Sessiz Çatlaklar ve Sessiz Dağlar

Uzman Aile Danışmanı Büşra Akyüz

Aile, dengeyle ayakta duran bir yapıdır. Ne tek başına sevgi yeterlidir ne de yalnızca otorite. Denge bozulduğunda ise en sessiz çığlığı çocuklar atar. Biz çoğu zaman bu çığlığı duymayız; çünkü çocuklar bağırmaz, davranışlarıyla anlatır. İçe kapanarak, öfkelenerek, uzaklaşarak… Ve biz o anlarda soruyu çocuğa sorarız; oysa asıl soru aynaya sorulmalıdır.
Son yıllarda aile içi dengede dikkat çeken bir kırılma var. Roller yer değiştiriyor, sınırlar bulanıklaşıyor. Özellikle günümüz babaları, evin içinde giderek görünmez hâle geliyor. Baba, sadece maddi sorumluluğun taşıyıcısı gibi algılanıyor. Getirdiği para konuşuluyor ama taşıdığı yük konuşulmuyor. Oysa baba yalnızca eve ekmek getiren değil; güveni inşa eden, sınırı belirleyen, çocuğun hayata tutunma biçimini şekillendiren temel bir figürdür.
Bugünün Türkiye şartlarında babalar, ekonomik baskılarla, gelecek kaygısıyla, iş stresiyle, geçim derdiyle büyük bir yükün altında yaşıyor. Çoğu zaman bu yükü dile getirmiyorlar. Çünkü babalar şikâyet etmeyi değil, dayanmayı öğrenerek büyütüldüler. Bu yüzden onları en iyi anlatan benzetme belki de şudur: Babalar sessiz dağlardır. Gürültü koparmazlar ama yerinden oynadıklarında sarsıntı büyük olur.
Aile içinde otoritenin tamamen tek elde toplanması, çoğu zaman iyi niyetle başlar. Anne, yükü sırtlandığını hisseder; düzeni sağlamak ister. Fakat fark edilmeden baba devre dışı bırakıldığında, çocuk için güven zemini zedelenir. Çünkü çocuk, anneyle şefkati, babayla sınırı tanır. Bu iki unsurdan biri eksildiğinde denge bozulur. Otoritesi yıkılan baba, çocuğun gözünde yalnızca güç kaybetmez; aynı zamanda değer de kaybeder.
Burada durup şu hakikati yeniden hatırlamak gerekiyor: Baba olmak sert olmak değildir. Anne olmak da her şeyi tek başına taşımak zorunda olmak değildir. Kadın ve erkek aynı yolun iki yolcusudur. Biri durursa diğeri yorulur; biri yok sayılırsa diğeri ağırlaşır. Aile dediğimiz yapı, “ben”lerin değil, “biz”in omuz omuza yürüyebilme iradesidir.
İnancımız bize çok açık bir ölçü sunar: Eşler ve evlatlar bize verilmiş birer emanettir. Emanet bilinci; kalp kırmadan konuşmayı, adaletten şaşmamayı, sevgiyi ve şefkati eksiltmemeyi gerektirir. Ama aynı zamanda sorumluluğu paylaşmayı, yükü bölüşmeyi ve birbirinin yerini korumayı da kapsar. Sevgi sınırla, sınır merhametle anlam kazanır.
Bugün birçok evde huzurun barınamamasının sebebi sevgisizlikten çok dengesizliktir. Sevginin dokunmadığı bir evde huzur olmaz; ama babanın yok sayıldığı, annenin yalnız bırakıldığı bir evde de güven büyümez. Çocuklar, anne babalarının birbirine nasıl baktığını izleyerek hayata hazırlanır. Babanın değersizleştirildiği, annenin tek başına bırakıldığı evlerde çocuklar da kendilerini güvensiz hisseder.
Toplumun temeli ailedir; ailenin temeli ise adalet, sevgi, saygı, hoşgörü ve merhamettir. Bu değerler sadece sözle değil, duruşla aktarılır. Evde kurulan denge, çocuğun yarın kuracağı hayatın temelini oluşturur.
Bu bilinçle kurulan yuvalar; çocuklarına güvenli bir dünya, annelerine desteklenen bir yük, babalarına ise fark edilen, değer verilen bir sorumluluk bırakır. Aileyi ayakta tutan şey kusursuzluk değil; birbirini gözetme iradesidir.
Ve bazen bir evi ayakta tutan en güçlü şey, sessizce dağ gibi duran bir babanın varlığıdır.
Baba demek çoğu zaman sessiz emek demektir. Görünmeden yorulmak, konuşmadan taşımak, sarsılmadan ayakta durmaktır. Bir çocuk evinde hem baba otoritesini hem baba sevgisini birlikte görebildiğinde; daha güvenli, daha sağlıklı bir ortamda büyüme şansı elde eder. Ve bu şans, çoğu zaman annelerin babaya açtığı alanla hazırlanır. Çünkü aile, birbirinin yerini koruyabildiğinde güçlenir.
Rabbim aile birliğimizi diri tutsun, evlerimize adaletle harmanlanmış sevgi, merhametle dengelenmiş otorite nasip etsin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.