Zaman, insan ömrünün en sessiz hırsızıydı; çalarken ses çıkarmaz, ancak geride bıraktığı boşluklarla varlığını hatırlatırdı.
Pencerenin önündeki eski ahşap sallanan koltuğunda oturan Zeynep Hanım, dışarıda hafifçe esen ikindi rüzgarının bahçedeki akasya yapraklarını hışırdatışını dinliyordu. Gözleri, uzun süredir aynı noktaya, bahçenin ortasındaki o küçük erik ağacına dalmıştı. O ağacı, yıllar önce kızı henüz avucunun içine sığacak kadar minikken, onunla birlikte dikmişlerdi. "Birlikte büyüyeceksiniz," demişti eşi rahmetli. Şimdi ağaç göğe doğru kocaman bir koca çınar gibi uzanmış, kızı ise kendi hayatının rüzgârına kapılıp gitmişti.
Evlat sahibi olmak, insanın kendi kalbini bedeninin dışarısında, savunmasız bir şekilde yürümeye bırakması demekti. Zeynep Hanım bunu ilk kez, kızı ilk adımlarını atmaya çalışırken düşüp dizini kanattığında anlamıştı. O gün kızının canından çok kendi canı yanmış, o küçük gözyaşları kendi yüreğine kurşun gibi oturmuştu. Yıllar boyunca gece uykusuzlukları, sınav heyecanları, büyüme sancıları ve nihayetinde "kendi yuvasını kurma" vakti gelip çattığında dökülen o hüzünlü gurur gözyaşları birbirini kovalamıştı.
Şimdi ev kocamandı, ama sessizlik ondan da büyüktü. Masadaki iki bardak yerine tek bir çay bardağının tıkırtısı yankılanıyordu odalarda.
Tam o sırada, bahçe kapısının gıcırtısı duyuldu. Ardından o hiçe sayamadığı, kalbinin en derin yerinden tanıdığı hafif ayak sesleri...
Kapı aralandığında, ellerinde poşetlerle, saçlarına rüzgâr değmiş kızı belirdi kapıda. Yüzündeki o yorgun ama dünyalara bedel tebessümle baktı annesine. İçeri girer girmez çantalarını fırlatıp doğruca Zeynep Hanım’ın kollarının arasına atıldı.
O an, aradan geçen yıllar, mesafeler ve o sessiz ev bir anda buhar olup uçtu. Zeynep Hanım, kızının saçlarına kondurduğu her öpücükte yeniden nefes aldığını hissetti. Evlat, ne kadar büyürse büyüsün, kaç yaşına gelirse gelsin, annesinin gözünde hep o ilk adımı atan minik çocuktu.
Kızı kulağına fısıldadığında, yaşlı kadının içindeki tüm kışlar bir anda bahara döndü: Özledim seni annecim, evime geldim..."
Dünya ne kadar gürültülü ve yorucu olursa olsun, evladın kokusunu içe çekmek, bütün yolların sonunda varılacak tek ve en güzel limandı.