Pencereden

Selman Durukan

Ocak ayının bir sabahı kar karşılamıştı onu. Lapa lapa yağıyordu, kimseyi umursamadan dingin ama bir o kadar haşmetli. Ağlıyordu sanki gök, o kadar buz tutmuştu ki ruhu ve kalbi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Fakat yerdekiler için bir senedir bekledikleri bir güzellikti bu. Yeryüzündeki kötülükleri örtüyor, her yeri aynı biçime sokuyordu. Çok garipti yaşanan bir olay kimileri için mutluluk kaynağı iken kimilerinin de hüznü oluyordu. O ise penceresinden olan biteni izleyip çayını yudumluyordu. Sabah saat dokuz olmuştu halbuki o geçen gece 4'te uyumuş ya da uyuduğunu düşünmüştü. Artık geceleri uyuyamıyordu. Bunun sebebinin ne olduğunu çok düşünmüştü. Belki de bunu düşünürken uykusuz kalıyordu. Halbuki hiçbir şey yoktu ortada. Sağlığı yerinde, güzel bir işe sahip, ailesiyle problemi yoktu. Peki neydi onu uyutmayan? Sabahlara kadar göz kapaklarını yapıştıran ve yatakta sağa sola döndüren. Anlamıyordu anlamlandıramadığı için daha da öfkeleniyordu. Bunun bir anlamı olmalıydı. Neden? Neden uyuyamıyordu? Biyolojik dengesini bozan şey neydi?..

Birden irkildi, kedisinin yanına geldiğini ve baktığını fark etti bu sayede çayının soğumuş olduğunu fark etti. Ocağın altını yaktı ve kendine sert bir kahve yaptı.

