Parsana mahallesi denilince aklımda tren yolu kenarındaki uçsuz bucaksız alanlar aklıma gelir. Çayır çimen olan Parsana civarına ilkokul çağından önce aşina oldum. Konyalılar Hıdırellez ve sultan Nevruz zamanı Parsana tarafına pikniğe gelinirdi. Parsana’ ya pikniğe gitmek 1960’ların sonları ve 1970’li yılların başında yaygındı. Şimdiki gibi minibüs, midibüs olmayınca o günkü şartlarda at arabası, Arçelik pırpır veya bir Skoda pikaba konu komşu ve çocuklar doluşur giderdi. Parsana eskilerin deyimiyle Konya’lıların teferrrüc alanı idi. Yani mesire yeri ve gezintiye gidilen bir yer idi.
Parsana kelimesi Türkçe olmayıp Bizans dönemine ait Varsana isimli bir kelimenin zamanla galat-ı meşhur olarak Parsana ismine dönüşerek bugüne gelmiş halidir. Çocukluğumda 1960'lı yılların sonu ve 1970'li yılların başında Parsana tarafında tren yolunun her iki tarafı çayır çimen yeşil alan idi. Silleye giden eski yol buradan sonra başlar giderdi. Etrafta tek katlı müstakil bahçeli evler vardı. Nalçacı siteleri henüz başlamamış idi. O civarda kimsesizlerin gömüldüğü Garipler mezarlığından ismini alan Garipler mahallesi (İhsaniye Mah.) ve Musalla mahallesi sakinleri vardı. Musalla bağları ve Musalla mezarlığının öte tarafı Araplar, Sedirler ve Büyük Sinan mahallesinden insanlar Nevruz'da ve özellikle Hıdırellez zamanı kadınlar ve çocuklar pikniğe gelirlerdi. Şehit Sadık, Cengiz Topel gibi okullardan da bahar mevsiminde pikniğe gidilen bir yer idi.
1973’lü yıllarda Konya’nın ilk çok katlı Nalçacı sitelerinin başlaması ve yeni Sille yolunun açılması ile Parsana mahallesi biçim ve şekil değiştirdi. Tren yolu ve civarındaki ekilen dikilen alanlar imara açıldı. Eski tarlalar ve yeşil alanlar apartman ile doldu. Günümüzün moda tabiriyle kentsel dönüşüm başladı. Bugün Defterdarlıktan başlayıp Nalçacı otogarı ve Toptancılara kadar olan alan bağlık bahçelik alanlar istimlak edildi. Tren yolunun önü ve arkası bu alana dahil edilerek yerleşim alanı oldu.
Yazıma başlık olarak kullandığım Parsana çeşmesi ise bugün mahalleden kalan tek yadigâr olarak kaldı. Ekmek teknesi İş ve İşçi Bulma Kurumuna ve Musalla mezarlığına yürüyüş mesabesinde olan bu tarihi çeşmeden bir çok kez su içmek nasip oldu. Yaklaşık altı yıl önce incelemiş ve fotoğraflamıştım. Yönetmekte olduğum Konya Eski ve Yeni Fotoğraflar sayfasında da paylaşmıştım. Parsana mahallesinin ismi diğer birçok mahalle ile birlikte kaldırıldı. Bugün eski Parsana civarı Ferit Paşa mahallesi içinde kalmıştır. Mahalleyi anımsatan ve yaşatan tek unsur Parsana çeşmesidir. Musalla mezarlığı tarafındaki Parsana camisi ise yeni bir camidir. Parsana mahallesinin bu hüzünlü durumunu ve her yönüyle ortadan kalkmasını kendine dert edinen koca Konya’da tek bir kişi vardır. O da merhum Gazeteci ve Yazar Zeki Oğuz’dur.
