Tel Aviv'de, Herzliya'nın serin, palmiyeli sokaklarına bakan o lüks, cam kaplı plazalar... İçeride Tomahawkların, B52’lerin, F-35'lerin kokpitinden duyulan kulakları sağır edici motor sesleri yok; burada sessizlik, espresso makinelerinin tıslaması ve klavye tuşlarının o ritmik, o steril tıkırtısı var. Burası Mossad'ın, İsrail Savunma(!) Bakanlığı'nın "Hasbara" merkezleri. Dünyanın en aşağılık, en kanlı, en sinsi dilinin üretildiği yalan fabrikaları.
O bilgisayarların başında, son moda kıyafetler giymiş, dört dil bilen, çok iyi eğitimli, pahalı parfüm, traş losyonu kokulu, gencecik "uzmanlar" oturuyor. Elinde silah yok hiçbirinin. Onlar kurşun sıkmıyor; onlar kelimeleri iğdiş ediyor, hakikati boğazlıyor. Enkaz altından çıkarılan ve bedeni bir plastik poşete zor sığan o çocuğun fotoğrafına bakıp, altına yazılacak o kusursuz, o şeytani "ingilizce, türkçe, arapça vd" metni kurguluyorlar. Ölüm demiyorlar, "etkisiz hale getirildi" diyorlar. Katliam demiyorlar, "operasyonel hedefler" diyorlar. Çocuk, kadın, sivil demiyorlar; "insan kalkanı", "tali hasar", "potansiyel tehdit" “kendini savunma hakkı” diyerek bir halkın, bir coğrafyanın topyekûn katlini rasyonelleştiriyor, dünyanın o kokuşmuş vicdanı, yani bizim için ambalajlıyorlar. Aldanmaya çoktan yatkın beynimizle ekranlardan akan haberlere bakıyoruz.
Sonra bir "Enter" tuşuna basıyor o steril parmak.
İşte o an, algoritmaların o karanlık, o kan emici çarkları dönmeye başlıyor. Yalan, dijital ağların o iğrenç kablolarından süzülüp dünyanın dört bir yanındaki propaganda aygıtlarına servis ediliyor. Kravatlı, yaldızlı stüdyolardaki haber bülbülü spikerler, bu kanlı basın bültenini hiçbir harfine dokunmadan, adeta efendilerinden aldıkları bir vahiy gibi ekranlardan kusuyor. Sosyal medyada mavi tikli "influencer"lar, satılık kalemler, ünlüler, fanatikler, bot hesaplar ve troll orduları bu yalanı köpürtüyor. Göz göre göre parçalanan bebeklerin üzerine, kelimelerden, dezenformasyondan ve "ama onlar da..." diye başlayan o iğrenç şerhlerden devasa bir beton dökülüyor.
Ve sen... Ekran başında, kahvesini yudumlarken bu yalanı okuyan, "Ortadoğu işte, çok karışık mesele", "kimin haklı olduğu belli değil" diyen o ahmak, o konforlu, o vicdanı alınmış saf kalabalık! Sizin o uyuşukluğunuz, o "tarafsızlık" maskesi altına sakladığınız korkaklığınız olmasa, bu yalan makineleri bir saniye bile çalışamazdı. Tıkladığınız her "beğeni", yuttuğunuz her "insan kalkanı" manşeti, paylaştığınız her sözde "analiz", o enkazın altındaki çocuğun üzerine attığınız bir kürek topraktır. Siz, katilin suç ortaklarısınız. Sizin cehaletiniz masum değil, sizin saflığınız kanlı bir saflık!
"İnsanlar, Hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır..." İsmet Özel'in dediği gibi. Kendi konfor dünyanıza kulak kesildiniz tamam, o enkazların altından yükselen o boğuk hırıltılara, o çığlıklara tamamen sağır oldunuz.
Oysa orada, o enkazın altında sadece et ve kemik yığınları yok. Orada çalınan, asla yazılmayacak olan binlerce hikâye var. Büyüdüğünde doktor olmak isteyen bir kız çocuğunun yanmış günlüğü var. İlk kez baba olmanın sevincini yaşayamadan, evladının o küçük kefenini bağlayan bir babanın deliren aklı var. Düğün hazırlığı yaparken, çeyizleri bombalarla havaya uçan bir genç kızın o paramparça edilmiş umudu var. Bir medeniyetin, bir sokağın, bir mahallenin çalınan anıları var. Sesleri duyulmayan, hikayeleri anlatılmayan, acıları "Hasbara" merkezlerinde birer terör istatistiğine dönüştürülüp hafıza deliklerine atılan binlerce masum...
Siz ey Tel Aviv'in steril ofislerinde o kelimeleri iğdiş eden takım elbiseli alçaklar! Siz ey o yalanları manşetlerine taşıyan satılık kalemler! Ve siz ey bu yalanlara inanıp konforundan taviz vermeyen ahmaklar sürüsü!
Sanıyor musunuz ki bu devran hep böyle dönecek? Sanıyor musunuz ki yazdığınız o İngilizce yalanlar, o algoritmalar, o şaşalı diplomasi sözcükleri sizi o "mutlak sondan" kurtaracak?
rahat ölmeyeceksiniz! yaşayamayacaksınız da…
O çaldığınız hikâyeler, sesini kıstığınız o çığlıklar, isimlerini rakamlara dönüştürdüğünüz o bebeklerin ahı sizin boynunuza asılı, görünmez, ateşten bir ilmik. Binlerce masumun, o anlatılmayan, o çalınan trajedisinin vebali sizin damarlarınızda dolaşan bir zehir olacak. İlerleyen yaşınızda, o lüks yataklarınızda, o steril hastane odalarında ölüm sizi beklerken; o klavyede bastığınız her tuşun sesi, kafanızın içinde patlayan birer bombaya dönüşecek. Gözlerinizi her kapattığınızda, "tali hasar" deyip geçtiğiniz o çocukların, o esmer, o toprağa bulanmış yüzleri çıkacak karşınıza.
Kendi yalanınızın, kendi kibrinizin ve kendi kokuşmuş vicdanınızın karanlığında boğularak vereceksiniz o son nefesinizi. Rahat bir ölüm, size haram olsun.
Bu kelime tüccarlarına, bu algı tetikçilerine, bu yalan şebekesinin o görünmez dişlilerine ve çanak tutan bütün ahmaklar, ruhsuzlar… siz de nasibinizi bekleyin bu suç ortaklığından…
Not: Hasbara (İbranice: הסברה), kelime anlamıyla "açıklama" demektir. İsrail devleti, ordusu ve destekçileri tarafından yürütülen, İsrail'in politikalarını, eylemlerini ve bakış açısını dünya kamuoyuna savunan iletişim faaliyetlerini, kamu diplomasisini ve propaganda çalışmalarını tanımlayan bir terimdir