Kahve kokusu her zaman içini rahatlatırdı, onu geçmişe götürür oralarda dolaştırırdı. Yine derin bir nefes çekti kahvenin buharından gözlerini kapattı ve anıların dünyasına daldı. Sonra aniden irkildi çünkü aklına bir kitapta okuduğu o ilginç cümle gelmişti. Bu cümlede insanları rahatsız eden şeyin bitirilmemiş işler olduğunu söylüyor ve bitirilemeyen işlerin insanın enerjisini düşürdüğünü ve duygusal olarak depresif bir hale soktuğunu söylüyordu. Birden dank etti; belki de uyuyamamasının sebebi içinde bazı kalıntıların olmasıydı. Üzülmemek için o kadar bastırmıştı ki ne olduğunu tanımlayamasa da rahatsız edici oldukları kesindi. Gözlerini açar açmaz masasının önüne geldi ve pencereden yağan kara odaklandı ve var gücüyle düşünmeye başladı. Evet işe yaramıştı, yara aldığı üzüldüğü olayları düşünmeye başlamıştı. Düşündükçe beyninde şimşekler çakıyordu, uğradığı haksızlıklar geliyordu aklına; insanların onunla dalga geçmeleri geliyordu aklına, anne babasından yediği azarlar geliyordu aklına. Ona adam olamayacağını söylüyorlardı. Güvenini boşa çıkartan arkadaşları geliyordu aklına, bir de sevdaları... Onlar en büyüğüydü. Yaşadıkları bütün olumsuzlukların üstesinden gelmişti de yarı yolda bırakılmaları, haksızlığa uğramaları unutamamıştı. İçinin soğumadığı şeyler olduğunu hissetti. Halbuki çevresindekiler unuttun mu onu dediklerinde tabi ya ne takacağım manyak mıyım demişti. Evet manyağın önde gideniyim diye tekrarladı kahvesini yudumlarken. Bir daha başka birisini sevebilme ihtimalini düşündü, sorguladı kendi içinde; Ses yoktu, korktu... Evet onu uyutmayanın ne ya da daha doğrusu kim olduğunu bulmuştu. O'ydu onu uyutmayan onun sesi, yüzü, gözleriydi... Yaşanma ihtimali olup da yaşanamayan güzel anılardı onu uyutmayan. O'nun aklı başkasındayken kendisiyle konuştuğunu bilmekti uyutmayan, değersiz olduğunu hissettiği için uyuyamıyordu, kimsenin umurunda olmadığını bildiği için uyuyamıyordu. Belki de kendisini bu kadar erken kaptırması kendi hastasıydı ama kalbine söz geçiremezdi ya. Onu düşünmeye başladı ya Odasının duvarları üzerine gelmeye başlamıştı, nefesi kesilir gibi olmuştu hemen üstünü giyindi ve kendini dışarıya attı. Hava yumuşaktı, kar hala olağanca öfkesiyle yağmaya devam ediyordu; en iyisi yürüyüş yapmaktı. Filozofların yürümeye önem verdiğini ve yürümenin zihin açıklığı ve düşünceleri toparlamada önemli ölçüde faydalı olduğunu söylediklerini biliyordu. O'na kızmayı bırakmıştı artık. Çünkü bunun çocukluk olduğunu düşünüyordu ve yaşadığı olaydan öğrenmesi gereken bir şey olduğunun bilincindeydi. Belki tecrübe kazanması gerekiyordu belki de aradığı kişi o değildi ve yanlış tercih yapmanın bedeli yani cezasıydı bu. Birden kafasını kaldırdı saçmalama! Sevmekten başka ne yaptın ki dedi kendi kendine. Sonra düşünmeye devam etti çünkü beyni susmuyordu onu susturduğu her an patlayacakmış gibi hissediyordu. Hayallere daldı ya her şey istediği gibi olsaydı ne olurdu onu düşündü. Herhalde güzel bir ilişkisi olurdu, mutlu olurdu, sırtını yaslayacak birisi olurdu. Ona sevdiğini söyleyecek ve bunu hissettirecek birisi olurdu hayatında. Yorulduğunda, düştüğünde destek olacak birisi olurdu. Bütün bunları düşünürken hafifçe gülümsediğini fark etti çünkü hayali bile güzeldi. Bir an boşluğa baktı ve bütün bunların asla gerçekleşmeyeceği aklına gelince tekrar kızdı kendine; düşündüğü için. Artık bu hayalleri gerçekleştirmek istediği kişi yoktu. Gerçekleşmeyecek şeyleri hayal etmek anca ıstırap veriyordu. Yaşadığı başarısızlığın cezasını kendisine kesmiyordu elbette, bunun bilincindeydi. Çünkü oldurmak için çok uğraşmıştı. Elinden geleni yapmıştı. Sevgi girmeyen bir kalbe karşısına duvar ören birine daha ne yapılabilirdi ki. Evet suçlu kendisi değildi ama cezasını kendisi çekiyordu adalet bunun neresinde diye düşündü. Bütün düşüncelerini yazıya döküp vermek istedi ona. Ne hissettiğini bilsin ne yaptığını görsün istemişti. Bunu yaparsa Hiçbir şeyin değişmeyeceğinin farkındaydı ama bir an düşünmeden edemedi. Hala şunu biliyor ama kendisine bir türlü açıklayamıyordu; tekrar gelseydi, özür dileseydi ve bir şans daha isteseydi geri çeviremezdi. Bir suçlu gibi ezik yürümeye devam etti. Eve geldiğinde elleri üşümüş, sırtı terlemişti. Kendine bir çay koydu ısınmak için. Yürürken düşündüklerini hatırladı. İçine içine konuşmanın zararlı olduğunu hissetmeye başladı. Çünkü patlamaya hazır bir volkan olduğunu hissetti. Hayattan aldığı zevk azalmış, iştahı kapanmış çay ve kahve hayatı olmuştu. Ne kendi kendine vakit geçirdiğinde mutluydu ne arkadaşlarıyla vakit geçirdiğinde.

Ümidi yoktu eski güler yüzlü haline geleceğine. Ama hayat buydu ya hani, yaşamak acı çekmekti. Biliyordu… Bir çıkar yol bulmalıydı kendine, tekrar nefes almaya başlamalı tekrar insan içine çıkmaya başlamalıydı sonra ikisinin de çok sevdiği bir şairin çok sevdiği bir sözünü anımsadı.

Neye uzattıysak elimizi bir arşın bizden uzak...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.