Ülkemizdeki yayın sayısı istenilen sayıda ve hızda değilse de giderek artıyor. Bu sevindirici bir şey. Bazı araştırma ya da istatistikler her ne kadar istenilen sayıda olmadığına dair veriler sunsa da artık öğretmen, anne baba ve/ya gençler, çocuklar, genel adıyla okurlar şu soruyla ya da sorunla da karşı karşıyalar diyebiliriz: hangi tür kitap ya da yazarları okumalıyız? Yüzlerce, binlerce kitap arasından iyi, nitelikli, kendimizi geliştirmeye dair hangi yazarları, kitapları, kitap türlerini okumalıyız? Kişinin yaşı, seviyesi, okuma arka planı, beklentileri vb bir çok değişkene göre buna verilen cevaplar değişebiliyor. Herkesin ismini bir çırpıda sayabileceği klasikler, kitaplar vardır. Çok tavsiye edilenler, çok satanlar… bunlar arasından hangi türler, yazarlar, yayınlar, çeviriler vd tercih edilmeli? Bazen çok popüler, çok satan, çok tavsiye edilip reklamı iyi yapılan eserlerle karşılaşmak da ihtimal dahilinde. İyi okurlar bu cümledeki bazen kelimesine itiraz edebilir, evet. Haklılar.” Nothing but hits” denilen durumla da karşı karşıya kalabiliyoruz sıklıkla. Ortaokula giden oğlum henüz ilk okula giderken sınıf kitaplığından okuması için seçtiği ya da öğretmeninin verdiği kitaplar hatırlıyorum. Okumayı istemiyordu ancak okuması gerekiyordu. Zorla okuması gereken kitaplar. Ben de okumayı birlikte gerçekleştirmeyi teklif ediyordum okuma alışkanlığını geliştirmesi, iyi bir okur olmasına yardımcı olması için birlikte okuyorduk. İki sayfa o okuyacak iki sayfa ben. Sonra beş sayfa o okuyacak beş sayfa ben. Sesli olarak okuyorduk, birbirimize. Hit olup olmadığını bilmediğim ama hiç olduğuna emin olduğum kitaplar okuduk birlikte. Her ne kadar ona söylemesem de okuduğumuz, okumaya çalıştığımız kitaplar “hiç”di sınıf kitaplığına girebildiyse belki hitti de. Bilmiyorum. Okurken ben zorlanıyordum, kitap bana, oğluma ne veriyordu? Heyecan, bilgi, merak, dil estetiği, sürükleyicilik, sonunu getirme isteği, aynı yazarın farklı kitaplarını alma heyecanı… hayır, işkence bitsin. Seviyeye ve dil, okuma, öğrenme, hayal kurma, kelimelerden ülkeler inşa etme, bir tavşan deliğinden içeriye düşüp farklı dünyaları keşfetme, kahraman olma, fantastik serüvenler, önemli bilgiler… hiçbirisi neredeyse… oğlumun ilgisi, izlediği filmler, oyunlar, ilgisi, yaşadığı çevre vd bakınca okuduğumuz kitapların böyle bir gerçekliğe hitap ettiğini söylemek zor. Kitap bitince onunla kitap üzerine konuşacaktık ama gerçekten konuşmak zordu.
Evet, bir kitap fuarı, kitap ekinde, onca yazı yayın broşür dergi kitap arasında bu yazıyı bulup hala bu satırlara kadar okuyorsanız muhtemelen siz de buna benzer durumlarla karşılaştınız, yaşadınız demektir.
Ben bana sorulan önerilerde genelde gençlere biyografi türü kitaplar okumalarını tavsiye ediyorum. Çünkü bir yazarı anlamanın, onun düşünce dünyasına girmenin, yaşam tecrübesinden kendimize bir şeyler katmanın en kestirme ve etkili yolu iyi yazılmış güvenilir, etkileyici biyografiler okumaktır. Çünkü biyografi yazarı, bir seyahat rehberi gibi, yazarın düşünce dünyasında, hayatının labirentlerinde, çıkmazlarında, başarı ve başarısızlık anlarında, karakter vadilerinde, bizi gezdirip, tanıtır ve yol gösterir. Bir keşif rehberidir. Yazarın kitaplarında satır aralarında söylediğini bize açıklar, işaret eder. Düşünce dünyasının derinliklerinde yaşayan, gezinen yazarı bulup gün ışığına çıkarır. Umutları, sıkıntıları, bunalımları, aşkları, mücadelesi, davası, bir bütün halinde insan yönünü, eseri tanıtan klavuzumuzdur biyografiler. İyi biyografiler okumak, bir hayata sığdırılmış bin hayat demektir. Hayatını bilmediğimiz yazarı daha iyi anlama şansımız azdır. Bu yüzden biyografiler önemli, biyografi okuyun diyorum öncelikle sizden önce gitmiş, yaşamışların ayak izlerini takip edin. “çünkü insanların hayat hikayeleri bir mezarlık değil cephaneliktir”. İyi kitaplar son sayfaya geldiğimizde bitmez. Kitabın bittiği yerde senin hikayen başlar… Belki de bu yüzden biyografiler yazmaya başladım denebilir. Kimbilir…
*Bir Muhammed İkbal Biyografisi: Sisler Çarklar Hayaletler. Hece Yayınları.