Değerli üstadım Zeki Oğuz Tatköy doğumlu olup Sille civarında yaşayan insanların kentte gelince ikamet ettiği yer olarak Parsana’ da ikamet etmiştir. Parsana bölgesini şöyle tarif eder: “Şimdi Selçuklu İlçesinin bulunduğu bölgede çok geniş bir alanı kaplardı Parsana. Devlet Hastanesinin arkasından başlar, İstanbul yolundan Buzluk Başına kadar uzanırdı. Batıda Hocacihan ve Sille Bağları ile çevrili bereketli topraklardı. Kimi yerlerde ağaçlıklı geniş bahçeler vardı. Ekilmeyen arazilerde Hocacihan’ ın, Sille’nin, Tatköy’ lülerin koyun sürüleri yayılırdı. Birer ikişer katlı evlerden oluşuyordu bizim mahalle, batıdaki mahalle genellikle iki katlı evlerden oluşuyordu. Silleliler mahallesiydi burası. (https://www.facebook.com/share/p/1GyZ457xZ9/)
2010 yılında kaleme aldığı uzun bir makaleye “Boyacı Tarlasından Parsana’ ya başlığını vermiştir. 2020 yılında ise “Betona Yenik düşen Topraklar: Parsana” isimli kitabı kaleme almıştır. Kitap olan bitene ve kaybolan Parsana’ ya sitem, özlem ve hüzün doludur. Zeki Oğuz üstadımın 1960’lı yılların Parsana mahallesini tasvir eden makalesinden bir kesit: “İnsan yaşlandıkça anılar daha baskın hale geliyor yaşamında. Her an herhangi bir şey anılara alıp götürüyor insanı. Sıkışıp kaldığım beton yığınlarının arasından geçip yıllar öncesine dönüyorum. Elli yıl öncesi. Musalla mezarlığının batı tarafı olduğu gibi bağ. Daha beton yığınları yok, garaj yok. Bağların batısı Boyacı tarlası. Birer ikişer katlı evlerden oluşmuş bir mahalle. Doğudan batıya uzanan üç paralel sokaktan oluşan bir mahalle.
Genellikle Sille taşından yapılma evler. Evlerin önünde oynayan çocuklar hem iş gören hem dedikodu eden kadınlar. Mahallenin önünden Malas Caddesi geçiyor ama cadde demeye bin şahit ister. En ufak çisentide çamur deryasına dönüşüyor yol. Yolun batı tarafı Sille’ liler mahallesi. Kuzeyden güneye uzanıyor. Çoğu iki katlı düzgün yapılmış evler. Sille’de yapı ustalarının çokluğu bu mahallede kendini gösteriyor. Her iki mahallede insan ilişkileri sıcacık, düzeyli. Yaşlılar birbirlerine konukluğa gidip sohbet ederken biz gençler ya da gençlik çağına yeni adım atanlar boş zamanlarımızda top peşinde koşturuyoruz. Boyacı tarlasındaki gençlerin oyun alanı Musalla mezarlığının içindeki boş bir alan. Sille mahallesinin gençleri ise tren yolu ile mahallelerinin arasındaki boş bir arsada oyun oynuyorlar.
Parsana olduğu gibi ekin tarlası. Göz alabildiğine verimli topraklar. Sille gırında müthiş kavun, karpuz yetişiyor. Beyşehir tarafından gelen tarihi Tuz-Deve yolu buradan geçip Aksaray’a doğru devam ediyor. Çoğunlukla Hocacihan’ lıların koyun sürüleri yayılıyor Parsana’ da. Kocaman demir yığını bir ekin makinamız var. Ekin işlerken deste atma işini bana yıkıyorlar. Çok zor bir iş. Bıçağın önüne dolan ekini almak için beldanatı her sallayışımda bir toz bulutu içinde kalıyorum. Düğenle buğdayı sürmek biraz kolay ama arpayı sürerken sıcak ve arpanın tozu yakıp kavuruyor insanı.
Sille yolu ile Malas caddesi arasında kalan bölgede iki büyük fabrika var. Halı fabrikasında bizim mahallenin kızları çalışıyor çoğunlukla. Tuğla kiremit fabrikasında ise çevre köylerden gelen gençler çalışıyor. Daha Uğurlu villalar ortada yok. Bizim köyden biri o bölgeye bir ev yaptırıyor. At arabası ile tuğla kiremit çekerek evini geçindiriyor. Köylüler dalga geçiyorlar adamla. “Gırın yüzüne ev yaptın, tilkiler yer seni” diye. Şehrin göbeğinde kaldı şimdi oralar. O yılları düşünüyorum, mahalle kavramı sıcak dostluk ilişkileri anlamına geliyor benim için. Birbirlerini görünce yüzleri gülen, selamlaşan, ayaküstü bile olsa hasbıhal eden insanlar. Bir evde hamur işi yapıldığında kokusu komşuya gitmiştir, diye düşünen insanlar. Meyvesini ekmeğini komşusuyla bölüşen insanlar.” demektedir.
Parsana çeşmesi bir asırdan daha eski bir tarihe sahiptir. Gödene taşından 1910 yılında yapılmış ve kitabesi olan bir çeşmedir. Çeşmeler Türk İslam kültüründe mahallenin temel taşıdır. Tatlı su kaynağı an olmanın yanı sıra insanlar için bir sohbet mekânı ve bir buluşma noktasıdır. Çeşme bugün Ahmet Hilmi Nalçacı Caddesi üzerinde hizmet vermektedir. Sille yolu kavşağı lambalarını geçince hemen 50 metre ilerde sağ taraftadır. Parsana camisine dönüş yapılan sokağın başında kaldırım üzerindedir.
