Bir şehrin gelişmişliği, yalnızca yükselen binalarıyla ya da ekonomik verileriyle ölçülmez; bir şehrin ve toplumun gerçek medeniyet seviyesi, bir kadının günün herhangi bir saatinde sokakta tek başına ne kadar güvende yürüyebildiğiyle ölçülür. Ne var ki günümüzde, yalnız başına dışarıda olan kadınların erkekler tarafından sözlü, görsel veya fiziksel tacize uğraması, toplumun derinleşen ve bir türlü iyileşmeyen en büyük kanayan yaralarından biri olmaya devam etmektedir.
Sokaklar, parklar, toplu taşıma araçları ve meydanlar; cinsiyet farkı gözetmeksizin her bireyin eşit hakkına sahip olduğu ortak yaşam alanlarıdır. Ancak mevcut düzende kamusal alan, pek çok kadın için bir özgürlük alanı olmaktan çıkıp sürekli bir tetikte olma, korku ve tedirginlik hissine dönüşmüştür. Kadınlar sokakta yürürken arkalarından gelen ayak seslerini dinlemek, kulaklık takarken bile çevrelerini kontrol etmek, giyim kuşamlarını veya geçecekleri sokakları değiştirmek zorunda kalmaktadır. Kadının özgürce hareket etme hakkını gasbeden bu durum, bireysel bir asayiş sorunu değil, köklü bir toplumsal zihniyet krizidir.
Bu krizin temelinde, kamusal alanı erkek egemen bir bölge olarak gören, kadının varlığını ve özgürlüğünü kabullenmekte zorlanan hatalı öğretiler yatmaktadır. Taciz olaylarının ardından sıklıkla karşılaşılan "Orada ne işi vardı?", "O saatte neden dışarıdaydı?" veya "Ne giymişti?" gibi mağduru suçlayan yaklaşım, suçu meşrulaştırmaktan ve faile cesaret vermekten başka bir işe yaramaz. Oysa tacizin hiçbir bahanesi, hiçbir gerekçesi olamaz. Suçun tek bir sorumlusu vardır, o da sınır ihlali yapan faildir.
Bu kanayan yarayı sarabilmek için köklü ve bütüncül adımların atılması şarttır: Sözlü veya fiziksel her türlü taciz eylemi kağıt üzerinde kalmayan, tavizsiz ve caydırıcı cezalarla karşılanmalıdır. Cezasızlık hissi, yeni ihlallere davetiye çıkarır.
Aileden başlayan ve okullarda devam eden eğitim süreçlerinde; rıza, kişisel sınırlar ve cinsiyet eşitliği kavramları çocuklara küçük yaştan itibaren aşılanmalıdır.
Toplumsal Sorumluluk: Sokakta bir tacize tanık olunduğunda sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Özellikle erkeklerin, hemcinslerinin sergilediği bu kabul edilemez tutumlara karşı ses çıkarması ve tepki göstermesi, zihniyet değişiminde kritik bir rol oynar.
Sonuç olarak; kadınların korkusuzca, başı dik ve özgürce yürüyemediği bir toplumda gerçek anlamda bir huzurdan, adaletten ya da medeniyetten söz etmek mümkün değildir. Kadınların kamusal alandaki güvenliği bir lütuf veya ayrıcalık değil, en temel insan hakkıdır. Bu hakkı korumak, sokakları korkunun değil özgürlüğün mekânı haline getirmek hepimizin ortak insanlık borcudur.
Kadına Şiddet
İlk yorum yazan siz olun