kapısından içeri girebilmek, asırlardır ayakta duran bir caminin kubbesi altında dua edebilmek, geçmişin izlerini bugünün hayatında hissedebilmek büyük bir imkân. Fakat bu imkânın kendiliğinden var olmadığını unutmamak gerekiyor. Her eser, korunmadığı takdirde zamanın sessizliğine karışmaya mahkûm.
Konya'nın tarihi eserlerine yönelik bu çalışmaların en güzel tarafı da geleceğe bırakılacak mirasın yalnızca sözle değil, somut adımlarla korunuyor olması. Çünkü bir şehrin geçmişine sahip çıkması, geleceğine de sahip çıkması demektir.
Ve belki de bütün bu çalışmaların ardından geriye kalacak en değerli şey, yeniden yükselen taş duvarlardan çok daha fazlası olacak: Ecdadın emanetine sahip çıkan bir neslin, kendisinden sonrakilere bırakacağı güçlü bir hafıza.
Konya'nın yarınları elbette daha güzel olabilir. Yeter ki bu şehrin dününe gösterilen hürmet, yarınında da yaşamaya devam etsin.
Teşekkürler Uğur Başkan…