Kitabesine göre, çeşme hicri 1328 yılında yani miladi takvimle 1910 yılında inşa edilmiştir. Tek cepheli bağımsız bir sokak çeşmesidir. Mimari yapı 2,18 m genişliğinde, 2,75 m yüksekliğinde ve 1,17 m derinliğinde dikdörtgen planlıdır. Ön cephesi kesme Gödene taşıyla kaplı olan çeşmenin sırt ve yan kenar duvarları kaba taş örgülüdür. Kitabe panosu ve musluk aynasında boz mermer kullanılmıştır. İmar çalışmaları esnasında yeri değiştirilen Parsana Çeşmesi bugün Nalçacı Caddesi’ne paralel vaziyette batıya cephelidir.
Teğet kemerli nişle düzenlenen çeşme tek lülelidir. Dikdörtgen ayna taşının üst kısmına takılmış bugünkü musluğu yenidir. Ayna taşı ortasında hafif çıkıntılı, yuvarlak bir silmeyle belirlenen orijinal lüle deliği ise kapatılmıştır. Bunun üzerinde üçgen çatılı küçük bir nişten ibaret su tası koyma yeri vardır. Altı taştan meydana getirilen çeşme kemeri, ön yüzleri profilli üzengilere oturmaktadır. Ayakların altında, düz ve pahlı silmelerle biçimlendirilmiş kaideleri vardır. Çeşme cephesi üstte basit bir saçak silmesiyle nihayetlendirilmiştir. (https://www.konyapedia.com/makale/2155/parsana-cesmesi)
Parsana Çeşmesi Osmanlı devletinin son döneminde yapılan çeşmeler grubundandır. Klasik şekilde teğet kemerli nişle düzenlenmiş cephe kompozisyonuna sahip Konya çeşmelerindendir. Çeşmenin kemer kilit taşına yakın, küçük dikdörtgen biçimli kitabe panosunda zemin oyma sülüs hatla kitabesi yer almaktadır. Kitabenin okunuşu şöyledir:
“Kıl sebeb bu çeşmeyi yâ Rabbenâ
Ehl-i hayrât bula Mevlâ’dan necât
1328”
Çeşmenin hayatın merkezinde olduğu günlerde mahalledeki sokak çeşmelerinden hem acı su hem de tatlı içme suyu temin edilirdi. Bugünkü gibi hazır şekilde evdeki her musluktan su akmıyor idi. Tatlı su satın alınabilen bir nesne değil idi. Yeri geldi çeşmeler üzerine türküler söyledik, ilahiler okuduk ve maniler yaktık. 1970’li yıllara kadar ev içlerine ve hayatlara merkezi hatlarla su bağlandı. Bu durumda bile çeşmeler yine de mahalle içinde sosyolojik işlevlerini devam ettirdiler. 1990’lı yıllardan itibaren ise kentleşme giderek artmaya başladı. Zamanla eski mahalle anlayışı yavaş yavaş ortadan kalktı. Çeşmeler günümüzde sosyolojik buluşma noktasını işlevlerini yitirse de hayır eseri olması ve ücretsiz tatlı su çeşmesi olarak işlevlerini aynı şekilde devam ettiriyorlar. Konya bu açıdan Türkiye’nin en gelişmiş ve zengin bir kentidir.
Çeşmeler Türk İslam medeniyetinin kapitalizme meydan okuyan bir toplum yararına adanmışlık eseridir. Ufacık bir şişe suyun bakkalda ve markette şu kadar liraya satıldığı suyu ücretsiz olarak ve kelimenin tam anlamıyla sevabına insanlara dağıtmak önemli bir adımdır. Kültürel miras eseri bu güzelliği yaşatmak her şeyden önce ecdadımıza karşı bir borçdur. Değerli okuyucularım tarihi nitelikteki eserlerimizin tamamı için 5 yıldır dile getirdiğim bir öneri var. Çeşmelere kitabelerinin anlamı ve hakkındaki bilgileri içeren dijital barkot konulmalıdır. Tüm tarihi eserler için 7/24 açık olan bir ihbar hattı ve koruma amaçlı kamera takibi devreye alınmalıdır. İhtiyaç duyulan adımları atacak kamu kurumu hangisi ise gerekli önlemleri almalıdır.